Syriza Üzerine Bir Not: Borçlu Evet, Ama Suçlu Değil! — Slavoj Žižek

Slavoj Žižek — 20 Şubat 2015 — potemkinreview.com

Jeroen Dijsselbloem ve Yanis Varoufakis bir basın toplantısında

Jeroen Dijsselbloem ve Yanis Varoufakis bir basın toplantısında

Medyamıza bakılırsa Yunanistan’daki Syriza hükümeti “akıldışı” ve “sorumsuz” popülist tedbirler öne süren bir kısım popülist aşırılıkçıdan oluşmaktadır. Hakikatten daha uzak bir şey olamaz. Açıkça akıldışı olan ve olmaya devam eden, aksine, AB politikalarıdır. Yunanistan 2008’den beri sert kemer sıkma tedbirlerini yasalaştırarak mali durumunu düzene sokmaya zorlanmaktadır; ama bugün, altı yıl sonra, ülkede korkunç bir gerileme yaşandıktan sonra, Yunanistan’ın mali durumu daha bile büyük bir düzensizlik içindedir. Gerçekten, ülkenin borcu GDP’nin %100’ünün biraz üstündeyken %175’e yükselmiştir ve şimdi 320 milyar avroda durmaktadır. Artık bu da akıldışı değilse, akıldışı sözcüğünün hiçbir anlamı yoktur. Peki AB neden Yunanistan’a bunu yapmaktadır?

Hepimizin bildiği gibi AB, Yunanistan gibi ağır borç altındaki ülkelere “uzat ve numara yap” politikası uygular — geri ödeme süresi uzatılır, bütün borçların sonunda ödeneceği numarası yapılır. Peki yeniden ödeme kurgusu neden bu kadar inatçıdır? Bunun sebebi yalnızca borç uzatımının Almanyalı seçmenlere bu kurgu yoluyla daha kabul edilebilir kılınması değildir; ne de Yunanistan’ın borcunun olası iptalinin Portekiz, İrlanda ve İspanya’da benzer talepleri tetikleyeceğindendir. Esas sebep, iktidarda bulunanların borcun tam olarak yeniden ödenmesini aslında istememelerinden ibarettir. Borçluya borç para vermenin esas gayesi borcu bir miktar kazançla birlikte geri almak değildir, daha ziyade borçluyu kalıcı bağımlılık ve itaat içinde tutan bu borcun sınırsızca devam ettirilmesidir. On yıl kadar önce, Arjantin IMF’ye olan borcunu (Venezuela’dan mali yardım alarak) zamanından önce ödemeye karar verdi, ve IMF’nin buna tepkisi şaşırtıcıydı: parasını geri aldığına sevinmek yerine, IMF (ya da onun tepesindeki temsilciler) Arjantin’in bu yeni özgürlüğünü ve uluslararası mali kurumlardan mali bağımsızlığını kullanarak sıkı mali politikaları terk edebileceğinden ve düşüncesiz harcamalara angaje olabileceğinden duydukları endişeyi ifade ettiler.

Yunanistan’ın kemer sıkma tedbirleri uygulamasına dönük süregiden AB baskısı psikanalizin süperego dediği şeye kusursuzca uymaktadır. Süperego düzgün bir etik ajanlık değildir, sadist bir ajandır, özneyi imkansız taleplerle topa tutarken öznenin onlara uymaktaki başarısızlığından müstehçen bir keyif duyar. Süperegonun paradoksuna göre, Freud’un açıkça gördüğü gibi, onun taleplerine ne kadar itaat edersek, o kadar suçlu hissederiz. Öğrencilerine imkansız ödevler veren, sonra da kaygı ve paniklerini görünce sadist kahkahalar atan kötücül bir öğretmen hayal edin. AB taleplerindeki/emirlerindeki korkunç yanlışlık işte budur: Yunanistan’a hiçbir şans tanımazlar — Yunanistan’ın başarısızlığı oyunun bir parçasıdır.

Sanki yeterince acı çekmemişler gibi, Yunanistanlılar en alçak egoist içgüdüleri harekete geçiren bir kampanyanın kurbanlarıdırlar. Borcun bir kısmını iptal etmekten bahsettiklerinde, medyamız bunu vergisini veren sıradan vatandaşa zarar verecek bir tedbir gibi sunmakta, tembel ve yolsuz Yunanistanlıları diğer ülkelerdeki çalışkan sıradan insanlarla yarışa sokmaktadır. Benim ülkem Slovenya’da Syriza’ya sempati duyanlar ulusal ihanetle bile suçlanmaktadırlar… Yani 2008 mali çöküşünde olduğu gibi, büyük bankalar battıklarında devletin onların kayıplarını (tabi ki verilen vergilerden) trilyonlar harcayarak kapatması makbuldür, ama bütün bir halk sefalet içinde kaldığı zaman, o borç ödenmelidir.

Borç ve suçun bu cehennemi çemberinden dışarıya nasıl adım atacağız? Syriza hükümeti bunu yaptı. Borç verenler ve borç bekçileri Syriza hükümetini temelde yeterince suçlu hissetmemekle suçlamaktadır; hükümet masum hissetmekle suçlanmaktadır. AB müessesesinin Syriza hükümetinde bu kadar rahatsız olduğu şey budur: hükümet borcu kabul etmektedir, ama suçu değil. Syriza süperego baskısından kurtulmuştur. Yunanistan maliye bakanı Yanis Varoufakis, Brüksel ve Berlin’le olan ilişkilerinde bu tutumun kişileşmesidir: borcun ağırlığını tamamen kabullenmekte, AB politikası açıkça işe yaramadığına göre, başka bir seçeneğin bulunması gerektiğini oldukça akılcı olarak tartışmaktadır. Paradoksal olarak, Varoufakis ve Tsipras’ın tekrar tekrar belirttikleri nokta, borç verenlerin paralarının en azından bir kısmını geri alabilmeleri için tek şanslarının Syriza hükümeti olduğudur. Bizzat Varoufakis bankaların neden Yunanistan’a para dökerek bu kayırmacı devletle işbirliğini sürdürdükleri bilmecesine hayret etmektedir, nasıl işlerin böyle olduğunu çok iyi biliyor olsa da. Yunanistan, Batılı müessesenin müsamahası olmasa asla bu kadar ağır borç altına girmezdi. Syriza hükümeti ana tehditin Brükselden gelmediğinin çok iyi farkındadır. Esasen bu tehdit Yunanistan’ın kendisinde —bu tam anlamıyla kayırmacı yolsuz devlette— bulunur. Yunanistan’ı yolsuzluk ve verimsizlikle eleştiren Avrupa (AB bürokrasisi), bu yolsuzluk ve verimsizliği bizzat bedenlendiren politik kuvveti (Yeni Demokrasi) desteklemiş olduğu için suçlanmalıdır.

Bu nedenle, bütün hakiki Solcuların bugün ana görevi Yunanistan’la tüm-Avrupacı bir dayanışmaya angaje olmaktır, ve sadece Yunanistan’ın kaderi Avrupanın elinde olduğundan değil. Biz Batı Avrupadakiler Yunanistan’a uzaktan gözlem yapmayı, bu yoksullaşmış ulusun talihsizliğini merhamet ve sempatiyle izlemeyi severiz. Böyle rahat bir bakış açısı, ne var ki, talihsiz bir yanılsamaya dayanmaktadır. Yunanistan’da bu geçtiğimiz haftalarda olup bitenler hepimizi ilgilendirmektedir — Avrupanın geleceği sözkonusudur. Yani bu günlerde Yunanistan üzerine okuduğumuzda, şunu hep aklımızda tutmalıyız: eski deyişteki gibi, de te fabula narratur.

Avrupanın her yanında solcular bugün neoliberal dogmayı bozmak için kimsede cesaret olmadığından şikayet ederler. Sorun gerçektir elbette: kişi bu dogmayı ihlal ettiği anda, hatta, kişi böyle bir bozuşun imkanlı bir ajanı gibi algılandığı anda, muazzam kuvvetler ortaya çıkmaktadır. Bu kuvvetler nesnel ekonomik etkenler gibi görünseler de, esasında yanılsamaların, ideolojinin kuvvetleridir. Fakat maddi güçleri yine de tamamen yok edicidir. Bugün “düşman propagandası” dememiz gereken şeyin muazzam baskısı altındayız. Alain Badiou’yu alıntılayayım: “Tüm düşman propagandasının gayesi, varolan bir kuvvetin imha edilmesi değil (bu işlev genelde polis kuvvetlerine bırakılır), daha ziyade duruma ait fark edilmemiş bir imkanın imha edilmesidir.” Diğer bir deyişle, düşman propagandası umudu öldürmeye çalışır: bu propagandanın mesajı, içinde yaşadığımız dünyanın, bütün imkanlı dünyaların en iyisi olmasa bile, en az kötüsü olduğuna, dolayısıyla herhangi bir radikal değişimin ancak onu daha da kötüleştireceğine dair itaatkar bir kanıdır.

Birinin ilk hamleyi yapması ve neoliberal dogmanın kördüğümünü kesmesi gerekir. Hakikaten, unutmayalım ki bu dogmayı telkin edenler —ABD’den Almanya’ya— işlerine geldiğinde onu özgürce ihlal etmektedirler. Syriza’nın mücadelesi basit bir refah mücadelesi olmanın çok ötesine gider. Bütün bir yaşam yordamı için bir mücadeledir bu, hızlı küreselleşmenin tehdidi altındaki dünyanın direnişidir, yahut, tarih-sonrası metalaşmanın tehdidi altındaki bir kültürün kendi günlük ritüel ve tarzlarıyla direnmesidir. Bu direniş muhafazakar mıdır? Ana akımda bugün kendine politik ve kültürel muhafazakar diyenler aslında muhafazakar değildirler. Kapitalizmin devamlı kendini-devrimlemesinin bütünüyle arkasında dururlar, yalnızca onu daha verimli kılacak bazı geleneksel kurumlar (din, vb.) ekleyerek toplumsal yaşamdaki yok edici neticelerinin sınırlanmasını ve toplumsal kohezyonun sürmesini isterler. Bugünün hakiki muhafazakarı, küresel kapitalizmin antagonizma ve çıkmazlarını tamamen kabullenen bir kişidir, basit ilerlemeciliği reddeden ve ilerlemenin karanlık yüzüne dikkat eden bir kişidir.

İşte bu yüzden Syriza’nın mücadelesine derin bir saygı duyuyorum. Sadece ısrarcı olmaları bile hepimizi özgür kılıyor: hepimiz biliyoruz ki Syriza orada bulunduğu sürece, hepimiz için bir şans vardır.

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

1 Comment

Filed under çeviri

One response to “Syriza Üzerine Bir Not: Borçlu Evet, Ama Suçlu Değil! — Slavoj Žižek

  1. Pingback: Syriza: Deneyimler — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER