Biyo-ahlak üzerine — Alenka Zupančič

Alenka Zupančič — 25 Şubat 2012 — philosophy.atmhs.com

alenka

Çağdaş ideolojik iklimde başımıza gelen bütün korkunç şeyleri nihayetinde olumlu bir şey —diyelim ki gelecek hayatımızda meyvesini verecek kıymetli bir tecrübe— saymamız mecburi olmuştur. Olumsuzluk, noksanlık, tatminsizlik, mutsuzluk, giderek daha çok ahlaki kusurlar —daha kötüsü, bizzat oluş halimiz veya yalın hayatımızda bir yozlaşma— olarak algılanıyor. Biyo-ahlak diyebileceğimiz şeyde (aynı zamanda his ve duygulara bağlı ahlakta) görkemli bir yükseliş var. Teşvik ettiği aksiyom şudur: kötü hisseden bir kişi kötü bir kişidir. Dolaysız hisler/duyumsamalarla, çağdaş ideolojik mutluluk retoriğine özgül rengini veren ahlaki değer arasındaki kısa devredir bu. Sesini yükseltmeye cüret edenlere karşı bu çok verimlidir. Olgu itibariyle mutlu olmadığını ve hayatındaki bütün hayal kırıklıklarını geleceğe yatırılacak olumlu tecrübelere dönüştürmeyi beceremediğini —veya daha kötüsü böyle bir derdi olmadığını— söylemeye cüret edenlere karşı, bu çok verimlidir.

Kendi başarısızlık ve talihsizliklerimizden her zaman sorumlu olduğumuzu söyleyen klasik girişimci formülünden önemli bir farkı var. Klasik formül yine ne olduğumuzla başarımızın simgesel değeri arasında belli bir aralığı imletir. En azından ilkede şunu imletir: başka türlü yapabilirdik ama yapmadık (ve bu yüzden mutluluk noksanlığımızdan sorumluyuz). Yukarıda bahsedilen biyo-ahlak, klasik sorumluluk mefhumunun yerine hasarlı veya yoz bir oluş mefhumu koyuyor: mutsuz ve başarısız olanlar bir şekilde zaten kendi yalın hayatları düzeyinde yozdurlar, ve bütün hatalı eylem veya eylemsizlikleri kendi kaçınılmaz zorunlulukları gereğidir. Başka deyişle buradaki mesele, başarı ve verimliliğin geç kapitalist sosyetemizin üstün değeri olmasından ibaret değildir (bu sosyetenin eleştirmenlerinden sıklıkla duyduğumuz gibi) — bunda hiçbir belirli yenilik yok; başarının (farklı tanımlarıyla) sosyal teşviki fi tarihinden beri varolmuştur. Mesele daha ziyade şu: başarı neredeyse biyolojik bir mefhuma dönüyor ve böylelikle özgün bir başarı ırkçılığının temeli oluyor. En yoksul ve en sefil olanlar artık sosyoekonomik bir sınıf olarak algılanmıyor, onun yerine neredeyse kendi başına bir –ırk– olarak, özel bir hayat biçimi olarak algılanıyor… Basit bir örneği alırsak: bir “başarılı sanatçı” TV gösterisine ziyaretçi olarak çağırıldığında, pratikte asla çalışmasına odaklanılmaz, onun yerine, ne tarzda yaşadığına, gündelik alışkanlıklarına, nelerden keyif aldığına vesaire odaklanılır. Teşhir etme merakından ibaret değildir bu; bize iki öğeyi sistemlice sunan bir yordamdır: bir yanda “Başarı”, öbür yanda bu başarıya tekabül eden hayat — tabii ki bu ikisi arasında güçlü ve dolaysız bir eşdeğerlik imletilir. Nesnel fazlalık/artakalan, maddi çalışmanın kendisi, daha en baştan elimine edilmiştir. Başka deyişle, hayat tarzlarımız, alışkanlıklarımız, hislerimiz, az çok kendimize özgü keyiflerimiz — bütün bunlar merakımızı tatmin etmek için incelemeye alınmış ‘özel meseleler’den ibaret değildir artık. Her türlü sosyoekonomik ve ideolojik farklılığın adım adım ‘insan farklılıklarına,’ oluşumuzun tam çekirdeğindeki farklılıklara dönüştürülmesine yol açan mühim kültürel katalizörlerden birisi olurlar, böylece yeni bir ırkçılığa zemin oluşturmaları mümkün olur.

1 Comment

Filed under çeviri

One response to “Biyo-ahlak üzerine — Alenka Zupančič

  1. Pingback: Renk nedir? — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER