Hacker nedir?

(postmodern yabancılaşma)

Hacker nedir? Hacker’lık, sistemi hedef alan bir iradedir diyebiliriz. Fakat bu noktaya ulaşmak için en baştan başlamamız gerekiyor. Tarif edilen kavramları şema üzerinden takip edebilirsiniz:

Tüketici ve bağımlılık problemi

Sistemleşme içine giren insanın ilk aldığı konum tüketiciliktir. Tüketicilik, mevcut tüketim pratiğini bir gelenek gibi devralmak ve sürdürmek anlamına gelir. Tüketici, kendi varlığı ve sistemin varlığı arasında bir ayrım yapmaya gerek duymamıştır. Tüketici yaşantısı iyilik ilkesini benimser, dümdüz akan bir nehir gibi kendini tekrar eden bir devamlılıktan ibarettir. Tüketici, yaşantısı üzerinde ne kendi gösterdiği varlığı ne de yabancı etkileri hesaplar. Tüketici, hedefi olmayan bir gemidir, bu yüzden hiçbir rüzgar ona yardım etmez.

Tüketicinin arzuları işlemez olursa, yaşantı akışı kesintiye uğrarsa, artık kendisini bir bağımlı olarak algılamaya başlar. Bağımlı, artık kendini bir lüzumun veya bir keyfiyetin penceresinden görebildiği için kararlılığını kaybetmiş olan tüketicidir. Bağımlı, ya kendi varlığını lüzumsuz bularak bir kullanıcıya dönüşecektir, ya da kendi yaşamını keyifsiz bularak bir oyuncuya dönüşecektir.

Kullanıcı, istismar problemi, komplo teorileri

Kullanıcı, tüketicinin bir lüzum yoluyla kendini aşması ile ortaya çıkar. Dolayısıyla, kullanıcı, fayda ilkesini benimsemiştir, yaşamını faydalı olmak üzerine kurmak ister. Fakat henüz hedeflediği bu faydanın hangi lüzuma dayandığını netleştirmemiştir, yani “genel fayda”yı hedefler, dolayısıyla arzusu değişkendir. Şu veya bu dava veya gereklilik arasında yer değiştirebilir.

Kullanıcı, yani genel fayda ilkesi, kendi lüzumunu tanımlamadığı için başka lüzumları da tanımlayamaz. Bu nedenle, başka başka lüzumlarla karşılaştığında onları istismar olarak görür. Aynı nedenle kendisi de diğer kullanıcılara istismar olarak görünecektir. Genel faydayı hedefleyen lüzumlar arasında oluşan başkalık, böylece kullanıcı yaşantısının diğer yüzü olan istismar problemini meydana getirir.

İstismar problemi, bütün başkalığı lüzumlar arasına sıkıştırdığı için, bütün keyfiyetin tek bir elde toplandığı sanrısına, yani komplo teorileri kurulmasına yol açar. İstismar meselesinin çözümü, kullanıcının genel fayda hedefinden vazgeçerek belirli ve tanımlı bir lüzum yoluyla belirli bir faydayı hedefleyen bir yetki altına girmesiyle mümkün olacaktır.

Bağımlının bir lüzum yoluyla genel fayda hedefine yönelerek kullanıcı olduğunu söylemiştik. Buna paralel olarak, bağımlı, bir keyfiyet yolunu da izleyebilir. Bu durumda, genel başarıyı hedefleyen bir oyuncu olacaktır.

Oyuncu ve bencillik problemi, kadercilik

Oyuncu, tüketicinin bir keyfiyet yoluyla kendini aşmasıyla ortaya çıkar. Yaşamını başarılı olmak üzerine kurmuştur. Fakat hedeflediği bu başarının hangi keyfiyete dayandığı belli değildir, yani genel bir başarı hedefi vardır. Bu nedenle oyuncunun arzusu da kullanıcınınki gibi değişkendir ve farklı keyfiyetler, geçici hevesler arasında gelgitler yaşar.

Oyuncu, yani genel başarı ilkesi, kendi keyfiyetini tanımlamadığı için farklı keyfiyetleri de tanımlayamaz. Bu nedenle, farklı keyfiyetlerle karşılaştığında onları bencillik olarak algılar. Aynı nedenle kendisi de diğer oyunculara bencillik olarak görünecektir. Genel başarı ilkesi anlamına gelen oyunculuk, böylece bencillik problemini meydana getirir.

Bencillik problemi, bütün başkalığı keyfiyetler arasına sıkıştırdığı için, bütün lüzumun tek bir sebepten kaynaklandığı sanrısına, yani kaderciliğe yol açar. Bencillik meselesi, oyuncunun genel başarı hedefinden vazgeçerek belirli ve tanımlı bir keyfiyet yoluyla belirli bir başarıyı hedefleyen bir beden içine girmesiyle çözülebilecektir.

Yetki, beden, modern yaşam

Belirli bir lüzumu adlandıran yetki, istismar meselesine bir çözümdür. Dil yoluyla ifade edilir, simgesel bir koddur. Bu kod, bir yasa/kural olabilir, bir yazılım kodu olabilir, hatta bir nükleotid dizisi bile olabilir.

Belirli bir keyfiyeti adlandıran beden, bencillik meselesine bir çözümdür. Beden, imgesel bir ego olarak görülebilir. Kendini devam ettiren özgür bir varlığın vücudu, algılanışı, resmi, sureti, belki de arması, logosu, hatta siyasi haritasıdır.

Sırasıyla faydalılık ve başarıyı tanımlayarak sabitleyen yetki ve bedenin yan yana gelmesinden, bu ikisinin çekişmeli birlikteliğinden, modern yaşam dediğimiz durum oluşur. Fakat modern yaşam, yetki ve beden arasında bir ilişki kuramaz. Lüzum ve keyfiyetin belirlenimleri olan yetki ve beden, fayda ve başarı, resmiyet ve özel yaşam, “iş” ve “eğlence”, birbirinden kopuk ve çelişkili olarak gözükür.

Yetki ve bedenin birbirinden kopuk olan görünüşleri, aslında belirme ve kaybolmaları üzerinde belirleyici olan istismar ve bencillik problemlerinin yansıyışlarıdır. Yetkinin oluşumu nasıl ki istismar probleminin çözülmesiyle mümkünse, yetkinin oluşturulamayışı, belirip belirip kayboluşu, sonuçsuz ve kopuk bir vurguya dönüşmesi de istismar meselesinin çözülemeyişinin göstergesidir. Bunun gibi, bedenin oluşumu nasıl ki bencillik probleminin çözülmesiyle mümkünse, bedenin oluşturulamayışı, belirip belirip kayboluşu, sonuçsuz ve kopuk bir vurguya dönüşmesi de bencillik meselesinin çözülemeyişinin göstergesidir. Kısacası, yetki ve bedenin birbirinden kopuk varlığı olarak ifade ettiğimiz modern yaşam, istismar ve bencillik problemlerinin çözülemeyişlerine işaret eden bir gerçekliktir. Yetki ve bedenin birbirinden kopuk varlıkları, aynı zamanda kendi zeminlerine, kendi biçimleniş ve içeriklenmelerine karşı körleşmeleri anlamına da gelir. Modern yaşam kendi zeminine yabancılaşmıştır.

Bedensiz bir yetkilenme çabası, belirli bir lüzum ve faydanın kendi başına, keyfiyet bağlamından tamamen kopmuş (keyifsiz/keyifdışı) bir ilke olarak ortaya konulması, kendinden menkul boş bir savunu, kendini devam ettirmekten başka bir anlam taşımayan, gerçeklikle bağını koparmış “sanal” bir davanın peşinde insanın kendini yadsıması olarak görünecektir. Zaman zaman “işkolik”, “kendini kaptırmış” gibi şekillerde ifade bulan bu durumun sosyal medyadaki kristalleşmiş haline “kliktivizm” denilebilir. Bedensiz yetkilenme çabasına bir örnek de biyolojik virüslerdir (genetik kod olarak yetki).

Yetkisiz bir bedenlenme çabası ise, belirli bir keyfiyet ve başarının kendi başına, lüzum bağlamından tamamen kopmuş (lüzumsuz/lüzumdışı) bir ilke olarak ortaya konulması, tamamen kendini tatmine dayanan, boş bir gösteri ve hava atma hali, yersiz bir övünme ve destek/pohpohlanma beklentisi içinde, her şeyi yadsıyan insanın kendi varlığını dayatması olarak görünecektir. Bu durumun sosyal medyadaki kristalleşmiş haline “teşhircilik” denilebilir.

Modern yaşam, yetki ve beden arasındaki ilişkiyi görünmez kıldığı ölçüde insanların iş/eğlence, resmiyet/mahremiyet gibi bölünmeler altında “kliktivist teşhirciler” olarak göründüğü bir alan oluşturur.

Yetki ve beden birbirinden nitel anlamda koptuğu ölçüde, onları nicel olarak eşleyen yapılar ortaya çıkar. Örneğin yetkisini biçimlendirememiş bir kullanıcı (patron) ile bedenini biçimlendirememiş bir oyuncu (çalışan) arasındaki eşleşme “maaş” yoluyla sağlanır. “Maaş”, kullanıcı açısından faydanın ölçütü olarak değerdir, oyuncu açısından ise başarının ölçütü olarak puandır.

Modern yaşamın gerçeğine nüfuz edebilmek için yetki ve bedenin momentleri olan irade ve sisteme ulaşmamız gerekiyor. Çünkü yetki ve beden arasındaki ilişki, bu iki moment üzerinden dolaylanmıştır.

İrade ve sistem

İstismar problemine eşlik eden tekil keyfiyet olarak komplo sanrısından bahsetmiştik. Kullanıcı, hedeflediği faydayı tanımlayarak yetki sahibi olduğunda, belirli bir lüzuma dönüşerek keyfiyeti de kendisine bağlamış olur. Yani artık tekil bir keyfiyetle (komplocu) değil, kendi lüzumuyla ilişkili bir keyfiyetle (irade) karşı karşıyadır. Komplocu iradeye dönüşmekle yetkinin momenti olmuştur. Komplo teorilerinin yerini, bu iradenin bilinci alır. Yetki/irade ikilisi birbirini biçimlendiren bir yapılanma oluşturur. İrade yoksa yetki de olamaz, Slavoj Zizek’in deyişiyle “tanrı yoksa her şey yasaklanmıştır”.

Bencillik problemine eşlik eden tekil lüzuma kadercilik demiştik. Oyuncu, hedeflediği başarıyı tanımlayarak beden sahibi olduğunda, belirli bir keyfiyete dönüşerek lüzumu da kendine bağlamış olur. Yani artık tekil bir lüzumla (kader) değil, kendi keyfiyetiyle ilişkili bir lüzumla (sistem) karşı karşıyadır. Kader sisteme dönüşmekle bedenin momenti olmuştur. Kaderciliğin yerini, bu sistemin bilinci alır. Beden/sistem ikilisi birbirini biçimlendiren bir yapılanma oluşturur. Bedenin özgürlüğü sistemin tanınmasına bağlıdır, Friedrich Engels’in deyişiyle “özgürlük zorunluluğun tanınmasıdır”.

Beden ile irade, yetki ile sistem

Sonuç olarak, modern yaşamı oluşturan yetki ve bedenin çekişmeli ikiliğinin altında yatan, onların momentleri olan irade ve sistem terimleri ile karşılaşıyoruz.

Bu dört terimden ikisi keyfiyeti oluşturur: belirli keyfiyet olarak beden ile belirli lüzumdaki keyfiyet olarak irade. Yani beden ve irade arasındaki ayrılık, keyfiyetin kendi içindeki ayrılığa tekabül eder. Beden, lüzumları dışarıda bırakarak tanımlanmış bir keyfiyetken, irade, lüzumun momenti olan keyfiyeti ifade eder.

Keyfiyet bölünmesindeki dolaysız belirlenim olan beden, onunla dolaylanmış lüzum olan sistem tarafından biçimlendirilmiştir. Bedenin içeriği ise, keyfiyet bölünmesindeki dolaylı belirlenim olan irade tarafından belirlenir. Bedeni biçimlendiren sistem, bedeni içeriklendiren iradedir.

Dört terimden diğer ikisi ise lüzumu oluşturur: belirli lüzum olarak yetki ile belirli keyfiyetteki lüzum olarak sistem. Yani yetki ile sistem arasındaki ayrılık, lüzumun kendi içindeki ayrılığa tekabül eder. Yetki, keyfiyetleri dışarıda bırakarak tanımlanmış bir lüzumken, sistem, keyfiyetin momenti olan lüzumu ifade eder.

Lüzum bölünmesindeki dolaysız belirlenim olan yetki, onunla dolaylanmış keyfiyet olan irade tarafından biçimlendirilmiştir. Yetkinin içeriği ise, lüzum bölünmesindeki dolaylı belirlenim olan sistem tarafından belirlenir. Yetkiyi biçimlendiren irade, yetkiyi içeriklendiren sistemdir.

Sonuç olarak, yetki ve beden, dikey bağlar yoluyla biçimlendirilir ve çapraz bağlar yoluyla içeriklendirilir. Yani modern yaşam dediğimiz yetki-beden çifti, bunları ayrık momentler olarak biçimlendiren irade-sistem çifti ile aynı zamanda çapraz belirlenimler içindedir.

Yetki ve beden, eğer dikey bağlardan soyutlanırlarsa biçimsizleşerek kullanıcı ve oyuncu rollerine geri dönerler. Böylece irade yine komploya, sistem yine kadere dönüşür. Eğer çapraz bağlardan soyutlanırlarsa, içeriksiz boş birer biçime indirgenirler, resmiyet/özel yaşam, iş/eğlence olarak birbirlerinden koparlar.

Yani bir yetki kendisini sahip olduğu bedene dayandırsa dahi, yetkinin biçimi irade ile, yetkinin içeriği ise sistem ile belirlenir. Bunun gibi, bir beden kendini sahip olduğu yetkiye dayandırsa dahi, bedenin biçimi sistem ile, bedenin içeriği ise irade ile belirlenir.

Yetki/irade ve beden/sistem ikililerinin biçimlenmeyi oluşturduklarını söylemiştik. Bunun nedeni, bu ikililerin lüzum ve keyfiyet arasındaki sınır hattında yer almaları ve bu iki ilkenin karşılıklı belirlenimlerini oluşturuyor olmalarıdır.

İdeoloji, yetkilerin iradelerce ve bedenlerin sistemlerce mevcut durumdaki biçimlendirilişlerine verdiğimiz addır. İdeolojik dönüşüm, üstte tarif ettiğimiz çapraz bağlar yoluyla, yani iradenin bedeni, sistemin yetkiyi içeriklendirerek yeniden biçimlenmeye zorlaması yoluyla gerçekleşir.

Geliştirici

Şimdiye kadar yetki ile bedeni birbirine eşleştiren modern yaşamdan; yetkiyi iradenin, bedeni sistemin biçimlendirmesi anlamındaki ideolojik bağlardan; yetkiyi sistemin, bedeni iradenin içeriklendirmesi anlamındaki çapraz bağlardan söz ettik. Şimdi bunlara son bir bağ ekleyeceğiz: İrade ve sistemi bir arada ele alan geliştiricilik.

Modern yaşam, yetki ve bedenleri yanyana getirirken, irade ve sistemin farkında olmadığı için, bu yanyanalık üzerinde biçimlendirici-içeriklendirici etkileri oluşturan dikey ve çapraz bağları göremez. Geliştirici ise irade ve sistemi yanyana getirir ve bütünüyle bu bağlara odaklanır. Geliştiricinin ilkesi, modern yaşamın mevcut durumunu değiştirmek, yetkiler, bedenler ve eşleşmeleri üzerinde etkili olabilmektir.

Hacker, aktivist ve “hacktivist”

Sonunda irade, sistem ve ikisini birleştiren geliştirici kavramına ulaştığımıza göre hacker kavramını tarif edebiliriz.

İrade ve sistem ilişkisine odaklanan geliştirici, iki yol izleyebilir:
— Mevcut iradelere dayanıp belirli bir sistemi hedef alarak hacker olabilir.
— Mevcut sistemlere dayanıp belirli bir iradeyi hedef alarak aktivist olabilir.

Bu durumda “hacktivist” terimi, irade ve sistem arasında mekik dokuyan geliştiricilerimizi adlandırmış oluyor.

Lüzum ve keyfiyetin karşılıklı dolayımlanışları

Tamamlanmış şema üzerinde lüzum ve keyfiyeti bir bütün olarak yeniden gözden geçirebiliriz. Bu iki ilke, ortadaki dörtlü üzerinde ikiye ayrılmış durumdadır, ama şemanın tamamında dörder parça olarak gösterilebilir.

Lüzum, soldan sağa doğru çapraz olarak inen “kullanıcı/yetki/sistem/kader” dörtlüsünü, keyfiyet ise sağdan sola doğru çapraz olarak inen “oyuncu/beden/irade/komplocu” dörtlüsünü oluşturur.

Lüzum, önce belirsiz lüzumdur, yani kullanıcı istismarıdır. Daha sonra belirlenerek yetkiye dönüşür. Yetki, keyfiyet tarafından irade yoluyla biçimlendirilmiştir. Daha sonra bu doğrudan lüzum (yetki), dolaylanmış lüzum (sistem) ile karşılaşır ve onun tarafından yeniden içeriklendirilir.

Son olarak, eğer lüzum keyfiyetin dolayımını tamamen yitirirse, bütün başkalığı keyfiyet olarak karşısına alan tekil bir lüzuma dönüşür (kader).

Keyfiyet, önce belirsiz keyfiyettir, yani bencil bir oyuncudur. Daha sonra belirlenerek bedene dönüşür. Beden, lüzum tarafından sistem yoluyla biçimlendirilmiştir. Daha sonra bu doğrudan keyfiyet (beden), dolaylanmış keyfiyet (irade) tarafından yeniden içeriklendirilir. Bu üç terim, “oyuncu/beden/irade”, dijital oyun geliştirme bağlamında “oyuncu/avatar/oyun ruhu” ile, hristiyanlık bağlamında “baba/oğul/kutsal ruh” ile eşleştirilebilir.

Son olarak, eğer keyfiyet lüzumun dolayımını tamamen yitirirse, bütün başkalığı lüzum olarak karşısına alan tekil bir keyfiyete dönüşür (komplocu). Bu kavram, müslümanlığın her şeye kadir ve bilinemez olan Allah kavramı ile eşleşir.

Işık Barış Fidaner

6 Comments

Filed under makale