asgari müşterek ve azami müşterek

(postmodern yabancılaşma)

asgari müşterek, hepimizde olduğunu bildiğimizdir. azami müşterek, kendi ilişkilerimizde gördüğümüzdür. ilki simgeselle, ikincisi imgeselle özdeştir. aradaki uçurumun aşılamazlığı da gerçek’i verir. müşterek dediğimizde asgari ve azami’nin karşıtlığı olan gerçek’i söylemiş oluruz.

asgari müşterek, badiou’nun e-minimal dediği, atomik elementtir, özelliği sağlayan en alt kısımdır. oy hakkı, vatandaşlık vb. asgari müşterekler “devlet” denen “yetki”ler kümesinin temelini meydana getirir. devletin yetkileri “fayda”lara dayanır. yani asgari müşterek, fayda ilkesinin ve ondan türeyen yetkilerin temelidir.

azami müşterek, “ben”imdir veya “biz”izdir, “sen”sindir, kapsamı daraltmak pahasına özellikleri çoğaltır ve biriktirir. bu birikim çevrelenir, çembere alınır ve bir “beden” olur. özelliklerin iç içe geçip birbirini çağırdığı bu “beden”, yetki-devlet-asgari müşterek sisteminden türetildiğinde “başarı” ilkesine, bağımsız olduğunda ise “varoluş” ilkesine dayanır. azami müşterek, “beden”lerin temelini oluşturur.

asgari müşterek kendi başına “yetki”leri ve onların tekil toplamı olan “devlet”i oluşturabilir. azami müşterek de asgari müşterek’ten türediği şartlarda “beden”leri ve onların toplamı olan “sivil toplum”u oluşturur. bu iki dünya ayrık görünse de, ikincinin bütünlüğü birincinin bütünlüğüne bağlıdır. asgari müşterekler ortadan kalktığı ölçüde azami müşterekler de parçalanır, “başarı” ilkesinin yerini “varolma” ilkesi almaya başlar. böylece azami müşterek görece bağımsızlık kazanır ve iki müşterek arasındaki gerçek uçurum görünür hale gelir.

normal kahramanlar yetki’den beden’e doğru yola çıkarlar, yani devletçe görevlenip sivil toplumda işlev görürler. tersine kahramanlarsa sivil toplumdan kaynaklanıp devlete doğru müdahalede bulunurlar. devletin çözülmesi ve sivil toplumun bağımsızlaşması/parçalılaşması ikinci tür kahramanları çoğaltır. yeni bir asgari müşterekle yeni bir devlet kurulması, bu devletin kendi kahramanlarını meydana getirebilir.

ulus-devlet, “başarı” kavramının bir ulus etrafında şekillendirilmesinden meydana gelir. temel işlevi, “varolan” bedenlerin “başarılı” bedenlere dönüştürülmesi ve bu temelde kahraman üretimidir.

“uluslararası ilişkiler” dediğimizde birbirinden kopuk devletler sözkonusu olduğu için, asgari müşterek ve yetkiler temel alınamaz. bir ulusun bedeninden diğer ulusun devletine doğru maceraya atılan tersine kahramanlar bu bağlamda ortaya çıkar (casusluk). devletler arasında bulunan uçurum, esasen devlet ve sivil toplum arasındaki, yani asgari müşterekle azami müşterek arasındaki uçuruma tekabül eder.

aynı uçuruma ulaşmanın başka bir yolu, devletin ve yetkilerinin askıya alındığı “suç” halleridir. böyle bir edebiyat olmasının sebebi budur. suç ve casusluk, devleti askıya alarak “başarı”nın altındaki “varolma”yı ve buna dayanan tersine kahramanları ortaya çıkarmanın yollarıdır.

öte yandan, bu kahraman bir asgari müştereğin yerine bir başkasını koymaya çalıştığı ölçüde eksik kalır. bu durumda azami müşterekler ona sadece birer araç olarak gözükecektir. bir asgarideki “başarı”dan yola çıkarak başka bir asgarideki “varolma”yı tanımlamıştır. yani “başarı” ilkesinden vazgeçmemiştir. beden onun için sadece yetkisini gerçekleştirmenin aracıdır. yani bağımsız değildir. örneğin bir casusun durumu şudur: yetki1 –> beden –> yetki2. bu durumda beden yetki2 karşısında bir “varolma”dır, fakat yetki1 açısından bir “başarı”dır. bu yüzden gizlilik gerekliliği ortaya çıkar.

buna karşılık, tersi hareket de mümkündür, yani beden1 –> yetki –> beden2. bu durumda yetki, beden1’in varoluşu için gereklidir, öte yandan yetki, beden2’nin başarı ölçütüdür. bu durumda ise görünürdeki “başarı” çabasının altında yatanın “varolma” ilkesi olduğu ortaya çıkar. bu durumda beden1 ve beden2 arasındaki dengeye göre iki ilkeden hangisinin belirleyici olduğu değişebilir.

esas meselemize dönersek, asgari müşterek ve azami müşterek arasındaki uçurum nasıl ortaya çıkar? biz bunu “başarı” (yetki–>beden) ve “varolma”nın (beden–>yetki) farkı olarak ifade etmeye çalıştık. bu durumda, asgari’den çıkıp azami’ye yönelmek “başarı” iken, azami’den çıkıp asgari’ye yönelmek “varolma” oluyor. bu uçurumda başka neler olabilir?

asgari ve azami aynı zamanda “lüzum” ve “keyfiyet” dediğimiz şeylere tekabül ediyor. o zaman

yetki = asgari müşterek
irade = asgari’deki azami

beden = azami müşterek
sistem = azami’deki asgari

bunu nasıl anlatabiliriz?

esasen irade bedenin yetkinin arkasından yenilenmesi demek. yani beden1–>yetki–>beden2, beden–>yetki–>irade olmuş oluyor. bunun gibi, yetki1–>beden–>yetki2 de yetki–>beden–>sistem olmuş oluyor. bunların ilki “alçalıp yükselme” yani “varolmak için başarma”, ikincisi ise “yükselip alçalma” yani “başarmak için varolma” dediğimiz casus davranışı oluyor. o zaman asgari ve azami arasında mekik dokuduğumuz kesin, ama “mola verdiğimiz” noktalar asgarideyse “başarmak için varolan” bir casus oluyoruz, azamideyse “varolmak için başaran” biri oluyoruz. kritik soru şu: sonuçta döneceğimiz şey bir yetki mi yoksa beden mi? “varolmak için başaran”lara da siyasetçi diyebiliriz mesela. siyasetçiler, belirli “beden”lerin değer yargıları adına yetkileri kullanarak başka bedenler inşa ederler. casuslar ise belirli yetkiler adına bedenleri kullanarak başka yetkilere ulaşırlar.

o zaman asgari ve azami müşterek arasındaki uçurum, mevcut casusluklar ve mevcut siyasetlerce özetlenmiş olur. bu uçurumun aşılması, casusluk ve siyasetin de ortadan kalkması demektir.

bu resimde geliştirici’nin yerini tekrar bulmak gerekiyor.

***

düzeltme. siyasetçi ve casus, modern yaşama aittir. dolayısıyla iradeyi/sistemi hedef alsalar da, irade/sistem tarafından çekilseler de onlara ulaşamazlar. siyasetçi, iradeye yönelir, ama yetkiye çarpıp tekrar başka bir bedene girer. casus ise sisteme yönelir, ama bedene çarpıp başka bir yetkiye girer. sonuç olarak siyasetçi bedenini doldurmak için iradeye yönelse de sonuçta yetkilere bağlanır (örnek: chp), casus ise yetkisini doldurmak için sisteme yönelse de sonuçta bedenlere bağlanır (örnek: james bond) ve bağımsız olamazlar. bağımsız olamadıkları için de yetki=beden eşlemesi olan “sayı”lara ve “para”ya mahkumdurlar.

***

çapraz bağlar nedir? yani asgari’nin azami tarafından ikiye bölünmesi (yetki–sistem), azami’nin asgari tarafından ikiye bölünmesi (beden–irade) nasıl ifade edilir?

casusu harekete geçiren sistemdir dedik, yani asgari’deki bölünmüşlüktür, birden çok devletin varlığı ve aradaki uçurumdur. siyaseti harekete geçirense iradedir, yani azami’deki bölünmüşlüktür, sivil toplumdaki “ben/biz” ve başkaları arasındaki ayrılıktır. esasında devletler arası yetki uçurumu, “sistem”de ifade bulur. sivil toplumun parçalılığı ise “irade”de ifade bulur. bu bölünmüşlüklere yeri geldiğinde “küresel sistem” veya “ulusal irade” denebilmektedir. fakat bunlar genelde yetkiler ve bedenler cinsinden ifade edilmeye çalışılır. dolayısıyla yetki=beden eşlemesinin yolu açılır. oysa ki sistem ve irade arasındaki ilişki sayısal eşlemeyle kurulamaz. ancak dil ile kurulabilir. dünyada bulunan bütün diller, “sistem” veya “irade” dediğimiz bu bölünmüşlüklerin alanını meydana getirir.

tek başına bir beden, tek başına bir yetki karşısında ancak bir rakama dönüşebilir. fakat yetkiye temel olan bedenlerarası irade, ve bedene temel olan yetkilerarası sistem, ancak bir “söz”le birbirlerine eşlenebilir. sınıf farkı bir iradedir, kapitalizm bir sistemdir. “kapitalizm sınıf farkına dayanır” sistem, ideolojik farkın yetkisel uçurum üzerine yansıtılması oluyor, örneğin bir sendika iradenin sistemdeki varlığı sayılabilir. sendika esasen bedenlerarası iradeye dayanır ama eylemleri yetkilerarası sisteme dairdir.

sistem–>irade, yetkisel uçurumun ideolojik farka yansıtılması demek. buna da komünist bir parti örnek verilebilir. normal siyasetçi bedenden yetkiye gider ve iradeye ulaşamaz, ama komünist parti sistemi iradeye bağlayacak bir “söz” taşır, bu sayede iradeye ulaşabilir.

casus/siyasetçi ikilisinin karşısına sendika/parti ikilisi geldi. yani sarı sendika dediğimiz şey casusla, burjuva parti dediğimiz şey de siyasetçi ile eşdeğer olmuş oluyor. aradaki fark, casus yetkiye dayanıp bedenlere esir olurken sendika iradi “söz”e dayanarak sisteme yönelir. burjuva bedene dayanıp yetkilere esir olurken parti sistemik “söz”e dayanarak iradeye yönelir.

***

tekrar müşterek meselesine dönersek… sistem, asgari müşterekin azami müştereğe ihtiyaç duyduğu ölçüde kısmileşmesi demek. irade ise azami müşterekin asgari müştereklere yaslandığı ölçüde parçalanması demek. sonuç olarak dil ve söz, bu ikisini birbirine bağlamaya yarıyor. yani sistem dediğimiz yetkilerarası kısmileşme ile irade dediğimiz bedenlerarası parçalanmayı. parçalanmadan çıkıp kısmileşmeye yöneliyoruz, veya kısmileşmeden çıkıp parçalanmaya yöneliyoruz. ve bu süreçte söz üretiyoruz. konuşma ihtiyacı ve anlam buradan, bu ikisinin birbirine eşlenerek “geliştirilmesi”nden çıkıyor.

sonuçta “müşterek” kavramı, “dil” kavramıyla örtüşüyor. çünkü asgari ve azami arasındaki uçurum, ve bu ikisinin kendi içlerindeki kısmilik/parçalılık hiçbir zaman kapanmıyor. sonuç: müşterek olan tek şey dilimdir. müşterek için mücadele ve anadil için mücadele aynı şeydir.

Işık Barış Fidaner

Leave a comment

Filed under şey

Comments are closed.