Signorelli — Sigmund Freud

1898’de çözümlemek üzere ele aldığım örnekteki anımsamak için boşuna çabaladığım ad, Orvieto katedralindeki o görkemli “Son Dört Şey”* fresklerini yapan sanatçının adıydı. Aradığım adın — Signorelli — yerine başka iki ressamın — Boticelli ve Boltraffio‘nun — adları aklıma geliyor ve bunlar anında yanlış yargısıyla kesin bir şekilde geri çevriliyordu. Doğru adı bir başkasından öğrendiğimde, hemen ve hiç düşünmeden anımsamaya çalıştığım adın bu ad olduğunu kabul ediyordum. Signorelli yerine Boticelli ve Boltraffio adlarını ortaya çıkaran çağrışım yollarını ve bu sürecin etkilerini araştırdığımda, şu sonuçları elde ettim:

(a) Signorelli adının yitmesinin nedeni, ne bu adla ilgili bir özel durumdan ne de ortaya çıktığı bağlamla ilgili herhangi bir ruhbilimsel özellikten kaynaklanmaktadır. Unuttuğum ad, onun yerini alan simge adlardan biri — Boticelli — kadar ve çok daha fazla aşinası olduğum ancak hakkında, Milano okuluna bağlı olduğu dışında hiçbir şey söyleyemeyeceğim diğer simge ad — Boltraffio — kadar bildiğim bir addı. Üstelik, adın unutulduğu bağlam, bana zararsız görünüyor ve beni fazla aydınlatmıyordu. Dalmaçya’da, bir yabancıyla birlikte, arabayla Ragusa’dan Hersek’te bir yere gidiyordum: söz İtalya’da yolculuktan açılmıştı, ve yol arkadaşıma, Orvieto’ya gidip gitmediğini, orada …nın yaptığı ünlü freskleri görüp görmediğini sormuştum.

(b) Az önce konuşmakta olduğumuz konuyu anımsayınca, adın unutuluşu aydınlandı ve ortaya atılan konunun, bir önceki konu tarafından rahatsız edildiği bir durumun varlığı açığa çıktı. Yol arkadaşıma, Orvieto’da bulunup bulunmadığını sormazdan az önce Bosna’da ve Hersek’te yaşayan Türklerin geleneklerinden konuşuyorduk. Onlara bakan bir hekim arkadaşımdan duyduklarımı anlatmıştım ona; bu insanların doktorlarına çok güvendiğini, yazgıya müthiş bağlı olduklarını aktarmıştım. Bir hasta ile ilgili olarak yapılacak hiçbir şeyin bulunmadığı söylendiğinde, yanıtları şöyle oluyormuş: “Ne diyelim, Herr (Beyefendi)? Kurtarılacak olsaydı, kurtarırdınız, biliyorum.” Bu tümcelerde ilk kez Signorelli ve Boticelli — Boltraffio ile bir çağrışımlar dizisine yerleştirilmesi olanaklı olan Bosna, Hersek ve Herr sözcük ve adlarıyla karşılaşıyorduk.

(c) Sanıyorum Bosna’lı Türklerin görenekleriyle ilgili bir dizi düşüncenin, kendisinden bir sonra gelen düşünceler dizisini rahatsız edici bir niteliğe bürünmesi, bu düşünceler dizisi henüz bitirilmeden dikkatimi onlardan uzaklaştırmış olmamdan kaynaklanıyordu. Hatta, belleğimde, ilk anlattığıma yakın bir başka anıyı anlatmak istediğimi anımsıyorum. Bu Türkler, cinsel hazza her şeyden daha fazla değer veriyorlardı ve cinsel bozukluklarla karşılaştıklarında, garip bir şekilde ölüm korkusu karşısında duydukları kabullenmişlikle çelişen bir umutsuzluğa kapılıyorlardı. Meslektaşımın hastalarından biri bir keresinde ona, “Herr,” demişti, “işte onun sonu geldi mi, yaşamın pek bir değerinin kalmadığını anlarsınız.” Bir yabancıyla konuşurken, bu konudan söz etmek istemediğimden, bu belirleyici özelliği bastırmıştım. Hatta daha da fazlasını yapmıştım: dikkatimi, “ölüm ve cinsellik” konusunda zihnimde belirebilecek düşüncelerden de uzaklaştırmıştım. O sırada, daha hala, birkaç hafta önce, Trafoi‘de kısa bir süre kaldığımda bana ulaşan bir haberin etkisi altındaydım. İyileştirmek için büyük çaba harcadığım bir hasta, cinsel rahatsızlıklarının düzelmemesi nedeniyle yaşamına kendi elleriyle son vermişti. Çok iyi biliyorum ki, Hersek’e yaptığım yolculuk sırasında, bu üzücü olay ve onunla ilgili ayrıntılar bilincime ulaşmadı. Ancak “Trafoi” ve “Boltraffio” arasındaki benzerlik, bu anının, dikkatimi ondan bilerek uzaklaştırmama karşın, o anda [konuşma sırasında] harekete geçirildiğini varsaymaya zorluyor beni.

(d) Artık Signorelli adını unutma olgusunu, bir rastlantı olarak kabul etmem olanaksızdır. Süreçte, bir itici güç‘ün etkisini kabul etmek zorundayım. Belleğimde bulunan (Türklerin görenekleriyle ilgili) şeyleri anlatırken kendime engel olmama neden olan bir itici güçtü bu, ve onunla ilgili düşünceleri, Trafoi’de** aldığım haberi çağrıştıran düşünceleri bilinç düzeyine çıkarmamı engelleyici etkisi olan bir itici güç söz konusuydu burada. Dolayısıyla, bir şeyi unutmak istemiştim; bir şeyi bastırmıştım. Gerçi, unutmak istediğim şey, Orvieto’daki sanatçı değil, başka bir şeydi — ama gene de, kendisini onun adıyla çağrışımsal bağlantısı olan bir yere yerleştirmişti; böylece isteğim hedefini şaşırdı ve ben, bir başka şeyi bilerek isteyerek unutmaya çalışırken, unutmak istemediğim o şeyi unutmuştum. Anımsama eğiliminde olmama durumu bir içeriği hedef almıştı; anımsama yetersizliği bir başka içerikte ortaya çıktı. Elbette, anımsamama eğilimi ile anımsama yetersizliği aynı içerikle bağlantılı olsaydı çok daha yalın bir olguyla karşı karşıya bulunacaktık. Ayrıca, bir adın yerini alan simge adlar, konunun aydınlanmasından önce olduğu kadar yersiz görünmüyorlar bana artık: beni anımsamak istediğim şey konusunda olduğu kadar unutmak istediğim şey konusunda da uyarıyorlar; bir de bir şeyi unutma girişimimin tümüyle başarıya ulaşmadığı gibi başarısızlığa da ulaşmadığını gösteriyorlar.

(e) …

* “Son Dört Şey”, Ölüm, Yargı, Cehennem ve Cennet’tir.

** Tirol’de bir köy

Günlük Yaşamın Psikopatolojisi — Sigmund Freud; TR: Şemsa Yeğin, s.36

Leave a comment

Filed under çeviri

Comments are closed.