Rüya işinde mantık ve mantıkdışı (3) — John Sallis

(2)

İkincil revizyonun rüya işinin mantığını kurduğunu söyletecek nedenler vardır. Ama o halde eklemek gereklidir ki bu mantık, rüya işine özgü olan mantık –o mantık her neyse, öyle bir mantık varsa– değildir, rüya işinin ürettiği, yani (diğer) üç momentinin ürettiği çevirideki absürtlük ve tutarsızlığı saklamaya yarayan bir mantıktır. Bu mantık olsa olsa rüya işindeki momentlerden birisine ait sayılabilir, sonradan aslında rüya işinin parçası olmadığı söylenecek bir momente ait sayılabilir. Rüya işindeki bu mantık tam olarak rüya işindeki mantıkdışılığı saklamaya yarar.

Bu bakımdan rüya işinin mantığı sorusu anlam (Sinn) sorusundan ayrı tutulamaz. Buradaki mantık sözcüğü, düşünceyi çeşitli bakımlardan yöneten ideal yasaları belirlemiş bir disiplini adlandırmaz, bizzat o yasaları adlandırır; ama yasa biçimi altında değil, düşünce nesnesi olabilecek herşeyin o yasaları örneklemesi zorunluluğu altında o yasaları adlandırır. Başka sözlerle buradaki mantık, herhangi bir şeyin, bir içeriğin, şu veya bu bakımdan düşünülebilmesi için taşımak zorunda olduğu bağlantı biçimlerini adlandırır. Rüya işinde ikincil revizyon yoluyla kurulan mantık için bu, anlam bakımından bir düşünülmedir. Rüya işinin çevirisel momentleri ona bir absürtlük ve tutarsızlık görüntüsü verse dahi, ikincil revizyon yoluyla kurulan mantık onu akla uygun veya anlaşılabilir (verständlich) hale getirir. Fakat anlaşılabilir olan bir şey tam olarak anlamı olduğu için anlaşılabilirdir, çünkü anlayışa bir anlam öneriyordur. Çevirisel momentlerin ürününde absürtlük ve tutarsızlık, anlamdışılık görüntüsü olsa dahi, görünüşünde bir mantıkdışılık sergilese dahi, rüya içeriği ikincil revizyon yoluyla rüyayı anlamlı kılacak, ona anlam verecek bağlantı biçimleri edinir. Oysa bu anlam buradaki içeriğe ait değildir, yabancı bir anlam olarak sansürün gücüyle zorla ona uydurulmak zorundadır, ama o aynı zamanda “rüyanın esas anlamından olabildiğince uzakta” (s. 472) kalır. Rüya işinin bu mantığı fol [false] bir dayatmadır, fol bir anlamdır, yalancı bir mantıktır. [*]

Fakat true bir anlamla karşıtlık içinde olmayan fol bir anlam olabilir mi? Freud rüyaların anlam taşıdığından, onlara özgü, onlara ait, onlara true bir anlam taşıdığından emindir. Rüyaların Yorumu‘nun başlangıcındaki eleştirel literatür taramasının ardından Freud’un yaptığı ilk hamle böyle bir anlamın önerilmesidir. Metnindeki başlığın da belirttiği gibi, üstlendiği görev “rüyaların yorumlanmaya [Deutung] yetkin olduğunu göstermektir”; ve devam eder, “‘bir rüyayı yorumlamak’ onun ‘anlamını’ belirlemektir” [heisst, seinen ‘Sinn’ angeben] (s. 117). Freud’un bunu üstlenmesi, rüyanın altında anlam bulunduğu varsayımına, rüyaların nihayetinde anlamdışı olmadıkları varsayımına bağlıdır. Bu varsayımdan emin olduğunu her açıdan belli eder; tartıştığı belli absürt rüyalar için dediği gibi “rüya içeriğindeki absürtlük sadece görünüştedir [ein Anschein] ve rüya anlamının derinlerine inmemizle birlikte yok olur” (s. 413). Fakat rüya anlamının derinlerine inme sürecine atıf yapmasıyla bile kabul etmiş olur ki, anlamın hepsi bir anda açığa çıkmayabilir, uzayabilir, derinleşerek ifade bulabilir, ve çeşitli momentleri –çeşitli rüya düşünceleri– ancak azar azar açığa çıkarılmaya uygun olabilir. Gerçekten Freud kabul eder ki, bir rüyanın altında yatan rüya düşüncelerinin hepsinin açığa çıkarıldığından hiçbir zaman emin olunmaz: “aslında bir rüyanın tamamen yorumlanmış olduğundan asla emin olunmaz; çözüm tatmin edici ve gediksiz gözükse bile, bir anlamın daha aynı rüya yoluyla kendisini duyurma imkanı her zaman vardır” (s. 282). Böylece rüyanın anlamı açık uçlu kalır; hesaba katılmadığını belirtecek hiçbir şey yokken dahi bir anlam daha her zaman meydana çıkabilir. Hiçbir yorumlama bitmiş ve kendi içinde tamamlanmış sayılamaz.

Freud’un anlamdaki bu açık uçluluğun bile ötesine gittiği pasajlar vardır. Rüyaların yorumlanmasının en uzak ama zorlu ve muammalı sınırına değinen iki pasaj vardır. Bunların ikisi de, Freud’un metninde birbirlerine çok uzak olsalar da, onun rüyanın göbeği dediği şeye atıf yaparlar. Birinci pasaj Irma’nın iğnesi rüyasının analizine Freud’un eklediği bir nottur. Bu bağlantı içinde, anlamın saklandığını, gizli anlamın hepsinin izlenemediğini ve rüyanın yorumlanmasında yeterince ileri gidilemediğini yazar (“um allem verborgenen Sinn zu folgen” [s. 130]). Sonra genelleyerek ekler: “Her rüyanın idrak edilemez [unergründlich] olduğu en az bir yeri vardır, diyelim ki bir göbeği vardır, bu yolla bilinmeyene bağlanmıştır” [durch den er mit dem Unerkannten zusammenhängt]. Sorulmak istenecek: Rüyanın bu göbeği nedir? Ama önce –bu soruyu imkanlı bir soru kılmak için bile– bu göbeğin bir ne, bir öz, bir anlam olduğunu belirlemek gereklidir, oysa rüyanın idrak edilemez olup bilinmeyene bağlandığı bu yerde şaibeli kalan şey tam olarak budur. Freud’un bu yerin ne olduğunu söylemeye kalkışmak yerine göbek mecazına başvurması pek şaşırtıcı değildir.

İki pasajın ikincisi Freud’un metninde çok sonradan, onun da kabul ettiği gibi “bütün yolların karanlığa götürdüğü” (s. 490) sonuncu bölümde gelir. Bu pasaj birincisindeki mecazları genişletir, aydınlık ve karanlık çehrelerini bu bileşime ekler: “En iyi yorumlanmış rüyalarda çoğu zaman karanlıkta bırakılması gereken bir yer kalır, çünkü yorumlama sırasında fark edilir ki, bu yerde bir düğüm [yumak, dolaşıklık: Knäue] ortaya çıkar, bu düğüm çözülmeyi reddeder ama rüya içeriğine de hiçbir katkı sunmaz. Bu, o halde, rüyanın göbeğidir ve bu yerin altında bilinmeyen yatar” (s. 503). Bir rüyada, ne kadar derinden yorumlanırsa yorumlansın, bir mutlak direnç yeri olabilir, çözülemeyen bir dolaşıklık, bilinmeyen ve bilinemeyeceği tahmin edilenle eşik noktası olabilir. Bu dolaşıklığın –şayet halen anlam düzenindeyse– ne anlamda “rüya içeriğine hiçbir katkı sunmadığı” merak konusudur. Acaba sırf dolaşıklık çözülemediğinden mi barındırdığı anlamlar açığa çıkarılamıyordur, ve dolayısıyla rüya işi yoluyla rüya içeriğine yaptığı katkılar gösterilemiyordur? Yoksa bu dolaşıklığın rüya içeriğine sunacağı hiçbir şey yok mudur, rüya içeriğine çevrilebilecek hiçbir rüya düşüncesi burada barınmaz mı, burası anlamın sona erdiği yer midir, öyle ki buranın altında yatan şeyler anlam ve anlayış düzenini önceledikleri için bilinemez midirler? Derrida bu soruyu özetler: “Çözülemeyen düğümün, ombilicin, anlamla [sens] mı dolu olduğu, yoksa kendi sırrı içinde, imlenebilir anlama olduğu gibi imleyene de radikalce heterojen mi kaldığı merak edilebilir, ayrıca analistin cesaretini koşullu veya kesin olarak kıran bu şeyin, analitik işin uzamıyla, yorumlama işinin (Deutungsarbeit) uzamıyla homojen olup olmadığı da merak edilebilir.” [6]

Bu anlamın sınırı sorusu, bu sınırın karakteri sorusu, başka bir kılıkta, henüz daha tasarlanmamış bir yönden geri dönecektir. Yine de, nasıl karar verilirse verilsin, hiç karar verilemez olduğu gösterilse bile, rüya işinin mantığı sorusu cevapsız kalmış olur, bir anlamda –anlam sorusuna indirgenmesiyle birlikte– dokunulmadan kalmış olur [**]. Zira aynı ikincil revizyonun anlam dayattığı mantığın rüya işinden ayrı bir mantık olması gibi, ve bu bakımdan fol bir anlam, yalancı bir mantık olması gibi, rüyaların yorumu yoluyla açığa çıkmış olan anlam da rüya işinin sınırında yer alır, rüya işinin henüz başlamadığı bir noktada yer alır. Zira bir rüyanın anlamı, altında yatan rüya düşüncelerinden başka hiçbir şey değildir, ki bunlar da rüya işinde rüya işi yoluyla rüya içeriğine çevrilirler. Başka sözlerle rüyanın anlamı, rüya işinin kendi üzerine alacağı ve sansür gözetimi altında yeniden işlenerek –yani bozunarak– rüya içeriği olacak olan şeydir. Rüya işinin kendi anlamı –daha kesin olarak, mantığı– değildir bu. Rüyanın anlamı, rüya işini çeviri düzeninde önceler, onun çevirdiği şeydir, rüya işinde rüya işi yoluyla üretilerek ona özgü mantığı teşkil etmiş olan bağlantı biçimlerinden ayrıdır.

Fakat bir içerik veya sürecin mantığı eğer şu veya bu bakımdan düşünülebilmek için taşıması gereken bağlantı biçimlerinde yatıyorsa, rüya işinde bir mantık olduğu bile varsayılabilir mi? Çünkü rüya işindeki iş, biçim ve bağlantı kurmaktan değil, biçim bozup bağlantı koparmaktan oluşur. Farklı terimlerle, buradaki soru, bu biçim bozma ve bağlantı koparmaların düşünülebilir olup olmadıkları ve de ne bakımdan düşünülebilir olduklarıdır; zira rüya işinin gerçekleştirdiği bu şeyler belli ki tutarlı bir anlam birikimi olarak düşünülemezler.

(4)

[*] Burada çok ilginç bir şey yapıyoruz, wrong ile de karıştırılarak Türkçe’ye hep “yanlış” diye çevrilmiş olan false terimini “fol” diye çevirerek tüm ahlaki yüklerinden kurtarıyoruz. “Ortada fol yok yumurta yok” deyiminden bildiğimiz “fol” sözcüğü Vikipedi’de şöyle tanımlanmış: “Tavuğun istenen yere yumurtlaması için o yere konan yumurta ya da yumurtaya benzeyen şey.” False ile fol arasındaki ses benzerliğinin yanısıra, Slavoj Žižek’in büyük Ötekini tavuğa benzettiği fıkraya atıfla da buradaki mecaz desteklenebiliyor (“Buğday başağı olmadığımı artık ben tabii ki biliyorum ama ya tavuk da bunu biliyor mu?”). “Fol” gibi basit bir karşılık bulamadığımızdan true terimini aynen bıraktık. Hem fazla yüklü hem de buradaki anlamla uyumsuz olduğundan “hakiki” demek istemedik.

[6] Jacques Derrida, Résistances de la psychanalyse (Paris: Galilée, 1996), 29.

[**] Yazarın durduk yere “would” demeye başlamasıyla birlikte makalenin başından beri “would” kipiyle kodlanan belirsizlik burada “anlamın sınırı sorusu” adı altında yüzeye çıkmış oluyor. Bu kiple kodlanan belirsizliği fazla ötelere atmamış olmak için makaledeki “would”ları “-mış olmak” diye çevirmiş olmaya çalıştık, bunun tek istisnası “Freud bu sözü sansürün edeceği bir söz sayardı” olmuş oldu. Ek not: Yazıda “would” kipiyle kodlanarak “anlamın sınırı sorusu” olarak rüyanın göbeğiyle ilişkilenen şeyin Lacancı terminolojideki ~birsel özellik~ [einziger Zug, trait unaire, unary trait, single stroke] olduğunu söyleyebiliriz. Bkz. Entropi üzerine (Jacques Lacan)Renk nedir? (çeviri derlemesi).

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

3 Comments

Filed under çeviri, makale