Monthly Archives: July 2015

Evrensel Gençlik 6-10 (2003)

(1-88 bütün sayılar)

Evrensel Gençlik Sayı 6-10 : 5 Ağustos 2003 – 2 Eylül 2003

6) Irak’ta NE işimiz VAR?

7) Rock müzik ile gelen yaşam tarzı

8) Bağımsız, demokratik bir Türkiye için…

9) Savaşa hayır!

10) Uyuşturucuya ve yoz kültüre karşı gençlik buluşması

Leave a comment

Filed under şey

Kadın babanın-adlarından birisidir (2) — Slavoj Žižek

(Yahut Lacan’ın Cinsiyetleme Formülleri Nasıl Yanlış Okunmaz)

lacanian ink 10 – 1995

(1)

Bu noktada Hegel’in Ruhun Görüngübilimi‘nde bilinçten öz-bilince geçişini anımsamalı: duyuüstü Ötede karşılaşılan şey, pozitif içeriği itibariyle, dünyevi gündelik dünyamızın aynısıdır; aynı içerik farklı bir modaliteye doğru yerdeğiştirmekle kalır. Fakat Hegel der ki, içeriğin özdeşliğinden, dünyevi gerçeklik ile Ötesi arasında hiçbir fark olmadığı sonucu çıkmaz: özgün boyutu içinde Öte, pozitif bir içerik değil boş bir yerdir, her türlü pozitif içeriğin izdüşürülebileceği bir tür ekrandır — ve bu boş yer öznedir. Bir kez bunun farkına varırsak, Cevherden Özneye, yani bilinçten öz-bilince geçeriz. [11] Bu kesin anlamda, kadın tam anlamıyla öznedir. Aynı şeyi Schelling açısından da söyleyebiliriz, yani, her tür fazladan pozitif nitelemeden mahrum bırakılan özgün boşluk olarak özne (Lacan’ın mathemlerinde $) ile, bu öznenin üstlendiği, üstüne giydiği özellikler (ki bunlar nihayetinde hep yapaydır, olumsaldır) arasındaki fark açısından. [12] Kadın, kesinlikle özgün bir maskara karakterinde olması ölçüsünde, bütün özelliklerinin yapayca üstüne giyilmiş olması ölçüsünde, adamdan daha öznedir — çünkü Schelling’e göre öznenin nihai karakteri, her bir pozitif özelliğindeki bu radikal olumsallık ve yapaylıktan oluşur, yani, kendi içinde bu özelliklerin hiçbiriyle teşhis edilemeyen saf bir boşluk olmasından oluşur.

Continue reading

1 Comment

Filed under çeviri

Evrensel Gençlik 1-5 (2003)

(1-88 bütün sayılar)

Daha önce bu sitede Evrensel Gençlik’te katkıda bulunduğum yazıları (eski editör arkadaşımızdan izin alarak) yayınlamıştım.

Şimdi elimde bulunan Evrensel Gençlik sayılarını yayınlıyorum.

İlk beş sayı: Evrensel Gençlik Sayı 1-5 : 1 Temmuz 2003 – 29 Temmuz 2003

1) Özgürlük Anıtı’nın önünde hop hop hop!

2) … ve artık ayağa KALKALIM!

3) Hedefte gençlik var!

4) Doğu ile batı arasında bir köprü: Gençlik kampları

5) Dünya sorunları karşısında felsefe
 

~~~ Not ~~~

Daha önce duyurusunu yaptığımız Geçmiş Dergi sitesinin Temmuz ayının ilk günlerinde @gecmisdergi twitter hesabıyla birlikte kapandığı gözlendi. İlgili bir twitter kullanıcısına yöneltilen “ne olduğu” sorusuna yanıt alınamazken, şu anda sitelerinin açıldığı ve “Temmuz-Ağustos sayısının 7 Ağustos’ta yayınlanacağı”nın duyurulduğu görülüyor.

Leave a comment

Filed under dergi

Kadın babanın-adlarından birisidir (1) — Slavoj Žižek

(Yahut Lacan’ın Cinsiyetleme Formülleri Nasıl Yanlış Okunmaz)

lacanian ink 10 – 1995

zizwoman

Lacan’ın cinsiyetleme formüllerini [1] yanlış okumanın olağan yolunda eril ve dişil taraf arasındaki fark eril konumu tanımlayan iki formüle indirgenir: sanki erillik evrensel fallik işlevdir de dişillik fallik işlevin idrakını aşan istisnası, aşırılığı, fazlalığıymış gibi. Böyle bir okuma Lacan’ın söylediği şeyi tamamen kaçırır, Kadının istisna olarak tam bu konumu —diyelim ki şövalye aşkındaki Hanımefendi kılığında— tam anlamıyla bir eril fantezidir. Fallik işlevde teşkil edici istisnanın örnek vakası olarak genelde, hiçbir yasağa tabi olmayıp bütün kadınların keyfini çıkarabilen ilksel baba-hazcının [jouisseur] fantazmatik, ayıpçıl figüründen bahsedilir. Öte yandan, şövalye aşkındaki Hanımefendi figürü ilksel babanın bu belirlenimlerine tamamen uymaz mı? O da her şeyi isteyen kaprisli bir Efendi değil midir, yani hiçbir Yasayla sınırlanmamış olarak kendi şövalye-hizmetkarına keyfi ve korkunç çileler yüklemez mi?

Continue reading

2 Comments

Filed under çeviri

Buna Demokrasi Derler — Bruce Cockburn

İktidardan kabarmış gelirler
İşte uluslararası tefeciler
Pazar oburu vurguncu askeriye silahıyla
Bataklıktır sözleri ve sürülmüştür gözlerine
Yoksulların kanı

Yaşam niteliğini talan ederler
Ve öfke artık bir zorunluluktur
Ülkeleri emek kamplarına çevirmiştir
Özgürlük getirici kılığında modern köleciler

Uğursuz sinik enstrüman
Silahı kutsallaştırır —
Bu onun yegane tepkisidir, tiranlığa tapan
“Gelişmiş” denilen ulusların
Putperest ideolojisine

Kuzey Güney Doğu Batı
En iyileri öldürüp kalanları satın alır
Bir sikke atıp bir sikke vurmaktır
Bir sikinde bile değildir
Sefillik çeken insanlar

IMF kirli IMF
Alabildiği her şeyi alıp götürürken
Arkasında bırakmayı asla unutmadığı tek şey
Onları kancada tutacak haksız borçlardır

Bak satılmış yerel semirgenler
Kendilerini lider gibi gösterirler
Hanımları öper ahbaplarla el sıkışır
Ucuz kerhane gibi işlerin açılmasını bekler

Ve buna demokrasi derler
Ve buna demokrasi derler
Ve buna demokrasi derler
Ve buna demokrasi derler

Bak çocukların dolu dolu gözlerine
Tadını çıkarmaya çalışıyor işte çocuk nasıl olursa
Bir gün silkinip kalkacaksın bu alışkın ziyafetinden
Ve canavarın boğazı içine gözlerin dalmış olacak
Ve buna devrim derler

IMF kirli IMF
Alabildiği her şeyi alıp götürürken
Arkasında bırakmayı asla unutmadığı tek şey
Onları kancada tutacak haksız borçlardır

Continue reading

1 Comment

Filed under çeviri, şarkı

Haset üzerine — Joan Copjec

Önümüzdeki soru şu: [1944 tarihli Laura filminde] Lydecker neden bu yola, yani sadece Jacoby’yi değil, sonradan çifteyle yakın mesafeden yüzünden vuracağı (ya da öyle zannedeceği) Laura’yı da yok etmesine yol açan bu tahribat yoluna sapar? El altındaki ilk yanıt, onun Laura’yla ilişkisinde eksik olan, ama anlaşıldığı kadarıyla Jacoby’nin keyfini çıkardığı türde bir cinsel ilişkinin özlemini çekiyor olmasıdır. Ancak işin aslı bambaşkadır. Gerek Laura’ya gösterdiği tavır, gerekse sık sık Laura’nın diğer taliplerinin kabalığı/dünyeviliği ve bariz fizikselliği hakkında yaptığı küçümseyici yorumlar, cinsel ilişkilerin Lydecker’de sadece tiksinti uyandırdığını açıkça gösterir. Bu tiksinme ifadelerini göründükleri gibi almamız gerekir; zira Lydecker kesinlikle Jacoby’yi kıskanmaz, ona haset eder. Sıradaki soru, elbette: aradaki fark nedir? Crabb’in İngilizce Eşanlamlılar sözlüğü şöyle yanıt verir: “Kıskançlık sahip olduğunu kaybetmekten korkar; haset ise kendisi için istediği bir şeye başka birinin sahip olmasına yanar.”* Betimleme açısından hiç de fena bir ayrım değil bu. “Sahip olunan” ile “istenen“i karşı karşıya getiren bu isabetli tanım, kıskançlığın temelinde belli bir hazza sahip olmanın yattığını, oysa hasedin tam da belli bir hazzın eksikliğinden kaynaklandığını yakalar. Gelgelelim başkasının keyfini çıkarmasına yandığı o hazza sahip olmanın hasetteki eksikliği giderebileceğini sanmak yanlış olur. Sözlük maddesinin devamında belirtildiği gibi, “Haset dolu bir insanı memnun etme girişimleri tümüyle boşa çıkar.” Niye peki? Çünkü istediği şey ile başkasının keyfi olarak algıladığı şey hiç de aynı değildir. Ve haset dolu birisi başkasının sahip olduğu şeyi kendisi için istiyor olmadığı için, o tümüyle yabancı, öteki hazzın elde edilmesi, arzusunu hiç yatıştırmaz.

Lydecker’in algıladığı nesnenin, “perdedeki iki siluet”in klişeliği tesadüf değildir. Ancak bu klişeyi, ona bakan karaktere değil de, filme atfedersek anlamını kaçırırız: Yaptığı keşfin o beylik biçiminin sorumlusu bizzat Lydecker’dir. Bu algının dolaysız veya taze değil de, basmakalıp bir imge dolayımından geçmiş olmasının sebebi, Lydecker’in haset dolu bakışını uyandıranın arzu olmamasıdır. Ama yine de aşağıdan, soğuk ve karanlık bir yerden seyrettiği pencereyi aydınlatan bir pırıltı vardır; imgesel sahneden görünen bir gerçek kıvılcımı gibidir bu — Lydecker’in söz konusu sahnede görünenin eksiksiz, etrafı kapalı bir memnuniyet olduğundan emin olduğunun işareti şüphesiz. Kendisine belli bir mesafede meydana geldiğini gördüğü haz Lydecker için yabancıdır, kendi içine katlıdır. Dolayısıyla —Lydecker için— eksiksiz, mutlak, ama anlaşılmaz olan bu hazza bakan gözün kötücül bir enerjisi vardır; gücenmiş bir gözdür bu.

“Eski yeni hemen hemen tüm dillerde”, hasede eşlik eden o “kem göz” için bir terim bulunduğu belgelenmiştir.** Bu bakışa ayrı bir ad verilmesini haklı çıkaran özelliği, görünürdeki zehirleme veya kirletme niyetidir. Diğer tüm “aç ve pis bakışlar” —öfke, açgözlülük veya kıskançlık bakışı— zarar üstüne odaklanır ve başkasını imrenilen bir nesneden mahrum bırakmaya yoğunlaşırken, hasette kem göz keyfin kendisini çalma peşindedir. Ötekini ona haz veren şeyden mahrum bırakmaya çalışan o diğer hain bakışlar, ötekinin haz kabiliyetine dokunmaz. Haset ise öyle değildir; keyif kabiliyetinin ta kendisini mahvetmekten başka bir şey istemez. “Haset dolu insan, keyif görmekten tiksinir. Huzur bulduğu tek şey, başkalarının sefaletidir.”***

O meşhur hükmünü verirken kem gözlerin farkına varan bilge önder Hz. Süleyman, “sahte anne”nin kim olduğunu böyle açığa çıkarır. Bir tanecik, kıymetli çocuğunu yeni kaybetmiş “sahte anne”, henüz başka bir çocuk istemeyecek kadar matemlidir. O halde Süleyman’a göre, bu annenin istediği şey, kesinlikle gerçek annenin “neşe yumağı” değil (hatta kötü kokan bu kusmuklu yumağın başka biri için neşe kaynağı olabileceğini aklı almıyor olmalıdır), ötekinin annelik tatmininin ortadan kaybolmasıdır. Bundan dolayı, onun için çocuğun ikiye bölünmesi, vermeye razı olduğu bir ödün değil, can attığı bir felakettir.

Hazzın mahrem bir mesele olduğu kabul edilir: “Zevkler ve renkler tartışılmaz” deriz. Fakat başkasının hazzıyla karşılaştığımızda ortaya çıkan anlaşılmazlık kendi başına husumet nedeni değildir. Hasedin doğması için bu duruma, haset dolu kişinin kendi hazzının tadını çıkarmasını önleyen bir engel de eklenmesi gerekir. Elindeki hazzın tadını kaçıran, onu tatsızlaştıran bir haz açığı hissediyor olmalıdır. Böyle olduğunda o açık asla kapatılamaz, bu dünyadaki hiçbir şey onu dolduramaz; böylece haset dolu kişi, başkalarının ahmakça tutkularına kötü gözle bakmaya başlar. Yaslı annede haset doğuran şeyin avutulamaz bir kayıp, yani çocuğunun kaybı olduğunu belirtmiştim. Yeniden Laura‘ya dönersek, filmin tam kalbinde yine feci bir kayıp olduğunu görürüz. Olağan görüşe göre filmde, bir yanda sadece zihinsel olarak keyif alabildiği söylenen Lydecker ile diğer yanda daha bedensel tutkuları olan MacPherson (Jacoby’nin haleflerinden bir tanesi) arasındaki mücadele resmedilmektedir. Fakat film iki pozitif tutku arasındaki bir çatışmadan ibaret olsaydı, ötekinin keyfinin kaynağı olan Laura, patlayan çiftenin hedefinde duruyor olmazdı. Dolayısıyla Lydecker kendisine sadece zihinsel meşgalelerden haz alma izni tanıyor olsa bile, bunun tüm çabalarını boşa çıkaran o kaybı gidermeye yeten bir haz olduğunu hissetmez. Film de, bilhassa final sekansında bu varsayımı doğrular.

Joan Copjec 2002 Imagine There’s No Woman; Barış Engin Aksoy 2015 Tut ki Kadın Yok, s.167

(Kitabı alıp okuyunuz.)

* Aktaran Melanie Klein, Envy and Gratitude: The Writings of Melanie Klein, Roger Money-Kyrle (haz.), Londra: Hogarth Press and the Institute of Psycho-Analysis, 1975, s.182

** Peter Shabad, “The Evil Eye of Envy: Parental Possessiveness and the Rivalry for a New Beginning”, Gender and Envy içinde, Nancy Burke (haz.), New York ve Londra: Routledge, 1998, s.255

*** Klein, Envy and Gratitude, s.182

Leave a comment

Filed under şey

Selam, Eyvallah — The Beatles

Sen olur dedin, ben olmaz dedim
Sen dur dedin ben de hadi hadi hadi, of be
Sen eyvallah dedin ben de selam dedim
Selam selam
Bilmem niye sen eyvallah dedin, ben selam
Selam selam
Bilmem niye sen eyvallah dedin, ben selam

Ben yüksek dedim, sen düşük dedin
Sen niye dedin ben de bilmiyorum dedim, of be
Sen eyvallah dedin ben de selam
(Selam eyvallah selam eyvallah) Selam selam
(Selam eyvallah) Bilmem niye sen eyvallah dedin, ben selam
(Selam eyvallah selam eyvallah) Selam selam
(Selam eyvallah) Bilmem niye sen eyvallah dedin
(Selam eyvallah) Selam/eyvallah dedim

Niye niye niye niye niye niye eyvallah eyvallah diyorsun of be?

Sen eyvallah dedin ben de selam
Selam selam
Bilmem niye sen eyvallah dedin, ben selam
Selam selam
Bilmem niye sen eyvallah dedin, ben selam

Sen olur dedin (Ben olur dedim) ben olmaz dedim (Yoksa olmaz mı demiştim)
Sen dur dedin (Kalabilirim) ve ben hadi hadi hadi (Gitme vakti geliyor), of
of be
Sen eyvallah dedin ben de selam
Selam selam
Bilmem niye sen eyvallah dedin, ben selam
Selam selam
Bilmem niye sen eyvallah dedin, ben selam
Selam selam
Bilmem niye sen eyvallah dedin, ben selam selam

Sela selo selamo
Sela selo selamo, ça ça ça
Sela selo selamo, huuu
Sela selo selamo, selo
Sela selo selamo, ça ça ça
Sela selo selamo, huuu
Sela selo selamo, ça ça ça [ses düşer]

Continue reading

1 Comment

Filed under çeviri, şarkı

Syriza: Deneyimler — çeviri derlemesi

lenin-kapakv1 güncellenme tarihi: 24 Temmuz 2015

Dünyadan Çeviri, Yersiz Şeyler ve Hayal Gücü İktidara sitelerinin müşterek yeniden üretimidir.

(267 sayfa — PDFLaTeX)

İçindekiler

Yunanistan’ın kısa tarihi (BBC)

İdeolojinin Marazi Patlaması (Flesh Machine)

Korkunun Anatomisi (Immanuel Wallerstein)

Sintagma Meydanı’ndan dünyaya (Sintagma Halk Kurulu)
 

Bahar Kışla Yüzleşiyor (Mike Davis)

Yunanistan: Syriza’yı anlamak (John Mason)

İşte Avrupa Aşırı Sağı (Nick Malkoutzis)

Sol ve sağın sözde ’aşırılık’ları arasında bir bakışım bulunmuyor

Syriza nerede duruyor? (Baptiste Dericquebourg)

Roller değişirken (Nick Malkoutzis)

Kapitalizm vs. iktidar seçeneğini parçalamak (John Holloway)
 

Avrupa’nın yeni sol popülist hareketi (Paul Mason)

Yunan Komünistlerini Anlamak (Nikos Lountos)

Yunanistan: Birinci Aşama (Stathis Kouvelakis)

Yunanistan’ın dayanışma hareketi (Jon Henley)

Çipras Başbakanlık Yolunda (Yiannis Baboulias)

Borçlu Evet, Ama Suçlu Değil! (Slavoj Žižek)

Kobane için kutlama ve dayanışma mesajı (SYRIZA)

Syriza ve Podemos üzerine (David Harvey)

Syriza stratejisinin sonuna gelindi (Costas Lapavitsas)

Yunanistan: İkinci Aşama (Costas Lapavitsas)
 

Çipras-Juncker ortak açıklamasına yanıtımız (PAME)

12. Tarihsel Materyalizm Konferansı

GCAS Demokrasi Yükseliyor Konferansı

HDP’nin Büyük Başarısını Kutluyoruz! (SYRIZA)
 

Nobel ödüllü ekonomist Stiglitz Troyka’yı suçladı

Yunanistan kaosta (Paul Mason)

Bu Avrupa için bir uyanma şansı (Slavoj Žižek)

Syriza üzerine (Slavoj Žižek)

Artık Bakan Değilim! (Yanis Varoufakis)

Referandumda neden HAYIR demeliyiz? (Yanis Varoufakis)

Yunanistan kanaatkârlığı reddediyor (James Meadway)

Almanya Yunanistan’dan acıyı esirgemeyecek, çünkü yıkımımız işlerine geliyor (Yanis Varoufakis)

DWN: Anlaşma AB’nin siyasi birliğinin sonu

Sorun sadece trajedi değil, asıl sorun yalan (John Pilger)

Yunanistan, Güneye Bakan bir Aynadır (Ryan Harvey)

Küresel Ekonomi (Ryan Harvey)

Yunanistan avro borç anlaşmasını kazandı ama kaybeden demokrasi oldu (Paul Mason)

Bir makro ve mikro fiyasko (Mariana Mazzucato)

Almanya’nın Yıkıcı Öfkesi (Jacob Soll)

Syriza MK çoğunluk üyeleri, Brüksel anlaşmasını reddediyor

Yunanistan: Mücadele Devam Ediyor (Stathis Kouvelakis)

AB el altından darbe tezgahlıyor (Robert H. Wade)

Alexis Tsipras’ın Anti-Politikası (Stathis Kouvelakis)
 

Suruç’ta ölenlerin başlattığını biz devam ettireceğiz (SYRIZA Gençliği)
 

~~~
 

Ayrıca bakınız:

Kapital ve Politika — çeviri derlemesi

4 Comments

Filed under çeviri, bildiri, deneyim, görüşme, kitap

KAPIYA YASLANMAYINIZ

Hep gayrıresmiyet istiyorsunuz. Gayrıresmiyete büyük ihtimam ediyorsunuz. Ama onu hep yitiriyorsunuz. Bu ihtimam gerçekte resmiyeti kaybetmekten korkmanızdandır. Çünkü gayrıresmiyete gerçekten tutunsanız hiçlik olduğunu bulacaksınız. Ve resmiyeti kaybedeceksiniz. Bunu biliyorsunuz. Bilmediğiniz şu: Gayrıresmiyet hiçlik oluşuyla resmiyet üzerinde belirleyicidir. Gayrıresmiyeti korumak istiyorsanız resmiyete ihtimam etmelisiniz. Bunun için onu kaybetmelisiniz.

kapiya_yaslanmayiniz

1 Comment

Filed under şey

Sapkınlık üzerine — Joan Copjec

Sınırlanmış sapkınlık mefhumunun psikanalizde ne gibi bir anlamı olabilir o halde? Bu soruya yanıt vermek için ilk önce, cinselliği bir özne ile bir diğeri arasındaki bir ilişki, yahut doğru veya yanlış, normal veya sapmış addedilen bir nesne-seçimi olarak düşünmeyi bırakmak gerekiyor. Bu yeni sınırlama altında, mesela eşcinsellik kendiliğinden bir sapkınlık olarak sınıflandırılamaz. Nevroz ile psikoz arasındaki fark, sadece kişinin nesne-seçimiyle veya belli bir ötekiyle ilişkisiyle değil, büyük Öteki ile veya toplumsal varoluşu yöneten muhtelif yasa ve kurumlarla ilişkisiyle de ilgilidir. (…)

Yapılması gereken ilk ayrım, Kantçı öznenin elinde olan isyan imkanı ile sapkın öznenin üzerine düşen isyan mecburiyeti arasındadır. Burjuva toplumunun yasaklarını açıktan ihlal eden (ömrünün üçte birini hapiste geçiren) Sade darağacına göz kırpmaya devam etmiştir, ama bu ihlalleri etik bağımsızlık olarak görmek saçmalık olur. Sade’ın meydan okuyan eylemleri, yasayı parçalama girişiminden ziyade, yasanın “kendisine düşen” işlevi, yani onu cezalandırma işlevini yerine getirmesi amacını taşır. Her şeyden önce yasanın tam gücünü ve iktidarını üstlenmesini ve yasanın bu kuvvetini kendi teninde sınamak istemiştir.

Kant ile Sade’ın, ya da etik eylem ile sapkınlığın birleştirilmesinin büyük ölçüde ihlal konusundaki teorik bir gevşeklikten kaynaklandığına şüphe yok. (…)

Joan Copjec 2002 Imagine There’s No Woman; Barış Engin Aksoy 2015 Tut ki Kadın Yok, s.214

Leave a comment

Filed under çeviri