Yıkım mantığına karşı ‘kendi-için zaman’ — Emek Dünyası

Tahsin Yücel’in 1992’de yayınlanan Peygamberin Son Beş Günü romanının baş karakteri, ‘peygamber’ lakaplı yaşlı bir ‘marksçı ozan’ olan Rahmi Sönmez, bir gün bütün kitaplarını satmaya karar veriyor. Kitapçı soruyor:

— ‘Neden satıyorsun? Çok mu sıkıntıdasın?’
— ‘Hayır, sıkıntıda değilim, kitap artık tarihe karışıyor da ondan satıyorum’, dedi Peygamber, her işin püf noktasını bilen insanlar gibi gülümsedi gene. ‘Devrimci gençler geleceğin kitapsız da kurulabileceğini gösterdiler bize. Çağa ayak uydurmasını bilmek gerek.’

Kitapçının önerisi üzerine Peygamber, kitaplardan tek bir tanesini anı olarak yanına alıyor, karısı Feride’nin, Marx ve Lenin’in fotoğraflarını da ayırıyor. Sonra…

‘Sonra geri döndü, dipteki koltuğa kurulup bir Marlboro yaktı, kitapçının yanında getirdiği iki delikanlıyı izlemeye başladı: kim bilir kaç kez tozlarını alıp özenle yerleştirdiği, her birinin üzerinde saatler geçirdiği, her birinin yerini gözü kapalı bulduğu kitapları yirmişer otuzar alıp kapıdaki kamyona götürüyor, düşürdüklerine başlarını çevirip bakmaya bile gönül indirmiyorlardı. İşin tuhafı, kendisi de bundan acı duymuyor, kitapları böyle umursamazca taşımalarını kendisini hiç mi hiç ilgilendirmeyen, hatta gerçekdışı bir olayı izler gibi izliyordu. (…) Peygamber, sanki devrimci eylemin başlaması odadaki son kitabın da yüklenip götürülmesine bağlıymış gibi, taşımanın sona ermesine sevindi. (…) Kamyon ağır ağır uzaklaşmaya başlayınca, kitapları, kitapçı dostu ve adamları bir başka yere doğru değil de bir başka zamana doğru yol alıyormuş gibi bir duygu uyandı içinde. Kendi zamanında kalmanın rahatlığıyla derin derin soluk aldı.’

Acaba nasıl olmuştu da bu marksçı ozan kitaplarını satmaya karar vermişti? Daha önemlisi: peygamber bu kararıyla ‘zaman’ı nasıl ikiye bölebilmişti (aynı Musa’nın denizi bölerek kendine yol açması gibi)?

Yani nasıl olup da ‘kendi zamanında’ kalmanın rahatlığı içinde, çok sevdiği kitaplarını ‘bir başka zamana’ gönderebilmişti? Bu iki zaman arasında oluşan ve ikinciyi ‘gerçekdışı’ yapan fark neye dayanıyordu? ‘Çağ’ dediği neydi ve ‘ayak uydurmak’ ne anlama geliyordu?

Özellikle 1980 travması etrafında günümüzde halen güncelliğini koruyan bu sorular üzerine düşünmek için Peygamberin Son Beş Günü’nü okumaya değer.

Peygamber’in marksçı akıl yürütmelerinde ‘devrim öncesi yıkım mantığı’ olarak nitelediği çağımızı ‘1980 sonrası’ olarak da adlandırabiliriz. ‘Devrim öncesi’ olup olmadığı tartışılır, ama o gün bu gündür tam bir ‘yıkım mantığı’ içinde yaşadığımız aşikar.

Bu çağı ve ‘peygamberlik’le olan alakasını özetlemeye çalışalım:

Sistem herkesi tutarsızlığa sevkediyor. Her yana kurulmuş tuzakları görüyoruz ama yine de düşmekten kendimizi alıkoyamıyoruz. En uzak insandan en yakınımızdaki insana kadar herkesin günahlarını görüyoruz, bazen yüzlerine de vuruyoruz, ama çıkış bulamıyoruz. İnsanları ve kendimizi beğenmiyoruz, ama bu beğenmemenin kendisini de beğenmiyoruz… İnsanlar artık ‘böyle bir dünyada ayakta kalmak için heralde peygamber gibi olmak lazım’ diye düşünmeye başlıyor. Her yerde tutunulacak tutarlı insan arayışı var. ‘Peygamber figürü’ denebilecek kişilikler siyaseti belirler olmuş. ‘İlk taşı günahsız olanınız atsın’ denecek durumlar yaşıyoruz neredeyse her gün…

Bir başka anlatımla:

Herkes ‘kendi zamanlarına’ çekildikçe ‘başka zamanlar’ gerçekdışılaştı. Ve bu gerçekdışılaşma karşısında ‘kendi zamanlarımızı’ korumak-kollamak ve yenilemek durumunda kaldık. Fakat bunu ‘başka zamanlara’ dayandırdığımız ölçüde çözülüp parçalandığımız ve hayal kırıklığı yaşadığımız için artık ‘bütünüyle kendimizin’ olan zamanlara gereksinim duyduk. Yani zamandaki başkalaşma karşısında ‘kendinde zaman’larımızın parçalanması, ‘kendi-için zaman’larımızı icat edip sürdürmemizi gerekli kıldı. İşte bu romanın kahramanı da kendi yarattığı ve sürekli yeniden kurduğu bir ‘kendi-için zaman’ içinde yaşıyor.

Peygamber Rahmi Sönmez, kanımca ‘yıkım mantığı’nın ‘gerçekdışı’ zeminine dayanan çağımızda eylemde bulunabilmek için gerek duyulan etik/politik prototipi yansıtıyor.

Işık Barış Fidaner

(Emek Dünyası, 6 Ağustos 2012)

2 Comments

Filed under makale

2 responses to “Yıkım mantığına karşı ‘kendi-için zaman’ — Emek Dünyası

  1. Pingback: Emek Dünyası yazıları | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: Yıkılış mantığına karşı “kendine-göre zaman” | YERSİZ ŞEYLER