‘Postmodern’ yabancılaşma için bir model önerisi

(tam metin)

‘Başka dünyalara ihtiyacımız yok. Aynalara ihtiyacımız var.’
Stanislaw Lem, Solaris, 1961

Işık Barış Fidaner

Frankfurt okulunun yol arkadaşlarından sayılan Marksist düşünür Alfred Sohn-Rethel, meta ve mübadele olgularını toplumsal etkinliklerde bilinçsizce işlev gösteren ‘gerçek soyutlamalar’ olarak açıklamış, bunların bilimsel söylemde bulunan ‘kavramsal soyutlamalar’ ile tarihsel bağını kurmuş, böylece 20. yüzyılın üretim biçiminde zihin emeği/kol emeği arasında bulunan pratik ayrışmanın kapitalist uygarlığın içinde bulunduğu düşünsel sınırlar ile ilişkisini ortaya çıkarmıştı [1]. Bu soyutlamalar aynı zamanda ‘yabancılaşma’ kavramının da temelini oluşturur [2].

Günümüzde ise, emeği örgütleyen işleyişlerin büyük ölçüde bilgisayar sistemlerine devredilmesi sonucunda, gerçek soyutlamaların oluşumunda bilimsel söylemler eski etkisini yitirmiş, onun yerini bilişim sistemlerinde kullanılmak üzere estetik/pragmatik kaygılarla tasarlanan arayüzeyler almıştır. Buna bağlı olarak zihin/kol ayrışmasının temelinde bulunan meta ve mübadele soyutlamaları da toplumsal rollerle daha yakın bir etkileşime girerek farklı biçimler almış, ‘postmodern durum’ dediğimiz, renklenirken muğlaklaşmış ve iktidarını güçlendirmiş bulunan günümüz kapitalizmini yaratmıştır.

Bu çalışmada, mübadele soyutlamasının günümüzde aldığı biçimi bir şema biçiminde ifade etmeyi deniyoruz. Elbette ‘postmodern dünyamız’ın tek bir ‘gerçek soyutlama’ ile işlediğini varsaymak doğru olmaz. Toplumsal ilişki ağları kurulup bozuldukça birbirine dönüşen ve yeni koşullara kendisini uyarlayan birçok ‘gerçek soyutlama’ işler durumdadır. Fakat bu soyutlamaların içerdiği terimler farklı dahi olsa, sistemin aksamadan işleyebilmesi için birbirine çabucak dönüştürülebilir olmaları, dolayısıyla biçimsel olarak benzemeleri gerekiyor. Sanatsal eserlerinin bir dilden diğerine uyarlanmasında olduğu gibi, gerçek soyutlamanın da bir ilişki ağından diğerine aktarılabilmesi unsurların birbirine çevrilebilir olmasıyla mümkündür, bu da biçimsel süreklilik gerektirir. Şematik çeviri işlemini üretim ilişkilerinde de tespit edebiliriz: iş görüşmeleri şematik ‘uyarlanabilirlik’ testleridir.

Çevirinin şemada gerektirdiği biçimsel süreklilik, onu oluşturan terimler için geçerli değildir. Bir dilden diğerine çeviri yaparken bütün sözcükler değişirken nasıl anlam değişmeden kalabiliyorsa, bunun gibi, bir şemadaki bütün terimler değişirken şemanın kendisi, yani ‘gerçek soyutlama’ değişmeden kalabilir. Şemanın oluşmasında yeni medya dilinin etkili olduğunu düşündüğümüzden, şemadaki terimleri yazarken yeni medya alanını temel aldık. Böylece yeni medyada işlev gösteren gerçek soyutlamaları kavramsal boyuta taşımayı amaçladık.

Şemamızın [3] ilk terimi ‘tüketici’, emeğin yeniden üretiminin belirli ve ölçülebilir halini, az çok aynı kalan bir ihtiyaçlar sistemini, en soyut haliyle bir ‘yaşam’ biçimini ifade eder. Yeni toplumsal ilişkilerdeki olumsallık, ‘keyfiyet’in ‘lüzum’dan ayrılmasıyla bu ‘tüketici’ çekirdeği kararsızlaştırır. Tüketici, artık kendini ‘lüzumsuz’ ve ‘keyifsiz’ bir ‘bağımlı’ olarak görmeye başlar. Daha sonra bozunma sonucu iki terim ortaya çıkar, lüzum peşindeki ‘kullanıcı’ ve keyfiyet peşindeki ‘oyuncu’. Bu ikisinin arayışları sırasıyla ‘genel fayda’ ve ‘genel başarı/varoluş’ ilkelerine dayandığından, hedefleri muğlaktır. Bu hedefsiz arayış sürdükçe kullanıcılar birbirlerini ‘istismar’ olarak, oyuncular ise birbirlerini ‘bencillik’ olarak görürler. Ayrıca, kullanıcı keyfiyetin ‘komplocu’ dediğimiz tek bir noktada toplandığını, oyuncu ise lüzumun ‘kader’ dediğimiz tek bir noktada toplandığını farz eder. Bu arayışların bitmesi için kullanıcı bir ‘yetki’ edinmelidir, oyuncu ise bir ‘beden’ edinmelidir. Böylece yanyana gelerek geçici bir kararlılık kurabilirler. Bu yeni durumda ise birbirleri ile ölçüşemez olmaları dolayısıyla ‘yetki’ ve ‘beden’in eşleşmesi ancak sabit tutulan bir sayının (para) ölçümüyle gerçekleşebilir. Ölçüşemezdirler, çünkü ikisini eşleştiren bu sayı, ‘yetki’ açısından faydayı, ‘beden’ açısından başarıyı/varoluşu ölçer. Yetki-beden ikilisi örneğin şunlara çevrilebilir: şirket-taşeron. yönetici-çalışan. müşteri-ürün. iş yaşamı-özel yaşam. koca-karı. insan-hayvan. devlet-sivil toplum. gelişmiş ülke-geri kalmış ülke.

Şemamızın izleri Hollywood’da da bulunabilir: senaryo yazımında faydalanılan, Joseph Campbell’in mitolojileri birleştirerek oluşturduğu ‘kahramanın yolculuğu’ şemasındaki ‘sıradan dünya/özel dünya’ ayrımı, şemamızdaki yetki/beden ve fayda/başarı ayrımlarıyla örtüşmektedir [4]. Böylece modern bireyin mekik dokuduğu ‘evdeki fayda/işteki başarı’ döngüsünü de ‘yetki’ ve ‘beden’ arasında her gün tekrar edilen Hollywoodvari bir ‘kahraman yolculuğu’ sayabiliriz.

Yetki-beden çiftinin altında yer alan irade-sistem çifti ise şunu ifade ediyor: her yetkinin altında bir irade varsayımı, her bedenin altında bir sistem varsayımı olmak zorundadır. Başka bir deyişle, kullanıcı yetki edindiğinde komplocu ‘irade’ olur ve ‘istismar’ geçici olarak çözülür, oyuncu beden edindiğinde ise kader ‘sistem’ olur ve ‘bencillik’ geçici olarak çözülür. Yetki/irade ikilisinde keyfiyet lüzumun momentidir, beden/sistem ikilisinde ise lüzum keyfiyetin momentidir. Ayrıca yetki sistem tarafından, beden ise irade tarafından çapraz bağlarla içeriklendirilmektedir.

İrade-sistem ikilisi, yetki-beden ikilisi gibi geçici bir ekonomik ilişki değildir, öznenin ideolojik/tutumsal/pratik biçimlenişini oluşturur ve daha kalıcı, belki de ekolojik-ekosistemsel diyebileceğimiz bir ikilidir. Bu yüzden ‘irade-sistem’ ikilisine odaklanan özneye ‘geliştirici’ diyoruz. Fakat ‘geliştiricilik’ de görelidir. Farklı öznelerdeki ‘irade-sistem’ içerikleri bulundukları toplumsal ilişki ağlarına göre tamamen farklı olabilir. Biçimsel olarak değişmemiş de olsa, irade ve sistem, farklı terimlerle, bambaşka imgesel-simgesel kılıklarda karşımıza çıkabilir. Toplam duruma bakarsak şunu görürüz: şemanın içeriğini oluşturan terimlerin değişkenliği ‘postmodern’ parçalılığı-renkliliği-muğlaklığı-göreliliği-‘özgürlüğü’ yaratırken, şemadaki biçimsellik kapitalist sistemi şaşmaz bir şekilde sürdürebilmektedir.

Bu noktada düşünümsel bir hamle yapalım: ‘irade’, şemadaki terimlerin değişkenliği olarak, ‘sistem’ ise şemanın biçimsel yapısı olarak kavranabilir. O zaman ‘beden’lerimizin bütünüyle şemamıza doldurmuş olduğumuz terimlerden oluştuğunu, ‘yetki’lerimizin ise bütünüyle kafamızda taşıdığımız bu şemanın biçimsel uyumluluğu ile belirlendiğini görürüz. Öte yandan biliriz ki yetkilerin pratik dayanağı terimlerdir (‘yetki’lerin ifade edilmesi terminolojilere dayanır) ve bedenlerin pratik dayanağı ise şemalardır (‘beden’ler için tasarlanan reklamlar şematik biçimlere dayanır). Bunu gördüğümüzde, şematik model ve terminolojik uyarlamalarını birbirinden ayrık biçimde ele alabilir hale geliriz. Böylece bizi yöneten ‘gerçek soyutlama’yı algılayarak kendimize ait ‘kavramsal soyutlama’ları oluşturabiliriz, içinde bulunduğumuz ‘postmodern’ yabancılaşmayı modelleyebilir hale geliriz.

[1] Alfred Sohn-Rethel, ‘Zihin Emeği, Kol Emeği’, İstanbul, Metis Yayınları, 2011

[2] Karl Marx, 1844 Elyazmaları, Birikim Yayınları, 2005

[3] Şema görüntüsü için: https://yersizseyler.wordpress.com/2012/08/30/hacker-nedir/

[4] Joseph Campbell, Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, Kabalcı Yayınevi, 2000. Hollywood için uyarlaması: Christopher Vogler, Writer’s Journey, Michael Wiese Productions, 1998

Leave a comment

Filed under makale

Comments are closed.