Yaşayan Ölü Lenin. Ekim’in 90. yıldönümü – Slavoj Žižek

Leon Troçki, 25 Haziran 1935 gecesi, rahmetli Lenin’le ilgili gördüğü rüyayı günlüğüne yazmıştı:

“Etrafa bakılırsa, bir gemide, üçüncü sınıf bir güvertedeydik. Lenin bir ranzada uzanmış, ben de yanında ya ayaktayım ya oturuyorum, bilmem hangisi. Hastalığımla ilgili endişeli sorular soruyor bana. ‘Sinirlerin iyice yıpranmış, dinlenmen lazım…’ Cevaben, her zamanki doğal Schwungkraft’ım (momentum) sayesinde çabucak toparlanırım diyorum, ama bu sefer sıkıntının kaynağı daha derin bazı süreçlermiş… ‘o zaman sen cidden (bu sözcüğü vurguladı) doktorlara danışmalısın (bir sürü isim)…’ Cevaben, çoktan bir sürü doktora danıştığımı söyleyip ona Berlin seyahatimi anlatmaya başlıyorum; ama Lenin’e bakarken ölmüş olduğunu hatırladım. Konuşmayı sürdürebilmek için hemen bu fikri uzaklaştırmaya çalıştım. 1926’da Berlin’e yaptığım sağlık amaçlı seyahati ona anlattıktan sonra ‘Bu sen öldükten sonraydı’ demek istedim; ama bir an düşündüm ve ‘Sen hasta olduktan sonraydı…’ dedim.”

Lenin’in ölmüş olduğunu bilmemesi ne demektir? Troçki’nin rüyasını okumanın iki karşıt yolu var. İlk okumaya göre, yaşayan ölü Lenin figürünün korkunç saçmalığı, tek başına gerçekleştirdiği muazzam toplumsal deneyinin Stalinist felaketle, terör ve duyulmamış kitlesel ıstırapla sonuçlandığının farkında olmamasını işaret eder. Ölmüş olduğunu bilmeyen Lenin, görkemli ütopyacı projelerimizden vazgeçerek içinde bulunduğumuz kısıtlamaları kabul etmeyi inatla reddediyoruz demektir: Lenin herkes gibi ölümlüydü ve hatalar yapmıştı, yani artık onun ölmesine izin vermeli, siyasal imgelemimizi saran müstehçen hayaletini rahat bırakmalıyız ve sorunlarımıza ideoloji dışı pragmatik bir yolla yaklaşmalıyız.

Ne var ki Lenin’in hala canlı oluşunun başka bir yorumu da var: Lenin’in canlılığı, Alain Badiou’nun, utanmaz Platoncu tavrıyla, evrensel aydınlanmanın “ebedi Fikri”ni, yani hiçbir yenilginin ve felaketin yok edemediği ölümsüz adalet çabasını cisimlendirmesi demektir. Hegel’in Dünya Tarihinin Felsefesi Üzerine Dersler’de Fransız Devrimi üzerine söylediği yüce sözleri hatırlamak gerekir:

“Fransız devriminin felsefenin bir sonucu olduğu söylenmiştir ve felsefeye Weltweisheit /dünya bilgeliği/ denmesi nedensiz değildir; çünkü felsefe yalnızca eşyanın saf özü olarak kendinde ve kendi için hakikat değil, aynı zamanda dünya işlerinde sunulan yaşayan biçimi içindeki hakikattir. Dolayısıyla devrimin ilk itkisini felsefeden aldığı iddiasını yadsımamalıyız. /…/ Güneş gökyüzünde duralı ve gezegenler onun etrafında döneliberi hiçbir zaman insanın varoluşunun merkezinin kafası, yani gerçeklik dünyasını inşa ettiği eşyadan ilham alan düşüncesi olduğu algılanmamıştı. /…/ insan şimdiye kadar ruhsal gerçekliği düşüncenin yönetmesi gerektiği ilkesini tanıyacak kadar gelişmemişti. Dolayısıyla bu muhteşem bir ussal şafaktır. Düşünen her varlık bu çığırın coşkusunu paylaşmıştır. Böylece yüce karakterli duygular insanların zihinlerini karıştırmış, ruhsal bir heves dünyanın her yanını titretmiş, adeta tanrısal ile dünyevi arasındaki barışıklık şimdi ilk defa başarılmıştır.”

Bu durum tabi ki Hegel’in bu soyut özgürlük patlamasını karşıtına, yani kendini yok eden devrimci teröre dönüştüren içsel gerekliliği sakince çözümlemesine engel değildi; yine de Hegel’in eleştirisinin içkin oluşunu, yani Fransız Devriminin temel ilkesini kabul ettiğini asla unutmamak gerekir. Ekim Devrimi hakkında yapılması gereken de tam olarak budur: bu devrim, insanlığın bütün tarihi boyunca yoksulların ve sömürülenlerin ayaklanmalarını başarıya ulaştırdığı, bütün hiyerarşik düzenlere karşı eşitlikçi evrenselliğin doğrudan iktidara geldiği ilk örnektir. Devrim yeni bir toplumsal düzen olarak kendini sağlamlaştırmış, yeni bir dünya yaratılmış ve akılalmaz ekonomik ve askeri baskılar ve tecrit altında mucizevi olarak hayatta kalmıştır. Bunun etkisi “muhteşem bir ussal şafaktır. Düşünen her varlık bu çığırın coşkusunu paylaşmıştır.”

selftrade John Berger birkaç yıl önce, internet yatırım şirketi Selftrade’in Fransızca reklam afişine dikkat çekti: saf altından yapılmış elmaslarla bezeli bir orak çekiç resminin altında “Ya borsa herkese kar getirseydi?” yazıyordu. Bu afişteki strateji belli: artık borsa eşitlikçi Komünist kriterleri yerine getirmekte, herkes borsaya katılabilmektedir. Berger basit bir düşünce deneyi ile bize soruyor: düşünün ki bugün bir reklamda altından yapılmış elmasla bezeli bir gamalı haç resmi kullanılmış olsun — tabi ki olmaz, çünkü Berger’in belirttiği gibi, “Gamalı haç muzaffer olabilecek olanları muhatap almıştı, yenilenleri değil. Adalet değil hükmetmek demekti.” Buna karşıt olarak, Orak Çekiç tarihin akışının özgürlük ve adalet mücadelesi verenlerin yanında olacağı umudu demekti. Yani ironi o ki, tam da “ideolojilerin sonu”nun hakim ideolojisi bu umudun öldüğünü resmen ilan ediyorken, “endüstri sonrası” paradigmaya ait bir işletmenin (internetten borsa işlemi yapmaktan daha “endüstri sonrası” bir şey var mıdır?) iletmek istediği mesaj, uyku halindeki bu umudu harekete geçirmek zorundaydı. Lenin’i tekrar etme, bizi ısrarla saran bu umuda yeni bir yaşam verme görevi halen mevcuttur.

Ekim 1917’deki devrimci ele geçirmeyi mümkün kılan eşsiz toplaşma, daha sonraki Stalinist hamleden ayrı tutulamaz: tam da devrimi mümkün kılan toplaşma (köylülerin memnunsuzluğu, iyice örgütlenmiş devrimci seçkinler, vb.) sonrasındaki Stalinist hamleye neden olmuştur — Leninist trajedi işte buradadır. Roza Lüksemburg’un ünlü alternatifi “ya sosyalizm ya barbarlık” sonuçta iki karşıt terimin ironik eşliği olmuştu: “gerçekte varolan” sosyalizm, barbarlıktı.

Sonuç olarak Lenin’i TEKRAR etmek Lenin’e DÖNMEK anlamına gelmez — Lenin’i tekrar etmek, “Lenin’in ölmüş” olduğunu, uyguladığı çözümün başarısız olduğunu, hatta canavarca bir başarısızlık olduğunu kabul etmek, ama içinde korunmayı hak eden ütopyacı bir kıvılcım olduğunu da görmektir. Lenin’i tekrar etmek, Lenin’in gerçekte yaptıkları ile açtığı olanaklar alanı arasında; gerçekte yaptıkları ile “Lenin’de Lenin’den fazla olan” başka bir boyut arasındaki gerilimi ayırt etmek demektir. Lenin’i tekrar etmek Lenin’in YAPTIĞINI tekrarlamak değil, YAPAMADIĞINI, KAÇIRDIĞI fırsatları tekrarlamaktır. Bugün Lenin farklı bir zamandan gelmiş bir figür gibi gözükür: merkeziyetçi Parti gibi düşünceleriyle “totaliter bir tehdit” yarattığı için değil — daha ziyade artık ilişkilenemediğimiz farklı bir çağa ait göründüğü için. Fakat bu olguyu Lenin’in vaktinin geçtiğinin kanıtı olarak okumak yerine belki de karşıt bir varsayım yapabilmeliyiz: ya Lenin’in bu çözülmezliği BİZİM çağımızda bir yanlışlık olduğunun işaretiyse? Ya Lenin’i alakasız olarak, postmodern zamanımıza göre “senkronu bozuk” olarak algılıyor olmamız, çok daha tedirgin edici olarak, bizim zamanımızın “senkronu bozuk” olduğunu açığa vuruyorsa, belirli bir tarihsel boyutu kaybettiğimizi gösteriyorsa?

(Kaynak: sok.bz)

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

1 Comment

Filed under çeviri

One response to “Yaşayan Ölü Lenin. Ekim’in 90. yıldönümü – Slavoj Žižek

  1. Pingback: Kapital ve Politika — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER