Söz hazzı ve hâl hazzı üzerine

~Yersiz Şeyler~ sitesini 2008’de açmıştım. Çeşitli sebeplerle çeviriler yaptıkça burada yayınlıyordum. 2012’de herkesin bildiği ve 2013’te herkesçe bilinen büyük politik gelişmeler yaşandı. 1 Mayıs 2014’ten itibaren neredeyse her gün bir şeyler çevirmeye başladım. Facebook’taki Žižek gruplarından güncel makaleleri takip edebiliyordum. Çevirileri biriktikçe derleyerek Yersiz Kitaplar‘ı oluşturmaya başladım. İlk derleme Yeni Bir Dünya İçin (McKenzie Wark) önsöz ve içeriğiyle yürüttüğüm bu ~çeviri çabasının~ ne olduğunu dile getiriyordu.

2015 başından itibaren ~Dünyadan Çeviri~ sitesinin hazırlamış olduğu “çeviri kaynakları” listesini genişleterek çevrilmiş ve çevrilmeye değer güncel makaleleri sürekli bir diyalog içinde takip etmeye ve diğer çevirmenlerle iletişim geliştirmeye başladık. 7 Haziran 2015 genel seçimleri ardından bir yandan ~Fraksiyon.org~ sitesi çevirmenleriyle çeviri emeğinin değerlenmesi noktasında beliren çatışkılar bağlamında, öte yandan ~Psikanalitik Şeyler~ sitesiyle özellikle Türkiye’de herkesin bildiği politik gelişmelerin herkesçe bilinmeyişi konusunda oluşturduğumuz iletişim kanallarıyla felsefe ve psikanaliz çevirilerini sürdürdük. Yunanistan’daki SYRIZA iktidarının Avrupa Birliği karşısında düştüğü borç krizinin şiddetlendiği Temmuz ayında ~Dünyadan Çeviri~ ve ~Hayal Gücü İktidara~ ile birlikte Syriza: Deneyimler derlemesini yayınladık.

Ağustos sonunda Encore Yayınları’ndan gelen bir “teklif” sayesinde onuncu Yersiz Kitap Küçük Panteon (Alain Badiou) olmuşsa da ne yazık ki bu ~çeviri çabası~ bir “emek” statüsü edinemedi ve kitapta anlatılan Fransız ~sosyetesi~ “toplum” nitelemesi altında Türk dil sahasına katılmayı tarihte olduğu gibi yine reddetti. Buradaki Mesele sonradan şu sorularda ifade buldu: Üstdil var mıdır yok mudur? (Yoktur) Suyunu çıkarmanın alemi var mıdır yok mudur? (Vardır.

Şimdi okuyacağınız yazının ilk taslağı “toplumun” ~sosyeteden~ Ekim başında ayrışmasından çok önce, SYRIZA iktidarının borç krizinin Temmuz ayında şiddetlenmesinden de önce, 28 Haziran 2015 Onur Yürüyüşü ardından yazılmış ve ait olduğu bağlamla birlikte dile getirilmesine yol açacak şartların oluşmasını beklemiştir.

Işık Barış Fidaner

Çaba ile “emek” arasındaki fark, çabanın kendisini kesinleştirmesindeki gecikme olabilir. Güçlü bir eminlik duyusuyla sürdürülse bile ~çaba~ kesin anlamına henüz ulaşmamıştır, hatta onu bilmiyordur. Anlam peşindedir ama belirli bir anlam “için” olduğu söylenemez. Çaba ile “emek” arasındaki fark, Jacques Lacan’ın Psikanalizin İçyüzü’nde (17. Seminer) keyif fazlası [surplus-jouissance] ile değer fazlası [surplus-value] arasında yaptığı ayrım olabilir.

Solcu arkadaşlar bilirler: eylemlerde her slogan iki kere tekrar edilir. En başta bir kişi megafonla veya bağırarak tek başına ~sloganı atar~. Sloganın ritmini ve döngüsünü algılayan eylemciler sloganı tekrar ederler. Bu birinci tekrardır. İlk bağırıldığında sloganı algılayamamış ya da algıladıkları sözü benimseyecek güveni duyamamış eylem katılımcıları, birinci tekrar sayesinde uyumlanırlar. Sloganın ikinci tekrarını eylemciler ve katılımcılar birlikte atarlar. Sloganın bu iki tekrar edilişi aracılığıyla kurulan toplama ~kitle~ denir. Bazı başka eylemlerdeyse slogan iki kere değil, sürekli tekrarlanır. Belki ritmi hızlandırılır, trampet veya marakas çalınabilir. Solculuk bakımından istisna statüsü taşıyan böylesi eylemlere “renkli eylem” denildiği de olur (veya “olurdu” demeliyiz zira 2012’den beri politik tarihin kesintiye uğramadığı hiçbir yıl yaşanmadı dense yeridir. Tarihselliğin olanaklılığı ile noktalama işaretlerinin varlık sebebi arasındaki tarihdışı bağıntı[nın 2011’de zaten ifade bulmuş olması] gibi karmaşalara hiç bulaşmamak üzere hemen 28 Haziran 2015’in şimdi ve buradasına bağlanalım:

Etkin haber ajansının bildirdiğine göre, CHP’li ve HDP’li milletvekilleri “Nerdesin aşkım?” diye soruyor, LGBTİ bireyler “Burdayım aşkım” diye yanıtlıyor. Bu sahnede, yukarıda anlattığımız geleneksel tekrarlama yordamından farklı bir buluş var. Buna bir konvansiyon veya protokol da diyebiliriz, belki usul bile denebilir. Tabi elimizde bulunanın bir sahneden, bir gösterimden (demonstration – belki teknolojik inovasyon demoları gibi) ibaret olduğunu, hatta –o bile değil– yapılan gösteriye dair salt bir anlatımdan ibaret olduğunu unutmadan.

Ne var bu sahnede? Tekrar etme yerine bir soru ve bir yanıt var: Nerdesin? Burdayım. Bir konumlama işlemi yapılıyor. Bu işlem yoluyla neyin veya kimin konumlandığını da biz soralım: Kim? Aşkım.

Tekrarlanan slogan bir konumlama yapmıyordu. Örnek verelim: “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz.” – Burada olsa olsa, eylemdeki kişiler, slogan atma [ses çıkarma] yordamı bakımından konumlanıyor olabilirler: “Hep beraber sloganı tekrarlamamız [ses çıkarmamız] gerekir, yoksa sloganı ilk bağıran kişiyi [ses çıkarmış olanı] bir başına bırakmış oluruz. Ayrıca her birimiz suskunluğu ile başbaşa kalmış olur.” – Yahut her bir kişi kendi kişisel bağları açısından slogana yorum getirebilir: “Bu eyleme katılmasaydım beni çağıran arkadaşımı bir başına bırakmış olacaktım. Ben de bir başıma kalmış olacaktım.” – Ne var ki, eylemdekileri toparlayan somut bağ, “hep beraber” oldukları yer, slogan atma yordamından, yani ses çıkarıyor olmalarından ibarettir. Kurtuluşun aranacağı beraberlik de tekrarlanan cümlede [ya da çıkarılacak seste] kalacaktır. Verilen sözde [ya da onu duyurma tarzında

Ama “tarz” dediğimizde söz alanından çıkıyoruz ve onun hâl dilindeki duyusal zeminini ima etmiş [imletmiş] oluyoruz. Hâl dili sözden ayrı durduğu ölçüde bir ima etme [imletme] hâline döner. Söz onun peşinden gelmek zorunda kalır. Olan bitenin “ne anlamda” olup olmadığı ve bitip bitmediği sorgulanır. Diyelim ki: “üretim tarzı” mı kastedilmiştir (yoksa acaba “yaşam tarzı” mı kastedilmiştir?

Tabii ki üretim tarzı kastedilmiştir! – Yanlış anlama ihtimallerine gülünür. Muğlaklık komiktir. Oysa muğlak sözcüklerin işlevi zaten budur: ciddiyetin kendini komiklikten ayrı tutması. Muğlaklık karşısında ciddiyetler komikliklere gülerek ciddiyetliklerini kanıtlamış olurlar.

“Tarz!” – Muğlak sözcüğün telaffuzuyla çağırılan gülme, yön verici bir gülmedir. ~Ayıplıkla~ bağlaşıktır. Sözlerin hâl dili karşısındaki tutumlanışına döner. O dilin –diyelim ki Türkçenin– kendini sürdürmesine yarayan söz hazzını oluşturur.

Hâl dilinin önemli bir özelliği, suskunluklarla barışık oluşudur. Hâl dilinin söz hazzına vereceği yanıt, suskunluğa katılmak olacaktır. – Fakat suskunluk ve söz birbirleri etrafında her an karşı karşıya olduklarına göre, sözün sorusu ve hâl dilinin yanıtı çoğu zaman iç içe geçerek belirli işaretlerde yoğunlaşacaktır (“Aşkım,

Ve bu işaretler aracılığıyla konumlandırılabilir olacaklardır. Buna da hâl hazzı diyelim.

Dünkü sahnemize dönelim. Milletvekilleri söz hazzı adına soruyor: “Nerdesin aşkım?” LGBTİ bireyler (veya eylem katılımcıları) hâl hazzı adına yanıtlıyor: “Burdayım aşkım.”

Žižek’in Lacancı psikanaliz terimleriyle, bir yanda simgesel düzen, öbür yanda imgesel düzen karşı karşıya. Üstelik iki taraf da kendi içinde bölünmüş, ve bu bölünmeler alfabetik düzeyde ifade edilmiş:

Simgesel yanda farklı politik partileri ifade eden kısaltmalar (CHP-HDP, çatışmanın tarafı olarak AKP de burada örtük olarak mevcuttur), imgesel yanda ise farklı yönelimleri ifade eden harfler (L-G-B-T-İ, ve altıncı harf olarak “toplum” adına S (sıradan vatandaş) ve yedinci harf olarak ~sosyeteden~ kopup gelemeyen Q (queer) [hatta belki aslında hepsinin örtük dolayımcısı olarak Ç (çevirmen) de bu diziye eklenebilir.

Bu karşılaşmada yaşanan şey nedir? “Ahlaki bozulma” sayılan şey belki de ~ahlaki bir bozunum~ olarak görülmeli. Kimya Mühendisleri Odasına göre “yüksek ısı veren yanma olayı” olarak tam algılanamayan ~ateş~ belki de bir entropi parametresidir. Radyo aktivite: yayılım faaliyetidir. İnşa etmek ve inşasızlaştırmaktır. Dürüstlüğün nesnel bir zemini, bir muhataplık yayılımıdır. Söz verilmesidir. Çabaların birbirini tetikleyebilmesidir. Söz hazzı ile hâl hazzını birbirine dikişleyebilen duyular geliştirmektir.

2 Comments

Filed under çeviri

2 responses to “Söz hazzı ve hâl hazzı üzerine

  1. Pingback: NE DOLAPLAR PEŞİNDESİN — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: Pino Berker | YERSİZ ŞEYLER