Kadınların Vatandaşlığı — Luce Irigaray

Amargi 7 (Kış 2007)
Türkçesi: Zeynep Direk

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi heyecan verici bir metin olabilir, ama bir kadın olarak birinci maddeden itibaren kendimi “insan” (homme) [2] hissetmiyorum, gerçekte ne haysiyet ne de haklar bakımından diğer insanlara (erkeklere) eşit ve özgür doğdum. Halihazırda var olan hukukun çözemediği, dişi kimliğimle ilgili sorunlarım var. Ancak cinsiyetimden ve onun özelliklerinden vazgeçmek suretiyle ve benim sahip olduğum asgari sivil özgürlükten bile, tüm kadınların yararlanamadığını unutmayı içime sindirmek suretiyle bu “evrensel” bildirge beni ilgilendirebilir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni okumaya başladığımda, örneğin madde 12’ye [3] geldiğimde “özel hayat” nasıl tanımlanıyor, ulusal ve uluslararası adalet kocanın veya sevgilinin kadına uyguladığı şiddeti nasıl ele alıyor diye soruyorum kendime. Madde 21 beni hakikaten güldürüyor: “Herkesin, ülkesindeki kamu hizmetlerine eşit girme hakkı vardır.” Neden o zaman bu kadar az kadın siyasette yönetici pozisyonunda bulunmakta? Acaba istemedikleri için mi? Belki de “ailenin” tüm problemlerini yüklenmek onların görevi olduğu için. O halde “eşitlik koşulları” yoktur.

Madde 17’ye gelelim: “Kimse keyfi olarak mülkiyetinden yoksun bırakılamaz.” Elbette. Bu bakış açısından tecavüz neye tekabül eder? Ve çıplak vücudunun reklam amacıyla metronun duvarlarında kullanılması? Ve kadınların vücutlarının pornografik basında sömürülmesi?

Madde 7: “Herkes yasa önünde eşittir ve ayrım gözetilmeksizin yasa tarafından eşit korunmaya hakkı vardır. Herkes bu Bildirge’ye aykırı herhangi bir ayrımcılığa ve ayrımcılık kışkırtıcılığına karşı eşit korunma hakkına sahiptir.”

Vücudumun bir erkek vücuduna kıyasla gördüğü eşitsiz muameleyi kime şikayet edeyim? Hangi “yetkin ulusal yasamalar” fiziksel ve manevi kişiliğime karşı yapılan şu veya bu saygısızlık karşısında bana yardım edebilir ve “hukuksal kişiliğim” (madde 6) [4] tam olarak neye tekabül eder? Ve onu fiziksel veya manevi “işkence ya da zalimce, insanlıkdışı veya onur kırıcı davranış” (madde 5) [5] karşısında nasıl savunmalı? Ve eğer “erkeklerle” aynı şeyi söylemediğimde kendimi işimde farklı muamelelere maruz bırakılmış buluyorsam, kime şikayet etmeliyim? Sürgüne mi gitmeliyim? Milliyet mi değiştirmeliyim? Veya susmalı mıyım?

Bununla birlikte madde 27: “Herkesin yaratıcısı olduğu bilim, yazın ve sanat ürünlerinden doğan manevi ve maddi çıkarlarının korunmasına hakkı vardır.” Fakat “manevi” ne demektir? “Eşit iş için eşit ücret” yasasının (madde 23, 2) [6] iki cinsiyete eşit bir biçimde uygulanmaktan uzak olduğunu uzun zamandır bildiğime göre.

Daha temel yaşam haklarına gelelim, tabiri caizse: “Herkesin yaşama ve kişi özgürlüğü ve güvenliğine hakkı vardır” (madde 3). Nerede? Hangi bağlamda? Saat kaçta? İşte, “özgürce dolaşabilme” hakkının benim olmadığını bedelini ödemek suretiyle öğrendim. Doğru düzgün giyinmiş olduğum halde, hatta kış ortasında olmamız yüzünden iyice kapanmış olduğum halde, evimden iki adım uzakta, sokakta tacize uğradım. Bu haklarımı evimde uslu uslu otururken kullanabilirim. Pencerem açık oturabilir miyim? Soruyorum kendime, nerede olursam olayım, tepemde durmaksızın uçan uçaklar güvenliğime ve yaşamıma bir saldırı oluşturmuyorlar mı? Özgürlüğüme gelince, isterseniz ondan hiç bahsetmeyelim… Bazı hayallerde ve büyüklerin zaman zaman yaptıkları kutlamalarda bir işe yarıyor olabilir. Ben daha çok küçüğüm. Belki bir gün, başka bir dünyada veya başka bir tarihte?

Kısacası şu heyecan verici İnsan Hakları Bildirgesi benim gündelik kadın gerçekliğimle ilgili hemen hemen hiçbir şey ifade etmiyor. Daha henüz kız kardeşlerimden bazılarının maruz kaldıkları cinsel “işkenceler”e (madde 5) maruz kalmadım. Bu işkencelere karşı çıkmak için söz almaya yetkili kıldım kendimi, kendim için konuşacak cesaretten yoksun olduğum halde. Buna rağmen buradan, oturduğum yerden konuşabileceğimi ve iyiye mi yoksa kötüye mi götürdüğü belli olmasa da, endüstriyel bir model ihraç etmiş olan medenileşmiş kültürlerimizin, cinsiyet farklılığına ilişkin olarak da adil ve ihraç edilebilir bir yasama modeli geliştirme kaygısını duyabileceklerini farz etmekteyim.

Bazı çevreler, bazı ülkeler bununla ilgili hiçbir şey bilmek istemiyorlar. Genel ve soyut, taraf olduklarıyla değil daha çok karşı oldukları şeylerle tanınan hakların beyanı buralarda her türlü tehlikeyi kovma yeteneğine sahip, güvence verici bir tür ilaç gibi iş görüyor. Tehlikeleri en iyi bertaraf eden şey gerçeklik değil midir ve özellikle de cinsiyetler arasındaki farkın gerçekliği? Bir cinsiyetin diğeri üstünde yetkisi olmamak koşuluyla, bir iktidarın sınırı hiç durmadan farklı cinsiyetler arasından geçer. Bir ülkenin her eril yurttaşıyla her dişi yurttaşı arasından, bu dünyanın canlıları arasından geçer.

Hâlâ bundan çok uzağız. Ve tüm eşitlikçi sloganlar bizi bundan uzaklaştırıyor. Bana kalırsa tüm bu sloganlar totaliter bir ideolojinin taşıyıcılarıdır. İnsani kimliğimizi bastırmadan ve iğdiş etmeden, bu ideolojiden bizi koruyacak olan şey, cinsiyetler arasındaki farklılığa saygı duyulmasıdır. Eşitlik başlığı altında kazanılmış olan hakları unutmadan kadınlar ve erkekler arasındaki farklılığa saygı duymak, tarihin başka bir aşamasına geçmenin ve onu beraberce şimdi ve gelecek için gerçekleştirmenin kaygısını taşır. [7]

DİŞİ BİR SİVİL HUKUKUN ÖĞELERİ

Yazılı hukuk erkekler arası bir toplum için kurulmuş bir hukuktur. Kadınların evden çıkışı, kamusal ilişkiler dünyasına erişim kazanmaları halihazırdaki yasamayı özellikle de medeni hukuk düzeyinde sorgulamaya açar. Nötr birey diye bir şey olmaması, gerçekliğin sınamasıyla doğrulanır: Kadınlar hamile kalırlar, erkekler kalmazlar; kadınlar ve küçük kızlar tacize ve tecavüze uğrarlar, oğlanlar ise daha seyrek; kadınların ve küçük kızların vücudu fuhuş ve istemsiz pornografi amacıyla kullanılır, erkeklerin vücudu buna çok daha az maruz kalır vs. Ve istisna kabul edilebilecek durumların varlığı, toplumu çoğunlukla erkekler yönettiği, yasaları onlar yaptığı, uyguladığı müddetçe geçerli itirazlar oluşturmazlar. Yurttaşların çoğulluğu savı da geçerli bir anlam ifade etmez. Toplumda iki cinsiyet vardır, yalnızca erkekler yoktur: Gençler, işçiler, engelliler, göçmenler, işsizler, kadınlar, vs. Günümüzde medeni hukuktaki adli sorunun aciliyeti ve basitliği, yasa koyucuyu cinsiyet bakımından nötrleştirilmiş bireyler için duyulan az çok dinsel bir şefkat pathosuna yeniden düşürüyor. Tüm farklılıklar geçerli, cinsiyet farklılığı hariç! Bu direncin pek çok nedeni vardır: a) Sivil ile dinsel arasındaki ayrılığı yeniden düşünme zorunluluğu, b) Hak-ödev ilişkilerini yeniden dengeleme ihtiyacı, c) Erkeklerin, kadınların da indirgenemez majör kişiler olduklarını kabul etmekte zorlanmaları, d) Erkeklerin eşitlik kavramına yabancı bir hukuk olabileceğini tahayyül etmelerinin halihazırdaki imkânsızlığı.

Başka sebepler de vardır. Örneğin, kültürlerimizin belirsiz, hatta var olmayan bir hedefe doğru kör bir biçimde hızla yol alması: Ki bu hiçbir düzene tabi olmayan bir kâr kaygısından ve buna müteakip düşünülmemiş bir kültürler ve diller karışımından kaynaklanır.

Ben bir kadın olarak siz politik duyarlılığı olan ve çeşitli ortamlarda çalışan kadınlara, yasa koyuculardan kadınlar için medeni bir kimlik inşa etmek için değişiklikler yapmalarını, kadınlar için haklar talep etmenizi salık veririm. Elbette bu talep içinde bir olumsuzlama bulunacak, yani kadınların ataerkil hukukun etkisinden kurtulma anlamında serbestleşmelerine tekâbül eden bir kısım olacaktır. Bu yüzden maalesef talep edilecek ilk hak, insan haysiyetiyle yaşama hakkıdır.

O halde, bu serbestleşme veçhesinden başlamak suretiyle, kadın bireylere uyarlanmış bir yasamanın bazı noktalarını ortaya koyacağım.

1. İnsan haysiyetiyle yaşama hakkı:
— Kadınların bedenlerinin veya imgelerinin ticari kullanımına son verilmesi;
— Kadınların tüm kamusal mekanlarda hareketler, sözler ve imgeler itibariyle geçerli bir biçimde temsil edilmeleri;
— Sivil ve dinsel güçler tarafından kadınların işlevsel bir parçalarının, örneğin anneliklerinin sömürülmesine son verilmesi.

2. İnsani bir kimlik sahibi olma hakkı:
Bekâretin paraya indirgenemez, ataerkil kurumlar olan aile, devlet veya din tarafından hiçbir biçimde paraya çevrilemez dişi kimliğin kurucu bir öğesi olarak yasaya kaydedilmesi. Bu öğe, kıza medeni bir statü kazandırır ve ona arzu ettiği sürece bekâretini koruma ve aile içinden veya dışından bekaretine saldırana dava açma hakkını tanır. Genç kızların bizim kültürlerimizde erkekler arasında mübadele edilmesinin nispeten daha seyrek olduğu doğru olsa dahi, bekaretlerinin ticaretinin yapıldığı pek çok yer mevcuttur. Kızların sivil bireysel ve toplumsal kişiler olarak gönderme yapılabilecek olumlu bir kimliğe ihtiyaçları vardır. Kızların bu özerk kimliği, kadınların aşk ilişkilerine ve eril iktidar tarafından yabancılaştırılmadıkları bir kurum olarak evliliğe özgürce rıza göstermeleri için gereklidir.
— Dişi kimliğin kurucu bir öğesi olarak annelik hakkı. Beden hukukunun meselesidir. Dişi beden medeni bakımdan anne kimliğine sahip olmalıdır. Bu, kadının gebe olma ve gebelik sayısını seçme hakkını elinde bulundurması anlamına gelir. Kadının kendisi veya onun tarafından yetkilendirilmiş bir kimse çocuğun doğumunu nüfusa kaydedecektir.

3. Anne ve çocukların karşılıklı ödevleri yasada tanımlanacaktır. Bu, annenin çocuklarının koruyabilmesi ve bunu yaparken yasaya uygun şekilde yardım görmesi için gereklidir. Böylece, çocuklara ve özellikle de kız çocuklarına yönelik şiddet durumlarında sivil toplum adına davacı olma olanağı oluşur. Anne ve baba hakları farklı kayıtların konusudur.

4. Kadınlar, yaşamlarını ve çocuklarınınkini, meskenlerini, geleneklerini, dinlerini, eril hukuktan gelen her türlü tek taraflı karara karşı koruma medeni hakkına sahip olacaklardır.

5. Yalnızca maddi düzeyde:
— Bekar kişiler vergi sistemi tarafından veya başka bir yükle cezalandırılmayacaktır;
— Eğer devlet aileye para yardımı yapmak istiyorsa bu yardımlar her çocuk için eşit olacaktır;
— Kadınların, erkeklerle eşit vergileri ödediği televizyon gibi iletişim araçları yarı yarıya onlar için uygun hale getirilecektir.

6. Alışveriş sistemleri, kadınlar ve erkekler için eş değerli alışveriş hakkını güvence altına almak amacıyla yeniden gözden geçirilecektir.

7. Kadınlar medeni veya dinsel (din sivil bir iktidarı da temsil ettiğinden) kararların verildiği her yerde eşit bir biçimde temsil edileceklerdir.

Bunlar, kadınların medeni kimliklerini tanımlamak için yasaya kaydedilmesi gereken bazı öncelikli hak örnekleridir. Bu, eril yurttaşların haklarının ve ödevlerinin yeniden tanımlanmasını da beraberinde getirecektir. Nötr ve az çok eşit bireyler tuzağı bugün, özellikle de Marksizmin, Freudçuluğun, kadınların özgürlük hareketlerinin, cinsel özgürlük hareketlerinin, toplumsal ve dinsel özgürlük hareketlerinin ve özsel kurucu öğeleri hakkında düşünmek zorunda olduğumuz kültürlerin iç içe geçmesinin ardından, artık desteklenemez.

Cinsiyetlerin nötrleştirilmesi sadece iş çevreleri kapsamında dahi imkansızdır. Anlaması kolay üç örnek vereceğim.

1. Kadınlar, çeşitli sebeplerle erkeklerle aynı ritmlere tabi olamazlar ve erkek ritminin norm olması zorunlu değildir.

2. İş amaçları, üretim araçları ve teknikleri hâlâ büyük ölçüde erkekler tarafından tanımlanmıştır ve kadınların bunlara kendi tanımlayacaklarından daha iyi ve biricik modellermiş gibi boyun eğmeleri için bir sebep yoktur.

3. Dilin kodlanmasına dayalı teknolojilerde, kadınların bu tür bir işe kolayca erişmelerinin toplumsal bir zafer olduğu sonucuna varmadan önce, kadınların doğal ve yapay dillerle ilişkilerini gözden geçirmek gerekli görünmektedir. Böyle bir iş, onların kimliklerinin daha incelikli bir yabancılaşmasına yol açabilir.

Elbette her iki cinsiyet de, eşit işe eşit ücret hakkına sahip olmalıdır. Fakat bu toplumsal adaletin var olabilmesi için, eşzamanlı, hatta öncelikli olarak, kadınların medeni bir kimlik edinmesi gerekir. Yoksa haklar hiçbir zaman ne kesin olarak ne de tümüyle elde edilebilirler.

Kadınlar çalışma ve ücret alma hakkını sivil kişiler olarak elde etmeliler; adet görme, hamilelik, çocukların eğitimi vs, gibi sorunlu bazı özelliklere sahip erkekler olarak değil. Kadınlar, neredeyse tam, neredeyse başarmış erkekler olarak kabul edilmek suretiyle ataerkil toplumda ufacık bir yer dilenmek veya işgal etmek zorunda değiller. Onlar dünya vatandaşlarının yarısını temsil ediyorlar. Medeni bir kimlik kazanıp bu kimliğe karşılık düşen haklara sahip olmalılar: Kişi hakları, işe, mülkiyete, aşka, kültüre ilişkin haklardır bunlar. [8]

DİPNOTLAR

[1] Luce Irigaray, Le Tempsi de la différence (Pour une révolution pacifique), Librarie Générale Française, 1989, 5-9-12 ve 74-78. Bu iki parçadan oluşan seçki için “Kadınların Vatandaşlığı” başlığını biz kullandık -çn.

[2] Fransızcada homme sözcüğü hem “erkek” hem de “insan” anlamında kullanılır -çn.

[3] Madde 22: Kimsenin özel yaşamı, ailesi, konutu ya da haberleşmesine keyfi olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz. Herkesin, bu gibi karışma ve saldırılara karşı yasa tarafından korunma hakkı vardır -çn.

[4] Madde 6: Herkesin, nerede olursa olsun yasa önünde bir kişi olarak tanınma hakkı vardır -çn.

[5] Madde 5: Hiç kimseye işkence ya da zalimce, insanlıkdışı ya da onur kırıcı davranış ya da ceza uygulanamaz -çn.

[6] Madde 23, 2: Herkesin herhangi bir ayrım gözetilmeksizin eşit iş için eşit ücrete hakkı vardır -çn.

[7] Buraya kadar çevrilen bölüm metnin Fransızca baskısı için yazılan önsözden alınmıştır (s. 9-12) -çn.

[8] A.g.e., 5-74-76 -çn.

Leave a comment

Filed under çeviri

Comments are closed.