Sermaye = Yaşamı saymak

özet:
önce her an yeni şeyler var. sonra aradan bir şeyi işaretliyoruz, 1 diyoruz tekrar etmek istiyoruz… sonra bir anı önceki işaretle eş tutuyoruz, 2 diyoruz. sonra tanıdıkça saymaya başlıyoruz ve bir sermaye biriktiriyoruz. 3, 4, 5… sonra tanıyamaz ve sayamaz olduğumuzda buna arıza diyoruz. arıza tekrarlandıkça buna “düşman” diyoruz. sayamaz olduğumuzda o şeyi kaybetmişiz. kaybetme geçmişte olmuş, uzak geçmişle yakın geçmişi birbirinden ayırmış: yakın geçmiş halen tekrar edebildiklerimiz, sayabildiklerimiz, biriktirebildiklerimiz. uzak geçmiş ise tek olan, tekrarlanamayan, kaybedilmiş olan. yani tarih.

***

– Sermaye ne zaman ortaya çıkar?

– Bir şeyleri biriktirdiğimizde, hesabını tuttuğumuzda, saymaya başladığımızda.

– Peki bir şeyleri ne zaman sayabilir hale geliriz?

– Birbiriyle özdeş kabul edebildiğimizde.

– Peki öz nedir insan için öncelikle?

– Öznel olandır, yani yaşamdır.

– Peki yaşam nasıl ayrılır parçalara?

– Zamanlarına göre ayrılır, yani şimdi, bugün, dün, önceki gün, vb. şeklinde.

***

– 1 tane olan yaşam nedir?

– Şimdi yaşadığım olaya koyduğum bir işarettir.

– 2 nasıl ortaya çıkar?

– Şimdi ile geçmişteki zamanı özdeş tutarsam geçmiş zamanki işareti tekrarlarım ve 2 olur.

– 3 nasıl ortaya çıkar?

– Geçmişte 2 olmuş bir işareti şimdi yine tekrarlarsam 3 olur.

– Yani bir sermaye biriktirebilmem için gerekli olan nedir?

– Bugün ve geçmiş bir zaman arasında özdeşlik kabulü kurabilmem.

– Peki neden böyle bir özdeşlik kurarım?

– Çünkü geçmişte yaşadığım şeyi kaybetmediğime inanmak isterim.

– Peki kaybetmek nedir?

– Geçmişte yaşanmış bir şeyi gelecekte yaşayamayacak olmaktır.

– Peki geçmişte yaşadığım bir şeyi gelecekte yaşayabilir miyim?

– Yaşayamam.

– Peki kaybetmek nerededir?

– Geçmiştedir. Uzak geçmişi yakın geçmişte kaybetmişimdir.

– Uzak geçmiş yakın geçmişten nasıl ayırt edilir?

– Uzak geçmiş, kaybedilmiş olan geçmiştir. Artık sayılamaz, tek olan geçmiştir. Tarihtir. Yakın geçmiş ise kaybetmediğime inanmak istediğim geçmiştir. Saydığım, biriktirdiğim geçmiştir.

***

– Yakın geçmiş şimdi’den nasıl ayırt edilir?

– Şimdi varolur, yakın geçmiş ise düşünülür.

– Yakın geçmiş ve şimdi’yi nasıl özdeş kabul ederim?

– Varoluşu düşünceyle eşleştirerek. Varoluş aynı düşündüğüm gibiyse ikisi özdeştir.

– Peki eşleştirilen düşünce şimdi’ye mi aittir yakın geçmişe mi?

– Yakın geçmişe dair şimdiki düşüncemdir.

– Peki bu düşünce nereden çıkar?

– Düşünce şimdiki varoluştan çıkar.

– Yakın geçmişe dair düşünce de mi?

– Evet o da.

– O zaman bu düşünce kendi içinden çıktığı varoluşla mı eşleştirilir?

– Evet.

– Peki varoluştan çıkan bu düşünce ne zaman eşleşmeye uygun olur?

– Bir işaret olduğunda. Varoluştan çıkan düşünce ancak bir işaretse eşleştirilebilir.

– Yani yakın geçmişin şimdiyle eşleşmesi için bir işarete mi indirgenmesi gerekir?

– Evet, zamanı sayabilmek için yakın geçmişi bir işarete indirgememiz gerekir.

– Peki ya şimdi’ye dair düşünce?

– Sayabilmek için onun da bir işarete indirgenmesi gerekir.

***

– Peki ya şimdi varoldukça şimdiye dair yeni düşünceler üretmez mi?

– Üretir.

– Şimdi’yi sayabilmek için bu düşüncelerin hepsini aynı işarete mi indirgememiz gerekir?

– Evet.

– Peki şimdi’ye dair bu düşünceler saymak istediğimiz işarete uymadığında ne yaparız?

– Yeni işaretler uydururuz ve saymak istediğimiz işarete bağlarız.

– İşaretleri nasıl birbirine bağlarız?

– Anlatarak.

– Kime anlatırız?

– Kendimize veya saymak istediğimiz işareti bildiğine inandığımız birisine.

– Nasıl anlatırız?

– “İşte aynen o zamanki gibi” deriz veya “işte sana o zaman dediğim gibi” deriz.

***

– Peki ya anlattığımız kişi bunu kabul etmezse?

– O zaman anlatacak ve kabul ettirecek başka birini ararız.

– Bulamazsak?

– Anlatsak onaylayacağına inandığımız birini varsayarız. Uygun bir zamanda ona anlatmayı planlarız.

– Öyle birini bulamıyorsak, ona inancımızı yitirmişsek?

– O zaman anlattığımız kişinin kabul etmemesini de açıklamaya çalışırız.

– Kime?

– Öncelikle kendimize.

– Nasıl?

– Kabul etmeme olayını da işaretleyerek.

– Peki bu kabul etmeme işaretini saymak istediğimiz işarete nasıl bağlarız?

– Yine anlatmaya çalışarak.

– Kime?

– Kendimize veya saydığımız işareti bildiğine inandığımız birisine.

– Peki kabul etmeyen yine bu kişiyse?

– “işte o zaman da kabul etmemiştin” deriz, bu kabul etmemeye bir ad koyarız.

***

– Kabul etmeme işareti saymak istediğimiz işarete nasıl bağlanır?

– Bir yadsıma olarak.

– O zaman bu işaret de mi şimdiki varoluştan çıkar?

– Evet, hem saymak istediğimiz işaret, hem de onu yadsıyan işaret aynı varoluştan çıkar.

– Peki bir varoluştan birbiriyle çelişen iki işaret nasıl çıkar?

– Varoluş kendisiyle çelişiyorsa.

– Varoluş nasıl kendisiyle çelişir?

– Aynı anda iki ayrık biçimde algılandığında.

– İki ayrık algı nasıl aynı anda gerçekleşir?

– Biri bilinçte öbürü bilinçdışındadır.

– Bilinç ve bilinçdışı neleri algılar?

– Bilinç varoluştan saymak istediğimiz işareti çıkarır, bilinçdışı ise kabul etmeme işaretini.

– Kabul etmeme işareti bilince ulaşır mı?

– Evet, ama yadsınarak.

– Varoluştan çıkan bir işaret bilince ulaşmadan önce nasıl yadsınır?

– Doğru algılanır ama bilinçdışından geçerken yadsınır.

– Yadsınması nasıl mümkün olur?

– Saymak istediğimiz işaretle çelişmesiyle ve yine bir işarete indirgenebilmiş olmasıyla.

– Saymak istediğimiz işaretle çelişen tüm varoluş yine işaretlere mi indirgenir?

– Evet. Çelişmeyen işaretler doğrudan bilince gelir, çelişen işaretler de bilinçdışından yadsınarak gelir.

– Peki kabul etmeme olaylarını da sayabilir miyiz?

– Hayır, kabul etmeme işareti bilince doğrudan ulaşamadığı için sayılamaz. Sadece adlandırılır.

– Peki her sayma eylemi bir kabul etmeme işaretinin adlandırılmasıyla mı sonuçlanır?

– Evet.

***

– Peki kabul etmeme işaretlerini adlandıranlar, bir şeyleri saydıkları için mi böyledir?

– Muhtemelen.

– Neyi sayarlar?

– Yaşadıkları varoluşların tekrar ettiğine, edebileceğine inanmak isterler, kendi yaşamlarını sayarlar.

– Peki bu varoluşlar gerçekten tekdüzeyse, tekrar ediyorsa?

– Yaşam hiçbir zaman tekrar etmez.

– Peki ya görünüşler tekdüze ise?

– Görünüşteki tekdüzelik tekrar yanılsaması yaratmaz, aksine yaşamdaki farkları görmemizi kolaylaştırır.

– Fark nerededir?

– Varoluşta ve düşüncededir.

– Nasıl?

– Varoluş saf farktır. Şimdiye ve geçmişe dair şimdiki düşüncelerim arasındaki fark da şimdiki varoluşun saf farkından çıkar.

– Saf fark nedir?

– Düşünceyi hazırlayan geçici tözdür. Konuşmadan hemen önce kafamızdaki doluluktur.

– Varoluş nasıl sayılabilir hale gelir?

– Saf farkın işarete indirgenmesiyle.

– Bu indirgemenin başarısı nasıl garanti altına alınır?

– Saf farkın tek seferde iki çelişkili işarete indirgenmesiyle.

– Bu çelişkili indirgeme nasıl mümkün olur?

– Şimdi saymak istediğim işaretle çelişen işareti bilinçdışımda algılar ve yadsırım.

– Bu bilinçdışı yadsıma bir olumsuzlama mıdır?

– Olumsuzlama değil, dışarıda bırakmadır.

– Bu şekilde “dışarıda bırakılan” işarete ne olur?

– “Öteki” olarak işaretlenir ve adlandırılır.

– Ben ve öteki arasındaki ayrım, algılamadaki çelişkiden mi kaynaklanır?

– Evet.

***

– Varoluşu çelişkisiz olarak algılamak mümkün müdür?

– Hayır.

– Neden?

– Çünkü her varoluş anında ben ve öteki ayrımı vardır.

– Peki yaşamı saymamak mümkün mü?

– Evet.

– Nasıl?

– Şimdiye ve yakın geçmişe dair düşünceyi eşleştirmeyerek.

– Nasıl olacak?

– Ötekini gösteren işareti adlandırmayarak veya her seferinde yeniden adlandırarak.

– Neden?

– Böylece “kabul ettirmek, onaylatmak” imkansız olacak, çünkü kabul ettirilecek bir işaret olmayacak.

– Sonra?

– Böylece şimdiki varoluştan çıkan farklı işaretleri tek bir işaretle özetlemek de imkansız olacak.

– Ve?

– Tek bir işarete indirgenerek 1 yapılamayan şimdi, yakın geçmişte işaretlenmiş herhangi bir sayıya eklenemeyecek.

– Peki o zaman sayılara ne olacak?

– Yaşam sayılamayacak ama düşünceler yine sayılabilir.

– Yakın ve uzak geçmiş farkına ne olacak?

– Yakın geçmiş diye bir şey olmayacak. Bütün geçmişler uzak olacak. Şimdi, bir an sonra uzak geçmiş olacak, yani tarih olacak.

– Gelecek ne olacak?

– Yaşamı sayanlar için gelecek, kaybedilmediğine inanılan yakın geçmişin bir uzantısıdır. Bu yüzden kazalar, felaketler olur. Bunlardan korkulur. Risklerle dolu bir gelecektir. Yaşamı saymayanların geleceği ise bütünüyle belirsizdir, saf bir tesadüften ibarettir. Ne kaza, ne felaket, ne de korkulacak bir şey vardır. Risk tanımsızdır.

***

Işık Barış Fidaner

1 Comment

Filed under makale

One response to “Sermaye = Yaşamı saymak

  1. Pingback: Aslında yazmamızla ölmemiz arasındaki ilişki | YERSİZ ŞEYLER