Bir Dil Kuramı için Öntartışmalar – Louis Hjelmslev

1) Dilin ve dil kuramının çalışılması

Dil, —insan konuşması— türlü hazinelerin bitmez tükenmez bir bolluğudur. Dil insandan ayrılamazdır ve bütün çalışmalarında onu takip eder. Dil insanın düşünce ve duyguyu, hissiyatı, özlemi, irade ve eylemi biçimlendirdiği enstrümandır, etkilemesinin ve etkilenmesinin yoludur, insan toplumunun nihai ve en derin temelidir. Ama insan bireyinin nihai ve vazgeçilemez sürdürücüsüdür de, yalnızlık saatlerindeki sığınağıdır, ki bu saatlerde zihin varoluşla güreşir ve bu çatışma şairin ve düşünürün monologunda çözülür. Dil, daha bilincimizin ilk uyanışından önce, ilk zayıf düşünce tohumumuzu çevrelemeye hazır olarak etrafımızda yankılanıyordu; yaşam boyu bizi izleyecekti, gündelik yaşantının basit etkinliklerinden en yüce ve mahrem anlarımıza kadar —ki günlük yaşamımız için sıcaklık ve gücü bizzat dil sayesinde tuttuğumuz hafıza yoluyla bu anlardan ödünç alırız— bize ayrılmazca eşlik edecekti. Ama dil dışsal bir eşlikçi değildir. İnsan zihninin derinliklerinde yatar, birey ve kabileye miras kalmış hafıza zenginliğinde, hatırlatan ve uyaran bu uyanık vicdandadır. Ve konuşma kişiliğin ayırt edici işaretidir, iyi veya kötü olsun, yurt ve ulusu ayırt eden işarettir, insanlığın onur belgesidir. Dil, kişilik, yurt, ulus, insanlık ve yaşamla öyle çözülmezce olgunlaşmıştır ki bazen dilin bunların yalın bir yansıması olup olmadığını veya bizzat bütün bunların kendisi —bizzat bunları olgunlaştıran çenek— olup olmadığını sormak isteriz.

Bu sebeplerle, dil hayret ve tarif edilecek bir nesne olarak şiirde ve bilimde insanı çekmiştir. Bilim dilde, fiziksel ve fizyolojik kesinlikteki tariflere uygun, bilinç olgularının göstergeleri olarak sıralanmış ses dizileri ve ifade edici jestler görmeye yönelmiştir. Psikolojik ve mantıksal yorumlarla, insan, ruhunun dalgalanımını ve insan düşüncesinin değişmezliğini dilde aramış, ilkini bulmak için dilin gelgitli yaşam ve değişimine, ikinciyi bulmak içinse tanıdığı iki tür göstergeye, yani kavram ve muhakemenin elle tutulur simgeleri olan sözcük ve cümleye bakmıştır. Bir gösterge sistemi ve kararlı bir kendilik olarak düşünülen dilin insanın düşünce sistemi ve ruhunun doğasına anahtar olması bekleniyordu. Birey üstü bir toplumsal kurum olarak düşünüldüğünde ulusun karakterizasyonuna katkı sağlayacaktı. Dalgalanan ve değişen bir olgu olarak düşünüldüğünde, eski nesillerin kişilik tarzına ve uzak değişimlerinin anlaşılmasına kapı açacaktı. Dil birçok yönde perspektiflerin açılabileceği anahtar bir konum olarak görülür oldu.

Dil böyle düşünülüp bilimsel araştırma nesnesi olduğunda bile kendi içinde bir amaç değil, araç olur: esas nesnesi dilin dışında yatan bir bilginin aracıdır, bu bilgi yalnızca dil üzerinden ve ancak dilin gerektirdiklerinden daha farklı varsayımlarla ulaşılabilir olsa bile. Burada dil aşkın bir bilginin aracıdır (aşkın sözcüğünün doğru ve etimolojik anlamında [transcendent = öteye tırmanan]), içkin bir bilginin hedefi değildir. Bu yüzden konuşma-seslerinin fiziksel ve fizyolojik tarifi saf fiziğe ve saf fizyolojiye, göstergelerin (sözcük ve cümlelerin) psikolojik ve mantıksal tarifi saf psikoloji, mantık ve ontolojiye kolayca bozunur, öyle ki dilbilimsel çıkış noktası görüş alanından kaybolur. Tarihsel deneyim de bunu doğrulamıştır. Tam olarak böyle olmasa bile, fiziksel, fizyolojik, psikolojik ve mantıksal olgular kendi başlarına yine de dilin kendisi değildirler, ancak dilin birbirinden kopuk dışsal yüzleridirler. Çalışma nesnesi olarak seçilmeleri dil adına değil, dilin yöneldiği olgular adına olur. Dil, bu tarifler temelinde, toplumsal koşulların anlaşılmasında, halklar, uluslar arası tarih öncesi ilişkilerin yeniden inşasında bir anahtar olarak düşünülse dahi aynı durum geçerlidir.

http://tr.scribd.com/doc/130368171/Hjelmslev-1961-Prolegomena-to-a-Theory-of-Language

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

1 Comment

Filed under çeviri

One response to “Bir Dil Kuramı için Öntartışmalar – Louis Hjelmslev

  1. Pingback: Verilen ve Bulunan — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER