Dağılım ve üretim

Ekonominin olağan işleri incelenirse her şeyin iki defa koyutlanması göze çarpar. Mesela zemin kirası, ücretler, faiz ve kâr, dağılım başlığı altındayken, arazi, emek ve kapital, üretimin failleri olarak üretim başlığı altındadır. Kapitali ele alırsak, iki defa koyutlandığı daha en baştan bellidir, (1) üretimin bir faili olarak, (2) gelir kaynağı olarak, özgül dağılım biçimlerinin bir belirleyeni olarak. Bunun gibi faiz ve kâr da, kapitalin artışının, büyümesinin biçimleri yani kapitalin öz-üretiminin momentleri oldukları ölçüde üretim altında bulunurlar. Dağılım biçimleri olarak faiz ve kâr, üretim faili olarak kapitali önvarsayarlar. Bunlar üretim faili olarak kapitali önvarsayım olarak alan dağılım biçimleridir. Ayrıca kapitalin yeniden-üretim tarzlarıdır.

Bunun gibi, ücretler kategorisi, ücretli emek olarak farklı bir başlık altında incelenen şeyle aynıdır: üretim faili olarak emeğin taşıdığı karakteristik, burada dağılımın bir karakteristiği olarak gözükür. Emek eğer ücretli emek olarak özgülleştirilmiş olmasaydı, ürünlerden pay alma usulü ücretler olarak gözükmezdi; mesela kölelik altında olabileceği gibi. Son olarak, dağılımın en gelişmiş biçimi olan zemin kirasının, arazi mülkiyetinin üründen pay alma aracı olarak, önvarsaydığı şey salt arazi değil, üretim faili olarak büyük-ölçekli arazi mülkiyetidir (aslında büyük-ölçekli tarımdır); ücretlerin önvarsaydıkları şeyin salt emek olmaması gibi. Dağılım ilişki ve tarzları böylece üretim faillerinin öbür yüzü olarak gözükmekte. Ücretli emek biçimi altında üretime katılan bir bireyin ürünlerden, üretimin sonuçlarından aldığı pay ücretler biçimindedir. Dağılımın yapısı tamamen üretimin yapısınca belirlenir. Dağılım bizzat üretimin bir ürünüdür, sadece nesnesiyle, yani üretimin sonuçlarının dağıtılabiliyor olmasıyla değil, aynı zamanda biçimiyle, yani üretime katılımın özgül çeşidinin belirlediği özgül dağılım biçimleriyle, yani dağılıma katılım örüntüsüyle de üretimin bir ürünüdür. Araziyi üretim altında, zemin kirasını dağılım altında, vb. koyutlamak tam anlamıyla bir yanılsamadır.

Yani, sırf üretime odaklanmakla sık sık suçlanan Ricardo gibi ekonomistler, dağılımı ekonominin biricik nesnesi olarak tanımlamışlardır, çünkü içgüdüleri sayesinde verili bir toplumda dağılım biçimlerini, üretim faillerinin damgasını taşıyan en özgül ifadeler olarak kavramışlardır.

Tek bir bireyin gözünde dağılım, elbette üretim yaptığı üretim sisteminde bulunduğu konumu belirleyen toplumsal bir yasa olarak, dolayısıyla üretimi önceleyen bir şey olarak gözükür. Birey dünyaya geldiğinde ne kapital ne de arazi sahibidir. Toplumsal dağılım doğduğu anda onu ücretli emeğe tayin eder. Fakat bu tayin edilme durumu bizzat kapital ve arazi mülkiyetinin bağımsız üretim failleri olarak varoluşlarının bir sonucudur.

Toplumların bütününe gelirsek, dağılım üretimi önceler gibi gözükür; başka bir açıdan, onu neredeyse ekonomi-öncesi bir olgu olarak belirler gibi gözükür. Fetheden bir halk araziyi fatihler arasında böler, böylece belirli bir dağılım ve arazi mülkiyeti biçimi dayatarak üretimi belirler. Veya fethedilenleri köleleştirerek köle emeğini üretimin temeli yapar. Veya bir halk devrim yapar ve büyük arazi hanedanlıklarını parçalayarak küçük parsellere ayırır, böylece bu yeni dağılım ile üretime yeni bir karakter verir. Veya bir yasalar sistemi arazi mülkiyetini belirli kalıcı ailelere teslim eder veya emeği kalıtımsal bir ayrıcalık olarak belirli kastlar ile sınırlandırır. Hepsi de tarihsel olan bütün bu durumlarda, görünüşe göre, dağılım üretim tarafından yapılanıp belirleniyor değildir, aksine, üretim dağılım tarafından yapılanıp belirleniyordur.

En sığ kavrayışla dağılım, ürünlerin dağılımı olarak, dolayısıyla üretimden uzak ve bağımsızmış gibi gözükür. Ama dağılım, ürünlerin dağılımı olmasından önce: (1) üretim aletlerinin dağılımıdır ve (2) aynı ilişkiyi daha da özgülleştirirsek, toplumun farklı üretim çeşitlerine dağılmış üyelerinin dağılımıdır. (Bireylerin özgül üretim ilişkileri altında toplanması.) Ürünlerin dağılımı belli ki, bizzat üretim sürecinde içerilen ve üretimin yapısını belirleyen bu dağılımın bir sonucudur yalnızca. Bu içsel dağılımı gözardı ederek üretimi incelemenin boş bir soyutlama olacağı açıktır; öte yandan ürünlerin dağılımı, üretimin orijinal bir momentini oluşturan bu dağılımın kendiliğinden sonucudur. Modern üretimin özgül toplumsal yapısını kavramak isteyen Ricardo, kusursuz bir üretim ekonomisti olarak, tam da bu nedenle modern ekonominin esas çalışmasının üretim değil dağılım olduğunu beyan eder. [1] Bu yine, üretimi ebedi hakikat olarak resmederken tarih’i dağılımlar dünyasına sürgün eden ekonomistlerin beceriksizliklerini gösteriyor.

Açıktır ki, bu üretim-belirleyici dağılım ve üretim arasındaki ilişki meselesi, bizzat üretimin içine aittir. Eğer biri şöyle derse: “Üretim, üretim aletlerinin belirli bir dağılımı ile başlamak zorunda olduğuna göre en azından bu anlamdaki dağılım üretimi öncelemeli ve üretim önvarsayımını biçimlendirmelidir.” Bunun yanıtı şöyle olmalıdır: Üretimin gerçekten de momentlerini biçimlendiren kendine ait belirleyenleri ve önkoşulları vardır. En başta bunlar kendiliğinden, doğal olarak gözükebilirler. Ama bizzat üretim süreci ile doğal belirleyenlerden tarihsel belirleyenlere dönüştürülürler ve bir çağın gözünde üretimin doğal önvarsayımları olarak gözükseler de bir başka çağın gözünde üretimin tarihsel ürünü olmuşlardır. Bizzat üretimin içinde sürekli değişirler. Mesela makinelerin uygulanması hem üretim aletlerinin hem de ürünlerin dağılımını değiştirmiştir. Modern büyük-ölçekli arazi mülkiyetinin kendisi modern ticaret ve modern endüstrinin bir ürünüdür, modern endüstrinin tarıma uygulanmasının bir ürünüdür.

Yukarıda açığa çıkan meseleler son tahlilde kendilerini üretimde genel-tarihsel ilişkiler tarafından oynanan role ve bunların tarihin genel hareketi ile olan ilişkisine indirgerler. Açıktır ki bu mesele, bizzat üretimin ele alınıp incelenmesine aittir.

Yine de, yukarıda açığa çıktıkları basit biçim altında, eşit bir kısalıkta üstelerinden gelinebilir. Her bir fetih durumunda üç şey mümkündür. Fetheden halk fethedilenleri kendi üretim tarzına tabi kılar (mesela bu yüzyılda İrlanda’daki ve kısmen Hindistan’daki İngilizler); veya eski tarza dokunmaz ve bir haraç ile tatmin olur (mesela Türkler veya Romalılar); veya karşılıklı bir etkileşim gerçekleşir ve yeni bir şey, bir sentez açığa çıkar (Germanik fetihler, kısmen). Her durumda, üretim tarzı, ister fetheden ister fethedilen halka ait olsun veya ikisinin kaynaşmasından açığa çıkmış olsun, ortaya çıkacak yeni dağılımda karar vericidir. Yeni bir üretim döneminin bir önvarsayımı olarak gözükse bile, böylece bizzat yeni dağılım üretimin bir ürünüdür. Sadece genel olarak tarihsel üretimin değil, özgül tarihsel üretim tarzının da bir ürünüdür.

Mesela Rusya’daki yıkımlarıyla Moğollar üretimleri ile uyumlu bir edim içindeydiler. Geniş ıssız alanlar, üretimleri olan büyükbaş hayvan yetiştiriciliği için başlıca önkoşuldu. Arazilerinde tecrit altında yaşayan ve geleneksel olarak esirlerle tarım üretimi yapan Germanik barbarların bu koşulları Roma şehirlerine dayatmaları, oradaki arazi mülkiyeti yoğunlaşmasının daha önceki tarımsal ilişkileri çoktan tamamen çökertmiş olması sayesinde çok daha kolaylaşmıştı.

Belirli dönemlerde insanların sadece yağmacılıkla yaşadıkları söylenegelmiştir. Ama yağmacılığın mümkün olması için yağma yapılacak bir şeyin, yani üretimin var olması gerekir. Ve böylece bizzat yağma tarzı üretim tarzı tarafından belirlenir. Mesela hisse alıp satan bir ulus, inek çobanlığı yapan bir ulus ile aynı usulle yağmalanamaz.

Bir köleyi çalmak doğrudan üretim aletini çalmaktır. Ama o zaman köleyi çalanların ülkesindeki üretim köle emeğine izin veren bir yapıda olmalıdır, veya (Amerika’nın güney kısmında vb. olduğu gibi) köleye karşılık gelen bir üretim tarzı yaratılmalıdır.

Yasalar, bir üretim aletini, mesela araziyi, belirli ailelerin elinde süreklileştirebilirler. Böyle yasalar sadece büyük-ölçekli arazi mülkiyeti toplumdaki üretimle uyum içinde olduğunda ekonomik belirginliğe kavuşurlar, İngiltere’de olduğu gibi. Fransa’da küçük-ölçekli tarım, büyük arazi hanedanlıklarına rağmen ayakta kaldığı için bu hanedanlıklar devrim tarafından parçalandılar. Fakat yasalar küçük-ölçekli taksimatı süreklileştirebilir mi? Böyle yasalara rağmen, sahiplik yeniden yoğunlaşmaya başlamaktadır. Yasaların dağılım ilişkilerinde istikrar sağlamadaki etkisinin, dolayısıyla üretim üzerindeki etkisinin, her bir özgül uğrak için belirlenmesi gereklidir.

[1] David Ricardo 1821 Politik Ekonomi ve Vergilendirmenin İlkeleri Üzerine, Londra, 3. baskıya önsöz

Karl Marx 1857 Grundrisse

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

http://www.marxists.org/archive/marx/works/1857/grundrisse/ch01.htm#2

Leave a comment

Filed under çeviri

Comments are closed.