özü sözü bir olma biçimi olarak toplum

burjuva birey, başkası yoluyla bireyleşir. başkası-yoluyla-bireyleşmeler sistemi meydana getirir. böylece burjuva birey sistem tarafından bireyleştirilir olur. sistem, hem başkası’nı hem de birey’in kendisini ortadan kaldırır. bu, burjuva bireyin hayal kırıklığıdır. hayal birey ve başkasını karşı karşıya koyduğundan, hayal kırıklığı, bu karşı-karşıya-koyma’nın imkansızlığının bilincidir. dolayısıyla burjuva bireyin hayal kırıklığı, aynı zamanda komünist bireyleşme için gereken bilinçtir. komünist bireyleşme nedir? öncelikle, ben ve başkasının karşı karşıya konuluşu, kendi içinde yarılmıştır: simgesel karşılaşma ve imgesel karşılaşma. burjuva bireyin bilinci simgesel karşılaşmaya dayanır, fakat imgesel karşılaşmadan destek alır. yani özgürlüğün biçimi simgesel olarak verilidir, ama özgürlüğün anlamı imgeselden gelir ve biçimsizdir (“iki yabancı..”). yani burjuva özgürlükte biçim ve anlam, simgesel ve imgesel olarak ayrışır ve “karşılaşma” kavramı bu çelişkiyi taşır, aynı zamanda buradan dramatik bir gerginlik üretir ve sinemaya yansır. hollywood ve ilişkili sanayiler, burjuva “karşılaşma”sının sanatıdır. söylenen ve ima edilen arasındaki gerilime dayanır. bu gerilimin iki tarafı, “sıradan dünya” ve “özel dünya”dır. yetki ve beden ancak ayrık dünyalarda belirebilir, bu dünyaların arasında, onların ayrıklığı olarak belirebilir. burjuva birey, yetkisini sıradan dünyadaki amorf anlamla temellendirir, bedenini ise özel dünyanın biçimsel anlamsızlıklarına göre şekillendirir. bu çerçevede her tür biçimsellik hep bir “özel olma” ve anlamlandırılamama ile kısıtlanmıştır. dolayısıyla özgürlüğün de biçimi “özel”dir, bu nedenle “saçma”dır. burjuva birey biçimlere tapıyor gibidir, ama bunun sebebi biçimlere anlam vermesi değil, aksine anlamı bütün biçimlerden sakınması, böylece biçim karşısında kendisini “silahsız” bırakmasıdır. çünkü “silah”, ancak anlam ve biçimin örtüştüğü yerde geçerlidir.

“silah” nedir? biçim ve anlam nasıl örtüşür? burjuvanın hayali ve hayal kırıklığında “silah”ın nasıl bir yeri vardır? yetki ve beden’le, bunların ayrıklığı ile alakası nasıldır? burjuva için iki tür silah vardır: geçerli ve geçersiz. yetkili ve yetkisiz. güvenlik gücü ve terörist. anlamsız bir biçimin kendini koruma silahına güvenlik gücü denir. burda “anlamsız”, tartışılamaz, sadece kabul edilir-ettirilir demek. anlamlı bir biçimin kendini koruma-dayatmasına ise terörizm deniyor. “propaganda” kavramı, anlam ve biçimi birleştirdiği zaman burjuva birey için kabul edilemezdir. bir biçimin propagandası ancak kabul edilebilir. söz kendi başına ise reddedilir, bir başlık/kategori altındaysa ancak hak sahibi olur. yetkisi biçiminden gelmelidir. burjuva yetki, biçimden gelen yetkidir. “anlam”ı ise ima etmekle yetinir, yetinmek zorundadır. bunun karşısına ne koyabiliriz? “komünist yetkileniş” doğrudan doğruya söz’ün bağlayıcılığıdır. burjuva beden, saçma biçimler altında anlam’ı var etmek için imgesel düzeyde ima edilen bir sıradanlığa dayanır. burjuva beden, ima edilen bir sıradanlığın biçimsiz anlamına dayanır. bu yüzden, burjuva, bedenini korumak için söz vermekten kaçınır. bağlayıcı bir söz, biçimle anlamın zorla örtüştürülmesi demektir. burjuva eğer söz verirse artık sıradanlığı (“orda bir köy var uzakta”) ima edemez olur, bu yüzden bedenini yitirmiş sayar kendini. “komünist bedenleniş” ise “geldiği yer”e dair, “dönülecek yer”e dair, kavuşma-başarı-fayda vb burjuva değerlerin yaslandığı “ötedeki sıradanlığın iması” diyebileceğimiz imgesel düzeyin dışına çıkar. hazır bulduğu imgesel “kap” içine akarak onun şeklini alan burjuva bedenin ötesinde, bu şeklin bilincine varır ve “söz”lerle bu kabı yeniden ve yeniden biçimlendirir, yani anlamı biçimlendirir, bunu ise “ötedeki sıradanlığın imaları” ile savaşarak yapar. burjuva bireyin sıradan bir dünyası yoktur, çünkü o bu dünyayı ancak “ima” edebilir.

burjuva hayal kırıklığının çıkardığı ders şudur: birbirimizi “özel” görmemiz, “sıradan”lığın anlamını karşılaşmalarımızın biçimselliğinden kaçırmamızdan, sıradanlığı ima etmekteki inadımızdan kaynaklanır, fakat ima edilen bu sıradanlık mevcut değildir, sadece ima mevcuttur ve “özel” tarafından biçimlenmiş bir anlamdır, dolayısıyla “sıradan”lığın anlamı, zaten “özel” tarafından biçimlendirilmiştir. imgesel karşılaşmanın gerçek bir varlığın iması olmadığını, mevcut olmayan bir şeyin “ima”sı olarak kendi başına anlam taşıdığını, dolayısıyla “mevcut olmadığı” halde “ima edilen” bu sıradanlığın geçmiş veya bugünde değil, gelecekte bulunduğunu görmeliyiz (“saklanıyorlar yarına belki..”). yani, “komünist karşılaşma” her zaman için mevcut-olacak-olana dair bir anlam üretimidir. dolayısıyla “söz vermek” ile aynı şeydir. dün veya bugün varolduğuna inandığı sıradanlığı ima etmekte inat eden burjuva bireyin aksine, “komünist bireyleşme” gelecekte-olacak-olan üzerine anlam üretir, yani “söz verir” ve sözlerini tutar, sözlerini gözden geçirir, yeniden söz verir vb. komünizmin özü “söz vermek”tir. komünist toplum, birbirine verdiği sözlerle ayakta kalabilen toplumdur. silah meselesine dönersek, güvenlik gücü terörist ayrımı, “sıradanlık” varsayımlarına dayanır. sıradanlık varsayımının “güç” düzeyindeki görünüşüdür. anlamsız biçimselliğin en katı halidir. anlamsız biçimselliğin anlamı biçimlerden kurtardığı varsayılır. çünkü anlam, sözlerin ötesinde aranır. sözlerin ötesinde hiçbir şey bulunamaz, sadece alışkanlıklar bulunur. alışkanlık ise yine “söz”le biçimlenmiştir. böylece anlamını biçimlerden kaçırmaya çalışan burjuva birey, kendi vermediği sözlere göre davranmak ve “anlam”ını “ötedeki sıradanlığın iması” biçiminde bu alışkanlıkların şekline sokmak zorunda kalır. hayal kırıklığının aşılması ve gerçekleşmesi anlam ve alışkanlık’ı birbirinden ayırmakla mümkün olur.

peki burjuva’ya ve sonra komünist’e doğru gelişen bu mantığın gerekliliği nedir? (bilgi-enformasyon açısından, sistem açısından) bu mantık değişikliği parametrik->nonparametrik dönüşümü ile örtüşür mü? ima’dan anlam’a geçmek ne demektir? ima, anlamı bilerek eksik bırakılmış mesaj demek. eksiği alıcı tamamlarsa ima gerçekleşir. tamamlayamazsa, neyin ima edildiğini anlamayabilir veya bir şey ima edildiğinin farkına da varmayabilir. imanın fark edilmesi ve imanın anlaşılması farklı aşamalardır. öte yandan bu ikisini ayıran tek şey alıcının niyetidir, yaklaşımı, konuşan kişiye bakış açısı vb.dir. yani alıcı imayı fark ettikten sonra, imayı anlamış veya anlamamış olması sonuçta kendi vereceği bir karardır (“nasıl” anladığını da kendi biçimlendirir). öte yandan ima dilinin işlev göstermesi, tam bu yüzden, bir tür gizli anlaşmaya dayanır. nelerin ima edilebileceği, kimin neyi ima edebileceği vb. gizli bir kural sistemiyle belirlenir. bu sistemin amacı, imaların birer “ima” olarak korunabilmesidir. çünkü “ima”, konuşmaya imgesel bir boyut kazandırır, onu “anlamlı” yapar, ama “ima”lar hep “dışarıda” bir anlama yönelir, mevcut durumun saçma oluşu, ama ötede bir sıradanlığa göre anlam kazanması demektir. fakat bu sıradanlıklar mevcut değildir. mevcut olan tek şey, bu sıradanlıkları karşılıklı varsaymamızı sağlayan bir imalar sistemidir. imalar sistemi ifadesini sinema’da bulur. “film çevirmek” deyimi böyle bir imalar sistemini ifade eder.

imalar sisteminden kurtuluş, özü sözü bir olmakla mümkünse, imalar sisteminden kaçış, özü sözü bir olduğu varsayılanlar üzerine bir imalar sistemi kurarak mümkündür. gerçek kurtuluş, özü-sözü-bir-olma’nın şu veya bu bireyde/toplulukta tespitine değil, bu kavramın toplumsal/sistemsel anlamda tekabül ettiği şeyi bulmayı gerektiriyor. yani en dürüstten en yalancıya kadar hepimizin (ne anlamda) özü-sözü-bir olduğumuzu anlamak ve anlatmaktan geçiyor…

toplumun özü-sözü-birdir. toplumsal biçim özü-sözü-bir-olma biçimidir. özü-sözü-bir olanlar ve olmayanlar yoktur. özü-sözü-bir olmanın farklı biçimleri vardır. bu farklı biçimler yan yana bulunabilirler ve birleşik yeni biçimler meydana getirebilirler. toplumu anlamak, toplumun ne anlamda dürüst olduğunu anlamaktır. dürüstlük nedir? “honesty”/”preciseness”/modele uygunluk… dürüstlük, söze uygunluk, modele uygunluk ise, söz ve davranış, model ve gözlem arasında bir ayrıma dayanıyor. dürüst olan söz/model midir, davranış/gözlem midir? dürüstlük bu iki taraf arasında mı yer alır? bu ayrımlaşmanın biçimi midir? bu durumda burjuva/komünist veya frequentist/Bayesian ayrımları, dürüstlüğün biçimine dair ayrımlar oluyor. yani söz~davranış, model~gözlem ayrıştırmasının biçimine dair bir ayrım olmuş oluyor. dürüstlükteki değişim, söz ve davranış kavramlarının birbirine göre değişmesiyle mümkün ancak. o zaman… dürüstlük = söz/davranış ayrımıdır. preciseness = model/gözlem ayrımıdır, bu ayrımın biçimidir. peki o zaman burjuva dürüstlük ve komünist dürüstlük nasıl ayırt edilir? burjuva için söz=model+parametreler iken, komünist için söz=model’dir. dolayısıyla burjuva’nın davranışı kısmen model, kısmen parametrelerle açıklanır (pragmatizm). komünistin davranışı ise bütünüyle modelle açıklanır. burjuva, parametrelerle oynayarak modeli “bir şeylere” uydurmaya çalışır (davranışından ayrı tuttuğu bir şeylere, ima edilen sıradanlığa, “kişiliğine” vb). komünist içinse bu dördüncü terim ortadan kalktığı için, “parametre” terimi de ortadan kalkar. parametre, modelin “bir şeylere” uydurulmasıdır, ama uygunluğun tek ölçüsü modeldir, modelden başka ölçütler olsa olsa başka (başkasına ait veya bilinçdışında işleyen) modellerin bana görünüşleridir. kısacası, bir modelin eğer parametreleri varsa, o esas model değildir, esas model başkadır, ötededir ve “model” olarak değil, başka bir “ideolojik” görünüşe bürünmüştür.

sebep-sonuç yanılgısı nedir? gözlemleri gözlemlerle açıkladığını sanmaktır. açıklayan/açıklanan gözlem ayrımı yoktur. parametre = açıklayan (gizli) gözlem. parametreyi kim gözlemliyor?

Işık Barış Fidaner

2 Comments

Filed under şey

2 responses to “özü sözü bir olma biçimi olarak toplum

  1. Pingback: burjuva birey, | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: Şimdi biraz metafizik — derleme | YERSİZ ŞEYLER