Öbür Acil Durum: İklimde Acil Durum — Bruno Latour

Bruno Latour, 20 Kasım 2015
Türkçesi: Işık Barış Fidaner, Canan Coşkan

Teröristlerin eylemine dair cesaret kırıcı bir şey de, güdülerine yönelik tartışmayı hareketlerindeki kadar mantıksız bir seviyeye çekmeye eğilimli olunmasıdır. Her saldırıyla birlikte büyük savaş dramını yeniden sahneliyoruz: tehlike altındaki ulus ve barbarlığa karşı donanır gözüken koruyucu-devlet oyunu. Bu şüphesiz ki gerçek fakat korkunç derecede regresif/gerileyici. Böylece “güvenlik sağlanmalı ve devlete bunu sağlayacağı araçlar verilmeli” demiş oluyoruz. İşte o kadar.

Güncel durumu daha da cesaret kırıcı kılan 13 Kasım’da işlenen suçların, başka trajediler içeren ve IŞİD’in yaptığı katliamların zıddına bambaşka tehditlere bambaşka cevaplar bulmamızı gerektiren başka bir milada birkaç gün kala gerçekleşmiş olması. Tabii ki Dünya İklim Değişimi Konferansı COP21’den bahsediyorum. Aşırı silahlanmış ipi çürüklerin düzenlediği kan gölüne polisin verdiği tepkiye kıyasla korkarım bunu artık pek ciddi ve acil saymama eğilimindeyiz.

Tam da bu, modern devletlerin üstüne çöken tehditlerin düzen ve kapsamını cidden çok yanlış idrak etmek olurdu. Silahlı fanatikler suçludurlar ama nasıl yaşamamız, düşünmemiz, üretmemiz, öğrenmemiz ve oturmamız gerektiğini tehlikeye atmazlar. Sadece kendimizi onlara karşı korumamız gerekir. Fakat ideolojilerindeki hiçbir şey bizim değerlerimize tutunuş biçimimizi—uluslararası ticaretin değerlerini tehdit eden korsanlardan daha fazla—tehlikeye atmaz. Onlarla mücadele etmemiz gerekir, hepsi bu. Bundan hiçbir politik mesaj, hatta hiçbir taktiksel özgünlük, ve söylemek gereksiz, hiçbir dini ders de çıkmaz. Hangi bilimci, hangi yurttaş, hangi sanatçı, hangi tüccar, hangi yargıç, hangi anne, hangi müzisyen, hangi sporcu hatta şunu da eklerim, hangi inanç sahibi IŞİD yönetiminde yaşamaya özenir. Bu noktadan bakıldığında, içinde bulunduğumuz hal ile içten bölen eski zaman iç savaşları arasında hiçbir alaka yok. Bu tür kriminal bir haydutluk borazan seslerine ve üç renkli bayrak sallamalara rağmen bir emniyet meselesidir, savaş meselesi değil.

Yeni iklim rejimine gelirsek çok farklı bir hikaye buluruz. Bütün devletleri üretim, kültür, yerleşim sanat ve ticarete kadar her açıdan tehdit ediyor. Değerlerimizi en derinlerinde ne varsa oradan tehdit ediyor. İşte burada devletler gerçekten birbirleriyle savaş halindedir; bölgelerin işgali ve ekonomik olduğu kadar kültürel büyüme için de birbirleriyle savaşırlar. Ve her birimiz kendi karşımızda bölünmüşüzdür. Sahiden bir “uygarlıklar çatışması” varsa eğer, budur, ve bizim hepimizi ilgilendirir. Ama biliriz ki bu yeni tehditler karşısında eski devletler terörist tehdit karşısında oldukları kadar yitik ve çaresizdir. Polis/emniyet yetersizdir. Bir bütün olarak sivil toplumun kendi kaderini ellerine alması ve politik kurumları başka cevaplar bulmaya mecbur bırakması gerekir.

Terörizme karşı, alınması gerekli tedbirler Fransız devletini COP21’i Bağdat’dakine benzer bir tür Yeşil Bölge’ye dönüşen tahkim edilmiş Bourget kampı içinde bürokrat ve uzmanlar arası diplomatik bir tartışmayla sınırlasa düşünün ne kadar tehlikeli olur. Ve bunun da iklim sorununda şimdiye dek eksik kalmış uygarlık boyutunun nihayet edinildiği zamana denk gelmesi…

İşte bu yüzden baskıları yükseltmek önemlidir, böylece güvenlik gereksinimlerine rağmen, temelde kendini ilgilendiren meseleye dair sivil toplum barış içinde kendi görüşlerini dile getirebilecektir. IŞİD’in yok edilmesi uzun sürecektir ama cezası çoktan kesilmiştir. Bu terör uzayabilir, ama bu artık dünün savaşıdır, bir patlayıcı yeleğine bir diğerinin eklenmesinden başka yeni hiçbir şey yoktur. “İklim” teriminde imletilen ve özetlenen tehdit ise yarına aittir ve sadece polisin/emniyetin değil bizim hepimizin bu meseleyi halledip halledemeyeceğimize bağlıdır. Bir problemi ele alırken diğerini ihmal etmek anlamsızdır.

Pek de gizemli bir tarafı olmayan bir bağlantının ötesinde de bu iki problem çok yakından bağlıdır. Orta Doğu’daki iklim değişimi ile Suriye’deki kriz arasındaki belirsiz ve her koşulda fazla dolaylı kalacak bir bağlantıdan bahsetmek istemiyorum. Teröristler tarafından, ülkelerindeki yıkım dolayısıyla ve bizzat bizlerin tepkileriyle avlanan mültecilerin yaşadıkları dehşetten de bahsetmek istemiyorum. Bahsetmek istediğim şey, dünyevi varoluş karşısında ölümü ve öbür dünyayı tercih ettiren çekiciliktir. Şüphesiz, intihar adaylarının nihilizmi basit gözüküyor ama aptal ve acımasız bir planda olduğu gibi, modernleşme cephesi gelişiminin bizi sürüklediği kolektif intihar imgesini sunuyor. 13 Kasım, Paris konferansı ve sonraki diğer konferansların başarısız kalması ardından gelecek felaketin habercisidir. Bu militan manyakları tarif etmekte nihilizm sözünü kullanıyorsanız, bana öyle geliyor ki bu terim, daha büyük ölçekte, kendilerince öte hayata yönelik çarpık bir zevki olanları da tarif edebilir. Öldürerek kendini öldürenler gibi, büyük iklim mutasyonunu göğüslemez gibi yapanlar da aynı tonda yankılanan iki farklı kanala uygun olarak derinden bağırıyorlar: “Yaşasın ölüm!”

Sınırlı bir zaman diliminde masum insanları öldürmekten başka bir şey yapamayanları yıkıma uğratma amacıyla oyalanarak bir kez daha uzun bir süreçte insanlardan başka varlıkları da bu paniğe sürükleyip ilerleyerek kitlesel ölümlere sebep olabilecek şeylerle ilgilenmeye gecikmek hakikaten trajik olurdu. Orantılı bir OHAL kapsamında güvenli bir şekilde gösteri düzenlemeye izin verilmesi yasal ise devlet güçlerine, sivil toplumun diğer düşmanlarını nasıl teşhis edip onlara karşı nasıl örgütleneceğini öğrenmesini sağlayacak daha olağanüstü bir hal olduğunu hatırlatmak gerekir. Özellikle de bu savaşta sebepler hakkında olduğu gibi çözümler hakkında da her ulus, her bölge kendi arasında, hepimiz aramızda ve hatta daha trajiği hepimiz kendi içimizde cidden fena bölünmüşüz. Bu noktada hükümet cidden çaresizdir: Bütün yurttaşlarına muhtaçtır. Ulusa karşı Cumhuriyet yürüyüşünü sonsuzuncu kez gerçekleştirmekten daha yaratıcı biçimde gösteri yaparak devlete yardım etmelerine engel olmamalıdır.

1 Comment

Filed under çeviri, bilim

One response to “Öbür Acil Durum: İklimde Acil Durum — Bruno Latour

  1. Pingback: İletişimin Kalbi — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER