Monthly Archives: March 2016

Boş ve anlamdışı — Slavoj Žižek

Aşkınsal genesisin beri yüzündeki ‘gerçek genesis’ sorunsalını ilk formülleştiren Schelling oldu: Weltalter fragmanlarında (1811-15) uyguladığı program, ‘Tanrıdaki gerçek’ uçurumundan, yani dünya yaratılmadan önceki Tanrı olan dürtüler [Triebe] girdabından, Sözün, Logosun belirişinin türetilmesidir. Schelling Tanrının varoluşu ile Varoluşun müphem ve yarılamaz Zeminini, yani ‘Tanrıda olup henüz Tanrı olmayan’ korkunç ön-simgesel Şeyi birbirinden ayırt eder. Bu Zemin, ‘çelişki [Zusammziehung , contractio]’ –benliğe geri çekilme, bencilce öfke, hep yokeden delilik– ile ‘uzanma’ –Tanrının Sevgisini hibe etmesi, taşırması– arasındaki çatışık gerilimden oluşur. (Bu çatışkıda Freud’un libido ve ölüm dürtüsü ikilisini önceleyen ben dürtüleri ve sevgi dürtüleri ikilisini nasıl fark etmeyiz?) Bu dayanılmaz çatışkı, vakitsizce geçmiştir, asla ‘mevcut’ olmamış bir geçmiştir, çünkü mevcutluk Logosu imletir, konuşulan Sözdeki açıklığı, dürtülerin çatışık nabız atışının simgesel farklılığa çevrilmesini imletir.

Continue reading

2 Comments

Filed under çeviri

“Sana tahammül ediyorum”

https://www.facebook.com/groups/Zatss/permalink/607685256045701/

tolere

(mevzuğun bağlamı)

1 Comment

Filed under şey

Vergici — The Beatles

Nasıl olacak söyleyeyim sana
Sana bir taneyse ondokuzu bana
Çünkü ben vergiciyim, evet vergiciyim

Yüzde beş az geldiyse sana
Şükret hepsini almadığıma
Çünkü ben vergiciyim, evet vergiciyim

Araba sürüyorsan, sokaktan keseceğim
Oturmaya kalkarsan, koltuktan keseceğim
Fazla üşüyorsan, sıcaktan keseceğim
Yürümeye çıkarsan, ayaktan keseceğim

Vergici!
Çünkü ben vergiciyim, evet vergiciyim

Hiç sorma neden almak istediğimi (Aahh Bay Wilson)
Biraz daha ödemek istemiyorsan (Aahh Bay Heath)
Çünkü ben vergiciyim, evet vergiciyim

Ölenlere tavsiyemdir dinleyin
Gözünüzdeki kuruşları beyan edin
Çünkü ben vergiciyim, evet vergiciyim

Ve benden başka kimseye çalışmıyorsun sen
Vergici!

Continue reading

1 Comment

Filed under çeviri, şarkı

Genç kız üzerine — Tiqqun

Demek ki Genç Kız, artık kendisiyle kıymet haricinde hiçbir yakınlığı kalmayan oluştur, ve her faaliyeti, bütün ayrıntılarıyla, kendini kıymetlendirmeye yöneltilmiştir. Her an kendisini, kendi şeyleşmesinin egemen öznesi olarak onaylar. Kudretinin sorgulanamaz karakteri, dümdüz edilmiş bu oluşun bütün ezici eminliği, tamamen anlık konvansiyonlarla, kodlarla ve temsillerce örülmüş o eminlik, jestlerinin birazıyla dirilen bütün o yetke, bunların hepsi onun “sosyete” nezdindeki mutlak saydamlığına dolaysızca endekslenmiştir.

Kesin anlamda bu hiçliği yüzünden, her bir muhakemesi bütün sosyal düzenin mecburi ağırlığını taşır, o da bunu bilir.

Genç Kızın “özgürlüğü” Gösteri’nin en pathetic üretimlerindeki gösteriş kültünün ötesine nadiren geçer. Özünde, bir şevk eksikliği karşısında yabancılaşmanın gereklerinin öne sürülmesinden oluşur.

Tiqqun (FR: 2007, EN: 2012) Genç Kıza Dair Bir Kuram İçin Hazırlayıcı Maddeler

1 Comment

Filed under çeviri

The Task of the Translator — Walter Benjamin

Edgar Allan Poe’nun Kuzgun şiirini de (Türkçe bakımından) güncellemiş olduğumuza göre, bundan bir yıl önce Yazko Çeviri’den aktardığımız (ve geçen gün NE DOLAPLAR PEŞİNDESİN çeviri derlemesinde yer verdiğimiz) “Çevirmenin Görevi” metninin (Ahmet Cemal) “Die Aufgabe des Übersetzers” makalesinin (Walter Benjamin) pek iyi olmayan bir çevirisi [ki pek iyi olmayan çeviriden kastımız Türkçe metinde ardısıra dizilen cümlelerin hem kaynak metne göre hem de birbirlerine göre fol [false] kalmalarıdır, yani kaynak metnin izlediği akışa ve kendi sürdürdükleri akışa true olamayışlarıdır. Ayrıca terminolojidir. Ama terminoloji, gözönündeki çeviriye çabucak aşinalık sağlayan keskin bir gösterge olabilse de, çevirideki truth etkenliği bakımından ikincildir] olduğu gerçeğini [Şimdilik bir olgu olarak işaret edeceğimiz bu gerçeğe bağlı sebep-sonuç ilişkilerini özellikle de TKP → KP + HTKP reaksiyonunda üstlendikleri rol sayesinde Ahmet Cemal Kültür Atölyesi (A.C.K.A.) katılımcılarının eksiksizce ortaya çıkarabileceklerinden hiçbir şüphemiz yoktur] gelin kabul edelim (Yirmibirinci yüzyılımızın 2016 yılına gelmişken, Kenan Evren bile ölmüşken, hem de eceliyle ölmüşken) ve makalenin bir de İngilizce çevirisini (Harry Zohn) okuyalım (Evet ben de Almanca bilmiyorum).

IBF

~~~

İngilizcesi: Harry Zohn

In the appreciation of a work of art or an art form, consideration of the receiver never proves fruitful. Not only is any reference to a certain public or its representatives misleading, but even the concept of an “ideal” receiver is detrimental in the theoretical consideration of art, since all it posits is the existence and nature of man as such. Art, in the same way, posits man’s physical and spiritual existence, but in none of its works is it concerned with his response. No poem is intended for the reader, no picture for the beholder, no symphony for the listener.

Continue reading

Leave a comment

Filed under çeviri, makale

Kuzgun — Edgar Allan Poe

Vaktiyle bir kasvetli gece, kafa yorarken zayıf ve bitkin halde,
İlginç ve tuhaf unutulmuş eski ilimlerden bir sürü cilt üstüne,
Kafam devrilirken, uykuya dalar gibi, bir tıklatma işittim birden,
Sanki biri hafifçe vurmuştu, oda kapıma vurulmuştu.
“Misafirdir” diye mırıldandım, “oda kapıma bu tıklatan –
Budur olsa olsa, dahası yok.”

Evet, açık seçik hatırlıyorum tatsız Aralık ayıydı,
Ve ayrı ayrı ölen her köz yoğurmuştu yerde kendi hayaletini.
Hevesle istedim sabah olmasını; – bulmaya uğraşmam boşunaydı
Kitaplarımdan durdurmayı acısını – kaybolmuş Lenore’un acısını –
Melekler vermiştir ender ve ışıklı kadına ismini Lenore –
İsimsiz kalır burada daha hep.

Ve ipekten üzgün belirsiz hışırtısı her bir mor perdenin
Titretti beni – doldurdu beni işitilmemiş düşsel dehşetlerle;
Öyle ki o an, kalp atışımı yatıştırmak için, durup tekrarladım
“Misafirdir bu oda kapımda girmekte üsteleyen –
“Geç saatte misafirdir oda kapımda girmekte üsteleyen; –
Budur ancak, dahası yok,”

Güç geldi çabucak canıma; sonra hiç duraksamadan artık,
“Bayım,” dedim, “ya da Hanımefendi, cidden merhametinize sığınırım;
Ama ben doğrusu uyukluyordum, ve yani siz gelip hafifçe vurdunuz,
Ve yani siz gelip biraz tıklattınız, oda kapımı öyle tıklattınız ki,
Sizi işittiğime emin olmakta zorlandım” – o an kapıyı genişçe açtım; –
Karanlık vardı, dahası yok.

O derin karanlığa gözümü dikip uzunca durdum orada merakla, korkuyla,
Kuşkuyla, kurduğum hayalleri hiçbir ölümlü cüret etmemiştir kurmaya;
Ama suskunluk hiç kesilmedi, ve o karanlık hiçbir renk vermedi,
Ve orada konuşulan tek söz fısıldanan bir bu sözdü, “Lenore!”
Bunu fısıldadım, ve yankısı mırıldadı sözü gene, “Lenore!”
Bu kadar, dahası yok.

Odaya geri dönmek üzereydim, içimde hep canım yanarak,
Hemen gene işittim öncekinden daha güçlü bir tıklatma sesini.
“Eminim,” dedim, “pencere tahtalarında bir şey var eminim;
Göreyim o halde, neymiş oradaki, araştırayım bu gizemi –
Yatışsın kalbim bir süreliğine ve araştırsın bu gizemi; –
Rüzgardır, dahası yok!”

Kepengi çekip açtığım o anda, fırlayıp çırpınışlarla,
Oraya konuverdi geçmiş aziz günlerden müthiş bir kuzgun.
Hiç hürmet göstermedi; bir saniye bile durmadan yerinde;
Bir hakim ya da hakime edasıyla tünedi oda kapımın tepesinde –
Bir Pallas büstü üstüne tünedi oda kapımın hemen tepesinde –
Tünedi, ve oturdu, dahası yok.

Sonra bu kapkara kuş üzgün kuruntumu çelip güldürürken,
Taşıdığı çehrenin verdiği vakur ve amansız davranışıyla,
“Başın böyle kırpılmış da olsa, sen,” dedim, “hiç korkak değilsin eminim.
Gecenin sahilinde dolaşıp gelen korkunç nemrut ve yaşlı kuzgun –
Söyle bana nedir senin soylu ismin bu Gecenin Plütoncu sahilinde!”
Söylendi kuzgun, “Asla bir daha.”

Çok şaşırdım çirkin kuşcağızdan işittiğim bu yalın hitaptan,
Gerçi pek az anlam – pek az alaka vardı cevabında;
Zira şunda hemfikir olmadan edemeyiz ki yaşayan hiçbir insana
Bahşedilmemiştir kuş görmek oda kapısının tepesinde –
Kuş yahut hayvan yontma büstte oda kapısının tepesinde
Böyle bir isimde: “Asla bir daha.”

Fakat kuzgunun tek başına otururken o büstün üstünde, söylendiği,
Bir tek o kelimeydi, o tek kelimede sanki kendi canını ortaya döker gibi.
Daha sonra hiçbir şey söylemedi – tek bir tüyünü bile çırpmadı –
Ben homurdanmaya başlayıncaya dek: “Başka dostlar da uçtu önceden –
Sabah terk eder beni, umutlarım aynı böyle uçtu önceden.”
Sonra kuş söylendi, “Asla bir daha.”

Ürktüm durguyu keserek bu kadar yerinde söylenen bu cevapla,
“Kuşkusuz,” dedim, “söylediği bu şey onun envanterinden gelmiştir,
Bunu kaptığı mutsuz sahibi koşmuştur merhametsiz bir felaketin
Peşinden giderek süratlenerek şarkıları tek yükle yüklenene dek –
Umudunun ağıtları melankoli yüküyle yüklenene dek
İşte böyle, “Asla, asla bir daha.”

Fakat kuzgun yine üzgün canımı hep çelip güldürürken,
Derhal yastıklı bir koltuğu sürdüm karşısına kuş ve büst ve kapının;
Sonra, kadifeye basılmasıyla, kendimi verdim bağ kurmaya
Kuruntu üstüne kuruntuyla düşünerek bu uğursuz geçmiş zaman kuşunun ne –
Bu suratsız, çirkin, korkunç, cılız ve uğursuz geçmiş zaman kuşunun ne
Kastettiğini böyle gaklarken, “Asla bir daha.”

Oturup bunun tahminiyle meşgul oldum, ama hiç ses çıkarmadan
O an yakıcı gözlerini bağrımın ortasına doğru dikmiş bu kuşcağıza;
Bu ve dahasını oturup sezindim, başımı rahatça yaslamışken
Yastığın kadife dikişine sırıttı lambanın ışığı o kadına,
Fakat sırıttı kadife mor dikiş ve lambanın ışığı o kadına,
Bastırmayacak, of, asla bir daha!

Sonra, düşündüklerim, hava yoğunlaştı, buharlaştı görülmez tütsüleri
Sallıyordu Seraphlar püsküllü zeminde çınlarken ayak vuruşları.
“Zavallı,” diye bağırdım, “Tanrının sana verdiği – bu meleklerle gönderdiği
Mühlet – mühlet ve ilaçtır alsın diye Lenore’la hatıranı!
İç, of bu iyi ilacı iç, ve unut o kaybolmuş Lenore’u!”
Söylendi kuzgun, “Asla bir daha.”

“Peygamber!” dedim, “kötüsün! – ama peygambersin, kuş yahut şeytan! –
Ayartılıp gönderilmişsen de, rüzgar seni fırlatıp atmışsa da sahile,
Issız da olsan gözüpeksin, büyülenmiş bu çöl diyarında –
Dehşetin dadandığı bu evde – söyle bana cidden, rica ederim –
Var mı – var mı güzel koku Gilead’da – söyle bana – söyle, rica ederim!”
Söylendi kuzgun, “Asla bir daha.”

“Peygamber!” dedim, “kötüsün! – ama peygambersin, kuş yahut şeytan! –
Tepemize bükülmüş Cennet Gök adına – ikimizin de taptığı Tanrı adına –
Acıyla yüklenmiş bu cana söyle, uzaklardaki Aidenn’de,
Sarılır mı aziz bir kadın melekler vermiş ismini Lenore –
Sarılır mı ender ve ışıklı kadın, melekler vermiş ismini Lenore?”
Söylendi kuzgun, “Asla bir daha.”

“Bu söz ayrılmamıza işaret olsun, kuş yahut iblis!” diye bağırdım küstahça –
“Git geri dön seni fırlatan rüzgara ve Gecenin Plütoncu sahiline!
Canınla söylendiğin o yalanın renginde kara tüylerinden hiç kalmasın!
Bırak kesme yalnızlığımı! – kapımın tepesindeki büstü terk et!
Al gaganı saplandığı kalbimden, ve vücudunu çekip al kapımdan!”
Söylendi kuzgun, “Asla bir daha.”

Ve kuzgun, asla kalkışmayarak, hâlâ oturur, hâlâ oturur
Solgun Pallas büstü üstünde oda kapımın hemen tepesinde;
Ve gözleri hayal kurmaktaki bir iblise benzer tamamen,
Ve üzerindeki lambanın ışığı onun gölgesini yere düşürür;
Ve benim canım yerde yatıp süzülen o gölgenin dışına
Çıkmaz – asla bir daha!

(The Raven, Wikipedia, Vikipedi)

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Şiirin Türkçeye (hepsi “Kuzgun” adıyla) birçok çevirisi yapılmış ve bastırılmıştır. Birçok Kuzgun versiyonu çevrimiçi olarak da okunabilmektedir (örn. Oğuz Cebeci, Burçak Özlüdil, Ülkü Tamer, Osman Tuğlu, Vehbi Taşar, Işık Barış Fidaner).

4 Comments

Filed under çeviri, şiir

Hoşgelirsin — çeviri derlemesi

hosgelirsin-kapakSon versiyon: 4 Mart 2016

(31 sayfa — PDFLaTeX)

İçindekiler

Hoşgelirsin (Cem Karaca)

Sıkıntı yok kardeşim (Pussy Riot)

Göçmen Şarkısı (Led Zeppelin)

Ayna ayna (Blind Guardian)

Kumadam bey (Blind Guardian)

Astronomi Ustası (Pink Floyd)

Ücret Kölesi (Placebo)

Değişmez Pencere (Broadcast)

Zaaf / Sinir (Depeche Mode)

Aşırı yüklenme (Talking Heads)

Ergen ruhu kokuyor (Nirvana)

Yalanlardan servet (Dream Theater)

Bekler uykuyu (Dream Theater)

Mevsimler Değişimi I , II (Dream Theater)

Metropolis, Böl. 1: Mucize ile Uyuyan (Dream Theater)

Tuhaf Déjà Vu (Dream Theater)

Zorunda mıydın Mustir? (Else Von Freytag-Loringhoven)

Ketlenme ve Yüceltim (Melanie Klein)

Diğer kitaplar

5 Comments

Filed under çeviri, kitap

NE DOLAPLAR PEŞİNDESİN — çeviri derlemesi

ne-dolaplar-pesindesin-kapakSon versiyon: 4 Mart 2016

(55 sayfa — PDFLaTeX)

İçindekiler

NE DOLAPLAR PEŞİNDESİN

Söz hazzı ve hal hazzı üzerine

Hakiki Kötüsöz: Pussy Riot Mahkumiyetine Dair (Slavoj Žižek)

Niye Açlık Grevine Gidiyorum: Açık Mektup (Nadya Tolokonnikova)

Utanç yahut Ötekinin Var Olmayışının Kanıtı Üzerine (Daniel Tutt)

Fol bilinç (Friedrich Engels)

Rüya işinde mantık ve mantıkdışı (John Sallis)

Çevirmenin Görevi (Walter Benjamin)

Öğrenin, öğrenin ve öğrenin (Slavoj Žižek)

Diğer kitaplar

10 Comments

Filed under çeviri, kitap

Rüya işi ve resimli yazı ~Rebus~

Freud’un en önemli eseri Rüyaların Yorumu‘dur. Şakalar ve Bilinçdışıyla İlişkileri ve Gündelik Hayatın Psikopatolojisi bu eserin ardından gelir. Breuer’le hazırladığı Histeri Üzerine Çalışmalar da bu önemli eseri hazırlamıştır.

Continue reading

2 Comments

Filed under çeviri, bilim, makale

Dijital Oyun Rehberi — Derleme

dor2Kalkedon Yayınları
Nisan 2009

Bu çalışma, oyunları bir endüstri olarak ele alan ilk kitaptan farklı olarak çoğunlukla dijital oyunların kültürel boyutlarına dikkat çekiyor. Geleneksel oyunlar, simülasyon, oyun tasarımı, değer zinciri, oyuncuların üretime katılması, modding ve machinima; Türkiyeli oyuncular, oyun uzmanlığı; MUDlar, gerçek yaşam simülasyonları ve kitlesel çevrimiçi oyunlar ve dijital oyun çalışmaları, kitapta işlenen temel konuları oluşturuyor. Ayrıca kitabın son bölümünde 155 terimi içeren bir dijital oyun kültürü sözlüğüne yer veriliyor.

Derleyenler:
Mutlu Binark
Günseli Bayraktutan-Sütcü
Işık Barış Fidaner

Kapak tasarımı:
Başar Uğur

İçindekiler

I. Bölüm:
Geleneksel Oyundan Sanal Uzama Oyun ve Dijital Oyun Tasarımı

  1. Gelenekselden Sanala-Mekândan Uzama Oyun Kültürü – Hasan Akbulut
  2. Makinelerin Anlattıkları – Işık Barış Fidaner
  3. Dijital Oyun Tasarımı – Burak Barmanbek
  4. Türkiye’de Yeni Bir Yaratıcı Endüstri: Oyun Stüdyoları ve Dijital Oyunlarda Değer Zincirinin Üretilmesi – Mutlu Binark
  5. Mod Yapımı: Oyunlarla Oynayanlar – Işık Barış Fidaner

II. Bölüm:
Dijital Oyun Kültüründe En Önemli Aktörler: Dijital Oyuncular

  1. Türkiye’de İnternet Kafelerde Dijital Oyuncular
    Yeni Medya Okuryazarlığı Neden Gerekli? – M.Binark, G. Bayraktutan Sütcü ve F.Buçakcı
  2. Oyun Uzmanlığı: Profesyonel Bir Kariyer – Murat Yavuz Kaplan

III. Bölüm:
Dijital Oyun Türleri

  1. Sözcüklerden Yapılmış Dünyalar: MUD’lar – Işık Barış Fidaner
  2. Yeni Bir Türün İnşası: Gerçek Yaşam Simülasyonları – Burak Doğu
  3. Devasa Çevrimiçi Oyunlarda Türklüğün Oynanması: Silkroad Online’da Sanal Cemaat İnşası ve Türk Klan Kimliği – M.Binark ve G. Bayraktutan Sütcü

IV. Bölüm:
Dijital Oyun Kültürü Çalışmaları ve Yöntem

  1. Türkiye’de Dijital Oyun Kültürü Çalışmaları ve Dijital Oyun Kültürü Nasıl Çalışılabilir? – G.Bayraktutan Sütcü
  2. Dijital Oyun Kültürü Sözlüğü – B.Barmambek , I.B. Fidaner ve Merlin’in Kazanı

Tüm kitapçılardan edinebilirsiniz

Sipariş için: kalkedonyayinlari@gmail.com

(idefix)

Leave a comment

Filed under kitap, oyun