geliştirici

(postmodern yabancılaşma)

şimdi bu şemanın somut uygulaması şöyle bişey:
— bir konuşmanın tıkandığını fark ediyoruz.
— kırmızı bölgelerden hangisinde olduğumuza karar veriyoruz ve siyah okları izleyerek konuşmayı yeni bir zemine taşıyoruz

örneğin
* komplo teorisi kuruluyorsa “istismar” çıkmazına girmişizdir. savunulan fayda/lüzumu somutlayarak “yetki”ye ulaşmamız lazım.
* çıkar çatışması görüntüsü oluşmuşsa “bencillik”teyiz, savunulan özgürlüğün ne olduğunu somutlayarak “beden”e ulaşmamız lazım.
* biri bizi kimi zaman “ciddiyete davet ediyorsa” kimi zaman ise “eğleniyor muyuz” diye kontrol falan ediyorsa o zaman “modern yaşam” alanındayız demektir. yani görünüşteki ciddiyet çağrısı “istismar” problemini, eğlence denetimi ise “bencillik” problemini örtmek için yapılıyordur.. bu durumda somut olarak ortaya çıkmış bulunan “yetki” ve “beden” arasındaki çapraz bağlantıları göstermemiz lazım. bu beden bu yetkinin altını nasıl dolduruyor? cevap: “irade”. bu yetki niye bu bedene verilmiş? cevap: “sistem”.
* irade/sistem ikilisi sonra beraberce dönüp çapraz bağlar üzerinden yetkiler-bedenler arasındaki hegemonik dengeleri değiştiriyor, ama resmi/özel ayrımını içselleştirmiş modern birey bunun farkına bile varmıyor…
* “geliştirici” ise zihninde sistem ve iradeyi birleştiriyor. bu ikisinin aynı şey olduğunu biliyor. böylece iş-eğlence ayrımı da ortadan kalkıyor ve aynı sebeple toplumsal değişim görünür hale geliyor.

***

“normal” insanlarda tepki uyandıran kliktivizm ve teşhircilik, sırasıyla “bedensiz bir yetki”nin ve “yetkisiz bir beden”in saflaşmış görünüşlerini oluşturuyor. yarattıkları tepkinin sebebi ise modern bireyin pratik ideolojisinde iş ve eğlenceyi birbirinden ayırarak “kliktivist bir teşhirciye” dönüşmüş olması.

***

logo/tasarım/ikon/vb denen şeyler de birer “beden” oluşturuyor. (lacan, “ego, bilinç denen imgedeki bir nesnedir” diyor, tam da şimdi okuduğum 2. seminerinde)

“marka” denilen bedenler yetkilere bağlanıp iradeleri dondurmaya çalışıyor, (suç “alette”)
diğer kimi bedenler ise iradelere bağlanıp yetkileri eritmeye çabalıyor… (“suç” alette)

buna karşılık kimi yetkiler doğrudan bedensel keyfiyetle kullanılırken,
kimi yetkiler bunun altında yatan sistemsel lüzumları görerek kullanılıyor.

(lüzum=katı ve keyfiyet=sıvı ise, bu ikisini kayalıklar ve ona vuran dalgalar gibi de düşünebiliriz)

***

bir beden’in karşısına, yetki’sinin altında kalan irade’nin keyfiyeti olarak çıkmak…
(örnek: “ben (y) abinle gelen (x).niye telefona bakmıyorsun” veya diyelim ki marka olarak THY’nin boykot edilmesi de bu kategoriye giriyor)

bir yetki’nin karşısına, beden’inin farkına varmadığı sistemik lüzum olarak çıkmak.
(örnek: basın özgürlüğünü böyle ezmeyi sürdürürseniz kaçınılmaz sonuçlar şunlardır…)

yani sıvıya karşı sıvı, katıya karşı katı diyebiliriz :)

***

istismar probleminde
yetki elde edilirse “mutlu hacker” olunur ve hemen kliktivizme başlanır (bedeninin sistemik kısıtıyla (hacke gidip hacklenmek mesela) karşılaşıncaya dek)
yetki elde edilemezse komplo teoriciliği oluşur (gizli efendi = bu lüzumlar kayalığının altındaki “tekil keyfiyet”) (ABD falan mesela, artık nasıl niteleniyorsa)

bencillik probleminde
beden olunabilirse hemen kimliklenmeye-teşhire başlanır (yetkinin iradi kısıtıyla (ününü yitirmek mesela) karşılaşıncaya dek)
beden olunamazsa kadercilik oluşur (kader = bu keyfiyetler denizini belirleyen “tekil lüzum”) (milletimizin iyi/kötü kaderi mesela, artık nasıl anlatılıyorsa)

“din” denilen şey genelde bu komplo teoriciliği ve kadercilikten beslendiğine göre bunlara karşı “bilim” veya “evrim” diye bişey söylemek yerine, belirli “beden” veya “yetki” problemleri olarak görüp ele almak daha mantıklı.

o zaman belki şöyle denebilir,
dijital okuryazarlık, kaderciliğe karşı… (kaderini kendin oku-yaz :) )
hukuki mücadele, komplo teorilerine karşı… (hak verilmez alınır)

***

yetkiyi özgürleştiren bedeni değil onun altında yatan sistemdir
(“özgürlük zorunluluğun bilincidir” spinoza/schelling/engels (?))

bedeni özgürleştiren yetkisi değil onun dayandığı iradedir
(“tanrı yoksa her şey yasaklanmıştır” zizek)

aksi halde
yetki, fayda peşinde kendini suçladıkça canavarlaşan süperego döngüsüne kapılır
beden, başarı peşinde kendini kaybeden bir puan yarışına kapılır

o zaman da,
yetki=baskı=silah olur,
beden=puan=para olur,
ve bu ikisi beraberce kapital’i meydana getirirler…

***

irade ve sistem ayrımı, sözel/sayısal ayrımına tekabül ediyor.

irade, akışkan fakat karmakarışık bir overdetermination olarak, mevcut yetkiler üzerinde belirleyici. fakat iradenin değişimi ancak bedenler aracılığıyla ve kısmi olarak mümkün. bunun en saf örneği halkla ilişkiler faaliyetleri.

sistem ise bir nevi matematik gibi, işleyiş biçimlerini belirtiyor. bedenler bu ilkelere göre davranıyor, ama sistem’deki değişim ancak yetkiler aracılığıyla mümkün. bunun en saf örneği, finans kapitalde çalışan analizciler.

***

bir parantez:

belki internet’in “korku veren” (bağımlılık, kliktivizm, teşhircilik
gibi adlarla anılan) yanını solaris gezegenine benzetebiliriz (hatta
belki kapitalizmi de)

yaşayan ve giderek büyüyen bir okyanus… biz onu keşfetmek, anlamak
için geliyoruz, o ise anlama ve denetleme çabalarımızı boşa çıkarıyor,
zayıflıklarımızı cisimleştiriyor, karşımıza “sanal arkadaşlar”
çıkarıyor, giderek daha fazla içine çekiyor, vb… canlı bir “ayna”.

“We don’t need other worlds. We need mirrors.”

1972 tarihli film: http://divxplanet.com/sub/m/2530/Solyaris.html

2002 tarihli film: http://divxplanet.com/sub/m/56/Solaris.html

roman: http://en.bookfi.org/book/253238

***

şemaya şu iki terimi ekledim:

yetki’nin eksiği “arıza”
beden’in eksiği “ihtiyaç”

arıza ve ihtiyaç, bağlamları görülmeden birbirinden ayırt edilemez, böylece ikisi birleşerek yetki ve beden arasında bir kısa devre oluşturur.

arızanın bağlamı sistemdir,
ihtiyacın bağlamı iradedir.

geliştirici, (veya “özel görelilik”)

1) ihtiyacı irade içinde varolan bir atom olarak görür,
(iktidar ise iradeden, muhalefet ise ihtiyaçtan yana saf tutar)

2) arızayı sistem içinde varolan bir atom olarak görür,
(white hat ise sistemden, black hat ise arızadan yana saf tutar)

hacker, (veya “genel görelilik”)

1) ihtiyacın kendi başına varolmadığını, iradenin bükülmesinin bir görünüşü olduğunu bilir

2) arızanın kendi başına varolmadığını, sistemin bükülmesinin bir görünüşü olduğunu bilir

3) ihtiyaç ve arızayı ayırt edenin sadece bağlamları olduğunu, yani irade ve sistemde varolan bükülmelerin aynı bükülmenin iki yüzü olduğunu bilir.

yani hacker açısından sadece “bükülme” vardır. sistem ve irade, bükülmenin bağlamlar olarak dışsallaşması, arıza ve ihtiyaç ise bu bağlamlar karşısında yeniden atomlaşmasıdır.

yetki ve beden, bu atomlaşmanın irade ve sistem bağlamlarını zemin alarak yapılaşmalarıdır.

yetki yapısı irade bağlamını zemin alır, beden yapısı sistem bağlamını zemin alır.

yetki karşısında beliren “arıza”, sistem zemininden görünen bükülmedir.

beden karşısında beliren “ihtiyaç” ise irade zemininden görülen bükülmedir.

yapısallık,

yetkiler ve bedenler olarak, iki ayrı yapı olarak kurulur.

tarihsellik,

önce yapısallıkları kesiştiren bir düğüm/atom/eksik olarak belirir,

sonra arızalar ve ihtiyaçlar olarak, sistem ve irade bağlamlarında beliren iki ayrı “kuvvet” olarak ayrışır.

yani yapısallığın eksiği, tarihsellik tarafından bölünmüştür.

diyalektik,

tarihselliğin böldüğü “eksik”in, aynı “bükülme”nin bölünmüş bağlamlar açısından gözüken iki yüzü olmasıdır.

böylece diyalektik, tarihselliğin yapısallık karşısında gerçekleştirdiği separation’ı “unseparate” eder.

böylece sistem’in ve irade’nin “bükük” bağlamları dolayımıyla, yetkiler yapısı ve bedenler yapısını karşılıklı “reconciliate” etmiş olur, “ihtiyaç” ve “arıza”nın spekülatif birliğini ilan eder.

bu noktada artık “sistem” ve “irade” arasındaki ayrım aşılmıştır.

diyalektik,

yetki karşısında arıza,
beden karşısında ihtiyaç biçimini alır.

bu yolla bu iki yapısallık üzerinde operasyonlar gerçekleştirir.

***

yetki-beden-irade-sistem dörtlüsünün orta yerinde “semptom” yer alıyor. semptomun bu dört terim açısından görünüşleri şöyle:

yetki açısından geçerlilik/geçersizlik
beden açısından açlık/tokluk

irade açısından kararlılık/dağınıklık
sistem açısından akış/akamayış

semptomun bu dört görünüşü arasında kurulan kısa devreler ve çeviriler, ‘değer’ kavramını ve para somutlamasını meydana getiriyor.

***

bir ilginçliği paylaşmak istedim:
bu şemayı size gönderdikten bir süre sonra şaşırarak fark ettim ki benzer kavramları alain badiou da tartışmış ve benzer bir şemaya yerleştirmiş…

alain badiou – 1982 – theory of the subject (son sayfalarında):

bu resmin sol yarısını alt-üst edip ayna görüntüsünü alırsak benim şemanın ortasındaki dörtlü oluşuyor:

eşleşmeler şu şekilde:

yetki = superego
irade = courage
beden = anxiety
sistem = justice

yatay bağ = real connection:
yetki+beden = modern yaşam = algebra of placement (psi)
irade+sistem = geliştirici = topology of forcing (alpha)

çapraz bağ = conceptual connection:
yetki—sistem = subjective process
irade—beden = subjectivization

komplo teoriciliği =?=> scepticism, nihilism
kadercilik =?=> dogmatism, fatalism
(anlamları benziyor ama yerleri ters dönmüş)

dikey ilişki = imaginary connections:
yetki // irade = dogmatism
beden // sistem = scepticism

dört terime takılan “etik” tutumları şöyle adlandırmış:

yetki (kliktivizm? “bu lüzum”) => resignation (kingdom of necessity – fatalism)
irade => Prometheus (confidence)
beden (teşhir? “bu keyfiyet”) => discordance (kingdom of freedom – nihilism)
sistem => praise (belief)

ateistler bunu da açıklasın :)

***

bu sefer de şemayla ekonomi-politiği ikiye yarmışım diye görüyorum:

— ortadaki dörtlü aktüel ekonomik sirkülasyonu gösteriyor, çapraz çiftler kabaca üretim(yetki-sistem) ve tüketime(irade-beden) tekabül ediyor, sol çiftte ve sağ çiftte üretimle tüketim arasındaki ideolojik bağlar var…(sol çiftte üretim üstte, sağ çiftte tüketim üstte) mevcut hegemonik durum(=state=devlet) ve değişimleri bu orta dörtlüde bulunuyor.

— birçok yetki, birçok beden olabilir, bunlara bağlı birçok irade ve sistem olabilir. çapraz bağlar many-to-many olarak farklı düzeyleri (birey-toplum-ülke-dünya-cemaat-altkültür-vb) birbirine bağlayabilir…

— dış kısımdaki “tüketici-kullanıcı-oyuncu” ise bir nevi “yedek işsiz ordusu” olarak ortadaki mevcut durum üzerinde virtüel bir kuvvet oluşturuyor.. kullanıcı ve oyuncu, “işsizliği” ikiye yarmış oluyor: toplumsal üretime katılma problemi (“milli menfaat”) anlamında “kullanıcı” ve geçinme-varolma problemi (“ekmek parası”) anlamında “oyuncu”. tüketici ise henüz interpellate olup bu virtüel “orduya” katılmamış kısmı ifade ediyor. (bu arada bildiğimiz internet kullanıcısı ve dijital oyuncu da bu kapsama giriyor, çünkü kullanım=üretim ve puan=maaş)

— dış kısımdaki kuvvetler, sürekli yeni yeni yetkileri ve bedenleri piyasaya sürüyor. aynı zamanda belirli yetki (akp) ve bedenleri (tayyip) aşırılaştırabiliyor. örneğin türkiye’de tayyip gibi figürlerin gücü “tüketici–>oyuncu” dönüşümünün bir sonucu. ama “oyuncu”da bir tıkanma oluşmuş, çünkü “oyunun kuralları” pek değişememiş (inşaat sektörü)…

— aktüalite orta dörtlüde olduğu için bizim dış bölüme doğrudan bir etkimiz olamaz. allahın varlığını yokluğunu falan tartışmak bu yüzden anlamsızdır. allah vb bilinçdışında (şemanın dış kısmında) varolur, onu ancak dolaylı olarak (orta dörtlüde dolaşarak) etkileyebiliriz. peki nasıl?

— üretim/tüketim geçişini oluşturan ideolojik bağlar üzerinden, yani yetkileri iradelerle birleştiren / bedenleri sistemlerle birleştiren “ofis”ler, “ev”ler, “sokak”lar vb üzerinden. bu ofis ve evlerden (okullardan vb) binlerce ve çeşit çeşit varolmasına rağmen herkesin bu sözcükleri tekil olarak kullanması ideolojik (bağlamsal) dayanak sağlayıcı anlamlarını gösteriyor. örneğin işyerindeyim veya şirketteyim değil de “ofis”teyim veya “okul”dayım diyorsak, “ofis” veya “okul” kelimeleri birer overdetermined signification olmuş demek. yani yetki/irade ikilisini veya beden/sistem ikilisini birbirine bağlayan ideolojik bağlar bunlar ve “tüketici-kullanıcı-oyuncu”luklar üzerinde ancak bu yolla etkide bulunabiliyoruz (mesela bir kullanıcıyı/oyuncuyu eleştireceksen onun “ofis”le/”okul”la ilişkisini sorgulaman gerekir. kendi ideolojik rolünü bu gösterenin içine saklamıştır). şu ofisten bu ofise geçerek “takım oyuncusu” olunuyor vb. ve insan eğer “takım oyuncusu”laşmışsa gidip “ofis”lerin significationına, yani mevcut ideolojik yapılanmaya güç veriyor (“okul”ların kendilerini signify etme çabalarına bugünlerde bolca tanık olduk)…

***

otobüs duraklarında ofis/okul/köprü vb. gibi “singleton” isimler kullanılıyor. yani kullanıldığı dilde tek bir tane olduğu için “bir okul / okullar” olarak söylenmeyen isimler. yani her mahalle, hayatı o mahallede geçen kişilerin verdikleri isimle anılıyor. bir mekanın ismi, oranın “yerli dili”nde konmuş oluyor.

***

— “seks işçiliği” beden’deki bir çıkmaz,
— “zulüm işçiliği” olarak polislik yetki’deki bir çıkmaz

— sağdan sol aşağı çapraz üçlü:
oyuncu – beden – irade
oyuncu – avatar – oyun ruhu
baba – oğul – kutsal ruh

— acaba öbür çapraz üçlü nedir?
kullanıcı – yetki – sistem
***
— yetki=kod diyebiliriz: yazılım kodu / hukuk kodu / genetik kod / molekül yapısı

— o zaman irade=kodun işlemesi olur: programın çalıştırılması / yasanın uygulanması / DNA-RNA-protein dönüşümleri / kimyasal reaksiyonlar

— (biyolojik) virüs, iradesiz bir yetkidir, virüs kodunu eşleyecek olan irade dışarıdan gelir.

— canlı hücre, yetki+beden’dir.
— beden, yetki=kod ve onu işleten iradeyi birleştirir.
— yetki=genetik kod ise bedenler ve sistem’i yani bireyler ve ekosistemi birleştirir.

o zaman yeni dörtlü şöyle:

yetki/irade + beden/sistem
kod/işleyiş + canlı/ekosistem

***

Işık Barış Fidaner

Leave a comment

Filed under şey

Comments are closed.