WikiLeaks özgürlük yanılsaması karşısında nasıl gözlerimizi açtı – Slavoj Žižek

İki yıl önce Ekvador büyükelçiliğinde sürgün edilen Julian Assange batının liberté mitini paramparça etti

Slavoj Žižek
19 Haziran 2014, theguardian.com

WikiLeaks kurucusu Julian Assange batı Londra'da Ekvador büyükelçiliğinin dışında bulunan medyayla konuşuyor, Ağustos 2012. Fotoğraf: Olivia Harris/Reuters

WikiLeaks kurucusu Julian Assange batı Londra’da Ekvador büyükelçiliğinin dışında bulunan medyayla konuşuyor, Ağustos 2012. Fotoğraf: Olivia Harris/Reuters

Çağımızın önemli olaylarını işaretleyen yıldönümlerini hatırlarız: 11 Eylül (sadece 2001 İkiz Kuleler saldırısı değil, aynı zamanda Şili’de Allende’ye karşı 1973 askeri darbesi), Normandy çıkarması, vb. Belki bu listeye şu tarihi de eklemek lazım: 19 Haziran.

Biraz temiz hava almak için gün içinde yürüyüş yapmayı çoğumuz severiz. Birileri bunu yapamıyorsa çok iyi bir sebepleri vardır —ya bunu önleyen bir işte çalışıyorlardır (madencilik, denizaltılar) ya da güneş ışığına maruz kalmalarını ölümcül bir tehlikeye çeviren garip bir hastalıkları vardır. Mahpuslar bile temiz havada günlük yürüyüşlerini yapacakları vakitlere sahiptirler.

Bugün, 19 Haziran, Julian Assange’ın bu haktan mahrum edilişinin ikinci yılını, Londra’da Ekvador büyükelçiliğinin bulunduğu binaya sürekli/kalıcı olarak hapsedilmesinin ikinci yılını işaretlemekte. Binadan dışarı adım atacak olsa derhal tutuklanacaktır. Assange ne yaptı da böyle bir şeyi hak etti? Bir bakıma yetkilileri anlayabiliriz: Assange ve sızdırıcı iş arkadaşları sık sık hainlikle suçlansalar da, yaptıkları esasında (yetkililer gözünde) bunun çok daha kötüsüdür.

Assange kendisini “halkın casusu” olarak tarif etmişti. “Halk için casusluk yapmak” basit bir ihanet değildir (yani çift taraflı çalışarak bize ait sırları düşmana satan bir casus olmaktan farklıdır); çok daha radikal bir şeydir. Casusluğun bizzat ilkesini, sır tutma ilkesini boşa çıkarır, çünkü sırları kamusallaştırmayı amaçlar. WikiLeaks’e yardım eden insanlar, özel şirketlerin (bankaların, tütün ve petrol firmalarının) yasadışı pratiklerini kamusal otoritelere ihbar eden sızdırıcılar olmaktan çıkmışlardır artık; onlar bizzat bu kamusal otoriteleri daha geniş kamuoyuna ihbar etmektedirler.

WikiLeaks’ten, önceden doğru olduğunu varsaymadığımız herhangi bir şey öğrenmedik aslında – ama bir şeyi genel olarak bilmek bir şeydir, o konuda somut veriler elde etmek başka bir şeydir. Bu biraz kişinin cinsel partnerinin çevirdiği işleri bilmesine benzer. Kişi bunun soyut bilgisini kabul edebilir ama ateşli detayları öğrendikçe, yapılmış şeylerin resimlerini buldukça sancılar başlar.

Böyle olgularla karşı karşıya gelen düzgün ABD vatandaşlarının derin bir utanç duymaları gerekmez mi? Ortalama vatandaş şimdiye kadar ikiyüzlü bir inkar tutumunu benimsemişti: gizli ajansların yaptığı kirli işleri görmezden gelmeyi tercih ettik. Artık bunları bilmiyormuş gibi yapamayız.

WikiLeaks’i Amerikan karşıtı bir fenomen olarak görmek yeterli değildir. Çin ve Rusya gibi devletler ABD’ye göre çok daha baskıcıdırlar. Düşünün, Çin mahkemelerinde Chelsea Manning gibi birinin başına neler gelirdi? Çok muhtemeldir ki kamusal bir duruşma bile yapılmazdı; onu yok ederlerdi.

ABD mahpuslara o kadar vahşice davranmıyor —ki bu teknolojik bir öncelikten kaynaklanır, açık vahşi yaklaşımlara ihtiyaç duymamasından ibarettir (ihtiyaç duyduğunda bunu uygulamaya fazlasıyla hazırdır). Fakat bu yüzden, ABD, özgürlüğümüz karşısında Çin’den daha bile tehlikeli bir tehdittir: ABD’nin denetim tedbirleri, denetim tedbirleri olarak algılanmaz, Çin’deki vahşet gibi açıkça sergilenmez.

Çin gibi bir ülkede, özgürlükteki sınırlamalar herkesin gözü önündedir, buna dair yanılsamalar taşımazlar. ABD’de ise formel özgürlükler güvence altındadır, böylece bireylerin çoğu kendi yaşamlarını özgür bir yaşam olarak deneyimler, devlet mekanizmalarınca ne ölçüde denetlendiklerinin farkında bile değildirler. Sızdırıcılar, açıkça baskıcı rejimleri ihbar etmekten, bariz olanı beyan etmekten çok daha önemli bir şey yapmaktadırlar: kendimizi özgürmüş gibi deneyimlediğimiz bu durumun altında yatan özgür-olmama halini kamusallaştırmaktadırlar.

Mayıs 2002’deki bir rapora göre New York Üniversitesi’ndeki bilim insanları basit sinyaller iletebilen bir bilgisayar çipini doğrudan bir sıçanın beynine takmışlardı —böylece uzaktan kumandalı oyuncak arabalardaki gibi bir direksiyon mekanizmasıyla sıçanın hareketlerini denetleyebiliyorlardı. İlk defa, canlı bir hayvanın özgür iradesi, dışsal bir makine tarafından devralınmıştı.

Acaba bu talihsiz sıçan, esasen dışarıdan kararlaştırılan bu hareketlerini nasıl deneyimlemekteydi? Hareketlerinin yönlendiriliyor olduğundan bütünüyle habersiz miydi? Belki de Çinli vatandaşlar ve biz batılı liberal ülkelerin özgür vatandaşları arasındaki fark buradadır: Çinli insan sıçanlar en azından denetlendiklerinin farkındadırlar, biz aptal sıçanlar ise hareketlerimizin nasıl gözetlendiğinden bile habersiz dolanıp durmaktayız.

WikiLeaks’in peşinde olduğu şey acaba imkansız bir düş müdür? Kesinlikle hayır, bunun kanıtı da açık etmeleriyle dünyayı daha şimdiden değiştirmiş olmasıdır.

WikiLeaks’ten ABD ve diğer büyük güçlerin yasadışı etkinliklerine dair bir sürü şey öğrenmekle kalmadık. WikiLeaks’in açık ettiği şeyler gizli servisleri savunmaya çekmekle, bu servislerin denetlenmesine dönük yasama işlemlerini harekete geçirmekle kalmadı. WikiLeaks çok daha fazlasını başardı: milyonlarca sıradan insan, içinde yaşadıkları toplumun farkına vardı. Bugüne kadar sorunsuz sayarak sessizce tahammül ettiğimiz şeyler artık sorunlu kılındı.

İşte bu yüzden Assange zarar vermekle bu kadar suçlanmaktadır. Ama WikiLeaks’in yaptığı şeyde hiçbir şiddet yoktur. Çizgi filmlerdeki klasik sahneyi hepimiz biliriz: karakter bir uçurum kenarına ulaşsa da koşmaya devam eder, ayağının altında zemin olmadığı gerçeğini görmezden gelir; aşağı düşmesiyse ancak aşağıya bakıp boşluğu fark etmesiyle olur. WikiLeaks’in yaptığı şey, iktidardakilere aşağıya bakmalarını hatırlatmaktan ibarettir.

Medya tarafından beyinleri yıkanmış bunca insanın WikiLeaks’in açık ettiği şeyler karşısında verdikleri tepkiyi en güzel özetleyen, Altman’ın Nashville filminin final şarkısının unutulmaz dizeleri: “Özgür değilsin diyorsun ama beni endişelendirmiyorsun.” WikiLeaks bizi endişelendiriyor. Ve ne yazık ki birçok insan bundan memnun değil.


Slavoj Žižek, Birkbeck Beşeriyet Enstitüsü’nün uluslararası yönetmenidir.

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

1 Comment

Filed under çeviri, programlama

One response to “WikiLeaks özgürlük yanılsaması karşısında nasıl gözlerimizi açtı – Slavoj Žižek

  1. Pingback: İnternetler — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER