özne yüklem nesne

ilginç bir şey:

ingilizcede “özne yüklem nesne” diye konuşuruz,
türkçede “özne nesne yüklem” diye konuşuruz ya,

yan cümleler de nesne’den çıktığı için ingilizce cümleler “özne yüklem (özne yüklem nesne)” diye kolayca uzatılabilirler,

türkçe cümleleri uzatırken ise “özne (özne nesne yüklem) yüklem” gibi biraz daha zorluk ve belirsizlik yaşarız.

makineleri düşünelim… “start-code header payload” diye konuşuyorlar, yani “yüklem özne nesne” diye konuşuyorlar, çünkü özne ve nesnenin söylenebilmesi ancak yüklemin en baştan belirlenmesiyle mümkün.

şimdi (ingilizce konuşan) geliştiriciler makinelerin dilinde “özne”yi başa almaya çalışıyorlar, ama özne’nin yüklemden önce gelebilmesi, ondan bağımsızlaşması için “ontoloji”ler oluşturulması lazım. ingilizcedeki mevcut “özne”liği işgal etmiş bulunan şirketleri ve bireyleri makineler aracılığıyla konuşturabilmek için ontolojiler kurup ortaklaştırmaya çalışıyorlar. “özne yüklem nesne” sırasını kurabilirlerse makineleri kendileri gibi konuşturabilecekler. ama “nesne” yine sonda olduğu için, ait olabileceği “sınıf”lar yüklem tarafından belirlenmiş durumda, alt-sınıfların üst-sınıflara payloadlarla ardıl olarak eklemlenmesi de aynen korunacak.

biz türkçe konuşan geliştiriciler açısından ise daha zor bir iş var, o da nesnenin yüklemden önceye alınması meselesi. yani “özne”si bilinen, fakat “yüklemi” bilinmeyen bir nesne, dolayısıyla “sınıfsız” bir nesne, yani amacı-maksadı henüz netleşmemiş, beklentilerle kısıtlama altına alınmamış, aynı zamanda dallanarak büyümeye-genişlemeye de izin veren bir “generic payload” yapısına ihtiyaç var. yani iç içe eklenerek gelişen “generic payload”lar olacak fakat henüz “yüklem” yani bu durumda “end-code” gelmemiş olduğundan neye hizmet edeceklerini bilmeyecekler. bir “ontoloji” böyle bir nesneyi ifade edemez. ayrıca “veri” sözcüğünün gerçek anlamını ancak böyle generic/yapılaşmamış/sınıfsız bir nesne karşılayabilir.

türkçe bir cümlede yüklem sonda olduğu için, konuşanın cümlesi uzadıkça konuşanın tavrından, söylediklerinden yüklemin ne olacağını çıkarmaya, tahmin etmeye çalışırız. ama sonuçta yüklemi biçimlendiren de bu tahmin etme olur… çünkü konuşan kişi de nesneleri sıraladığı süre boyunca bu tahmine, yüklemin hazırlanmasına katılır. yüklemi değiştirebilir, üç nokta deyip bırakabilir veya bu duruma uygun yeni/saçma bir yüklem uydurabilir… bu da yüklem öncesinde sayılıp dökülen nesneleri belirsizleştirir, sınıfsızlaştırır.. bu yüzden nesneler yüklemlerin önüne geçer, konuşmalar muhabbete dönme eğilimine girer, düşünce akışımız duygusal etkilere ve serbest çağrışıma daha açıktır…

belki “doğal hackerlar” olmamız da bundan kaynaklanıyor. yüklem henüz gelmediği için nesneleri değiştirebiliyoruz, yüklemler nesnelerde içeriliyor ve nesneler yüklemleşiyor, bu yüzden doğrudan kelimelerin kendisi olumlu/olumsuz anlamlar ve duygularla yükleniyor. mesela türban/başörtüsü gibi… tabi bu da “nesne” kullanımlarına aşırı duyarlılık ve “bayrağa nasıl bez dersin” tarzında tamamen çağrışımsal fakat güçlü tepkilere yol açabiliyor. doğrudan dilin kendisi, kullanılan kelimeler tavırla yükleniyor.

“yüklemden önce gelen öğe vurgulanır” kuralı geçerli: ingilizcede özne, türkçede nesne.

o zaman, böyle bir dilde yaşadığımıza göre, türkçede kullandığımız bu sınıfsız/anlam yüklü/akışkan nesneleri ifade edebilecek “çağrışımsal” bir makine dili yaratmamız lazım…

***

yazdıktan sonra şunu düşündüm:
acaba sosyal medyayı gramatik bir işlem gibi görebilir miyiz?

sosyal medya, “want me url” gibi ters cümlelerle konuşan makinelere, avatar-profil-beden-kimlik oluşturma sayesinde “barış likes this” türü cümleler kurdurtmanın bir yolu oldu. böylece “internet aynası” insanın dil yapısına adapte olmuş oldu…

şimdi bizim sosyal medyayla problemimiz sanki “özne”den çok “yüklem”le ilgili, her öznenin hemen ardından yüklem gelmesiyle, türkçede olduğu gibi öznelerin yüklemsizce yan yana gelememesiyle, her iki öznenin arasına bir yüklem sokulmasıyla, aynı nedenle yüklemlerin öznelerin arasında kalması ve yan yana gelip birleşik eyleme dönüşememesi: mesela “x likes that y likes z” diyebiliyoruz ama “x, y’nin z’yi sevmesini sevdi” diyemiyoruz. “sevmesini sevmek” ingilizce nasıl denir? :) yani “like/poke/friend” vb bu kalıplar dili kısıtlıyor. belki de bunlar geçici placeholder’lardır.

mesela şöyle cümleler kurabilen bir medya düşünün
“meraklı vedat dünkü maçta jaleye sordu uydular nasıl planlanmıştır” :)

Işık Barış Fidaner

1 Comment

Filed under şey

One response to “özne yüklem nesne

  1. Pingback: Redundancy üzerine bir not | YERSİZ ŞEYLER