Kalbin yasası ve kendini-beğenme deliliği (1) — G. W. F. Hegel

G. W. F. Hegel — 1807 — Ruhun Görüngübilimi

367. Gereklilik, öz-bilinçte hakikaten ne ise, öz-bilincin bu yeni biçimine göre de odur; burada kendi benliğini gereklilik ilkesi olarak bilir. Yasanın evrenselini dolaysızca kendi içinde taşıdığını bilir, ve bilincin benliğe-göre-oluşunda bu yasa dolaysızca mevcut bulunduğundan, buna kalbin yasası denir. Bu biçim bireysellik olarak kendisini, önceki biçim gibi öz olarak alır; ama yeni biçim daha zengindir çünkü benliğe-göre-oluş ona göre gereklilik veya evrensellik karakteri taşır.

368. Yasa, bu yüzden, dolaysızca öz-bilincin kendi yasası olarak, veya kalp olarak (gerçi içinde yasayı taşır), öz-bilincin gerçekleştirmeye başladığı Akıbettir. Gerçekleşiminin bu Mefhuma tekabül edip etmediği, ve yasasının öz doğası olduğunu bu gerçekleşimde bulup bulmayacağı, görülecektir.

369. Bu kalp gerçek bir dünya ile karşı karşıya gelir; çünkü kalpte yasa, öncelikle, sadece kendi benliğine göredir, henüz gerçekleşmiş değildir, ve bu yüzden aynı zamanda, Mefhum ne ise ondan başka bir şeydir. Böylece bu başka şey, gerçekleştirilecek olan şeye karşıt bir gerçeklik karakterindedir, bu nedenle yasa ile bireyselliğin çelişkisidir. Bu gerçeklik, bu yüzden, bir yandan belirli bireyselliğin ezildiği bir yasadır, dünyanın şiddetle düzenlenmesidir, öte yandan ise, bu düzenlenme altında acı çeken insanlıktır, kalbin yasasını izlemekten ziyade yabancı bir gerekliliğe maruz kalan insanlıktır. Apaçıktır ki, bilincin mevcut biçimi karşısında gözüken bu gerçek dünya, bu bireyselliğin kendi hakikatiyle süregiden uyumsuz ilişkisinden, bu bireyselliği ezen acımasız gerekliliğin ilişkisinden başka bir şey değildir. Bize göre, önceki hareket yeni biçim karşısında duruyor gözükür, çünkü yeni biçim kendi içinde ondan sonuçlanmıştır, ve geldiği bu uğrak bu yüzden onun için gereklidir; fakat yeni biçime göre bu uğrak halihazırda verilmiş bir şey olarak gözükür, çünkü o kökeninin bilincinde değildir, ve ona göre öz doğası daha ziyade kendi benliğine göre olmaktır, ya da bu pozitif kendinde-olana göreli negatif şefkat olmaktır.

370. Bu bireysellik, bu yüzden enerjilerini kalbin yasasıyla çelişen bu gerekliliği —ve onun sebep olduğu acıyı da— başından savmaya yöneltir. Ve artık öz-bilincin sadece bireyin belirli hazzını istediği önceki biçimindeki hafiflik karakterinde değildir; aksine, hazzını kendi doğasının mükemmeliyetini sergilemekte ve insanlığın refahını desteklemekte arayan yüksek bir amacın ağırbaşlılığıdır. Gerçekleştirdiği şey bizzat yasadır, ve bu yüzden onun hazzı aynı zamanda bütün kalplerin evrensel hazzıdır. Ona göre bu ikisi bölünmemiştir; onun hazzı yasaya uyan şeydir, ve evrensel insanlığın yasasının gerçekleşimi ona göre onun kendi belirli hazzını temin eder. Çünkü onun kendi benliği dahilinde, bireysellik ve gerekli-olan dolaysızca birdir; yasa kalbin yasasıdır. Bireysellik henüz koltuğundan kovulmamıştır, ve henüz bireyselliğe ait dolayımlayıcı ajanlık ikisinin birliğini getirerek disiplin kurmuş değildir. Bu dolaysız disiplinsiz doğanın gerçekleşimi, bireyselliğin mükemmeliyetinin sergilenmesi olarak insanlığın refahı için üretken zannedilir.

371. Yasa, öte yandan, kalbin yasası ile karşı karşıya geldiğinde kalpten ayrılmıştır ve kendi başına varolur. Bu yasayla bağlanmış insanlık, kalple yasanın kutsanmış birliğinde yaşamaz; daha ziyade ya kendi acımasız ayrılmışlığı ve acısı içinde yaşar, ya da en azından yasaya itaat etmekteki kendi keyfinden vazgeçmiştir, ve onu çiğnemekteki kendi mükemmeliyetinin bilincinden yoksundur. Bu ilahi ve insani yetkicil yazgı kalpten ayrılmış olduğundan, kalbe göre bu yazgı bir gösteriden ibarettir ve o sırada onunla ilişkilenmiş olan şeyi —yani yetki ve gerçekliğin gücünü— yitirmelidir. Yazgının içeriği kalbin yasasıyla tesadüfen uzlaşabilir, ki kalbin yasası da o zaman ona tabi olabilir; ama kalbe göre özsel olan sadece bizzat yasaya uyulması değil, yasanın içinde kalbin kendi bilincini taşıması ve orada kendini tatmin etmiş olmasıdır. Ne var ki, evrensel gerekliliğin içeriğinin kalple uzlaşmadığı yerde gereklilik, içeriği bakımından bile, kendi içinde hiçbir şeydir ve kalbin yasasının yolunu açmalıdır.

372. Birey, o zaman, kendi kalbinin yasasını yerine getirir. Bu evrensel bir yazgı olur, ve haz yasaya mutlak uyum gösteren bir gerçeklik olur. Fakat, bu gerçekleşimde, yasa aslında bireyden kaçmıştır; doğrudan doğruya baştan savılması beklenen ilişkiden ibaret kalmıştır. Kalbin yasası, bizzat kendi gerçekleşimi yoluyla, kalbin bir yasası olmaktan çıkar. Çünkü gerçekleşiminde [doğrulayıcı] bir olma biçimi edinir, ve meselenin bu belirli kalbe kayıtsız kalmasıyla şimdi evrensel bir güçtür, öyle ki birey, kendi yazgısını kurmasıyla o yazgının artık kendisinin olmadığını görür. Bu nedenle, yasasının gerçekleşimi ile bireyin var ettiği şey o bireyin yasası değildir; aksine, gerçekleşimi ilkece bireye ait olsa da gerçelde* ona yabancı bir mesele olduğundan, bireyin yol açtığı şey kendisinin gerçel yazgı içindeki dolaşıklığından ibarettir, dahası dolaşık olduğu bu üstün güç ona yalnızca yabancı değil, düşmandır da. Edimiyle birey kendisini içeriye yerleştirir, yahut kendisini varolan gerçekliğin evrensel öğesi olarak koyutlar, ve bu ediminin, bireyin kendi yorumlamasına göre bile, evrensel bir yazgı değeri taşıması beklenir. Fakat böylelikle birey kendisini kendisinden serbestleştirmiştir; kendi başına evrensellik olarak büyümeye devam eder ve kendisini belirliliğinden arındırır. Evrenselliği sadece dolaysız benliğine-göre-oluşu içinde tanımak isteyen birey o halde bu serbest evrensellik içinde kendisini tanımaz, ve aynı zamanda bu evrenselliğe aittir, çünkü bunu o yapmıştır. Onun bu yapmışlığı, o halde, tersine bir belirgi taşır; evrensel yazgıyla çelişir, çünkü bireyin ediminin serbest bir evrensel gerçekliğe ait olması beklenmez, bireyin belirli kalbine ait olması beklenir; ve aynı zamanda birey aslında bu gerçekliği tanımıştır, çünkü bireyin eylemi özsel oluşunu serbest bir gerçeklik olarak koyutlama belirgisi taşır, yani gerçek dünyayı kendi özsel oluşu olarak kabullenme belirgisi taşır.

(2)

EN: A. V. Miller
TR: Işık Barış Fidaner

* : değişiklik: önceden bunlara “esasında/esas” demiştim, ama “gerçelde/gerçel” diye değiştirdim. çünkü “actual: gerçel” demeye karar verdim, gerçekleştirilerek-gerçek-olan anlamında. virtual’a ne denileceği halen “belirsiz”. particular’a “belirli” diyorum çünkü tikel başkasının-belirlediğidir, kendi başına (belirlenmemiş) tikel yoktur. aynı sebeple kendisi-belirleyen olarak “evrensel” de kuşku götürür. tikel (kullanım-değeri), evrenselin (mübadele-değerinin) aynada gördüğü şeyden ibaret olabilir. particular, particle, parçacık çarpıştırıcısı: evrensel aynaların en modern olanı.

değişiklik: “virtual/virtue: görcül/görce” demeyi düşünüyorum. yukarıdaki “görülecektir”e karşılık geliyor.

değişiklik: “for A” için birçok yerde “A açısından” demiştim, daha sade olması için “A’ya göre” diye değiştirdim.

3 Comments

Filed under çeviri