Psikoloji nedir? (7) — Georges Canguilhem

(6)

1958, EN: R. Groome, TR: Işık Barış Fidaner

C) Yakından Duyu [sens intime] Bilimi

Eğer çürütülmesi istenecek psikolojiye klasik denilecekse, belirtmek gerekir ki psikolojide klasikler hep birilerine göredir. Duyumsalcıların varisi olan İdeologlar, İskoç psikolojisini klasik sayabilirler, ki o da onlar gibi inductive bir yöntem telkin eder, amacıysa onların aksine ruhun cevherliğini daha iyi onaylayabilmektir. Fakat Duyumsalcılarla İdeologların atomcu ve analitik psikolojileri, Gestalt Psikolojisi kuramcıları onları klasik psikoloji diye reddetmezden önce, çoktan [déjà] Maine de Biran’ın romantik psikolojisine sayılmışlardı. Ona göre psikoloji Günlük Defterin [Journal intime: yakından defter] tekniği ve yakından duyunun [sens intime] bilimi olur. Descartes’ın yalnızlığı matematikçinin özdisipliniydi [ascèse]. Maine de Biran’ın yalnızlığı bir kaymakamın boşbeleşliğidir [l’oisiveté d’un sous-préfet]. Kartezyen ‘Düşünüyorum’ düşünceyi kendi içinde kurar. Birancı ‘İstiyorum’ bilinci kendine göre, hariciyet karşısında kurar. Ofisine kapanarak, Maine de Biran, psikolojik analizde yapılanın basitleştirme değil karmaşıklaştırma olduğunu keşfetti, ilkel psişik olgunun bir öğe olmadığını, zaten [déjà] bir ilişki olduğunu, bu ilişkinin de çaba içinde yaşandığını keşfetti. Onun gibi yetke işlevleri taşıyan, emir veren bir adamdan pek beklenmeyecek iki sonuca ulaştı: Birincisi, bilinç bir kudretle bir direnişin çatışmasını gerektirir; ikincisi, insan, Bonald’ın düşündüğü gibi, organların hizmet verdiği bir zeka değil, zekanın hizmet verdiği canlı bir organizmadır. Canın bedenlenmesi gereklidir, dolayısıyla da biyolojisi olmayan psikoloji olmaz. Benliğin gözlemlenişi ne iradî hareketin fizyolojisinden, ne de hisselliğin patolojisinden vazgeçer. Maine de Biran’ın iki Royer-Collard arasındaki hali eşsizdir. Doktriner (Pierre Paul) ile görüştü ve psikiyatrist (Antoine-Athanase) onu muhakeme etti. Maine de Biran’dan M. Royer-Collard ile Lüksemburg Bahçesi’nde bir Gezinti‘miz [Promenade] var, onun küçük kardeşi olan Antoine-Athanase Royer-Collard’dansa, Maine de Biran’ın Doktrininin İncelenmesi var. Eğer Maine de Biran Cabinis’i (İnsanın Fiziki ve Manevi İlişkileri, 1798) okuyup tartışmamış olsaydı, Bichat’ı (Hayat ve Ölüme Dair Araştırma, 1800) okuyup tartışmamış olsaydı, patolojik psikolojinin tarihi onun adını bile anmazdı. İkinci Royer-Collard, Pinel’den sonra ve Esquiol ile birlikte, Fransız Psikiyatri okulunun kurucularından birisidir.

Pinel ‘deliler’in [alienés] hem diğerleri gibi hasta olduğunu, cin çarpmış ya da suçlu olmadıklarını, hem de diğerlerinden farklı olduklarını ve özelleşmiş hastane hizmetlerinde olduğu gibi, ayrı tutularak bakım görmeleri gerektiği fikrini savunmuştu. Bicetre ve Salpêtrière’de, Pinel, delilerin terapik tecridinden bağımsız bir disiplin olarak mental tıbbı kurdu. Royer-Collard 1805’te başhekim olduğu Maison Nationale de Charenton’da Pinel’i taklit etti. Aynı yıl Esquirol, Tutkuların Mental Yabancılaşmada Sebep, Belirti ve İyileştirici Araç Gibi Ele Alınması konulu tıp tezini savundu. Royer-Collard 1816’da Paris Tıp Fakültesi’nde adlî tıp profesörü oldu, sonra 1821’de mental tıbbın ilk ünvanını aldı. Royer-Collard ve Esquirol’in, delilerde paraliz çalışan Calmeil gibi, genel paralizi tanıyıp yalıtan Bayle gibi, çocuklarda mental gerilik çalışmasını başlatan Felix Voisin gibi öğrencileri oldu. Salpêtrière’de, başkalarının yanısıra Pinel, Esquirol, Lelut, Baillarger ve Falret’nin ardından 1862’de Charcot’nun başına geçtiği bu hizmete dair çalışmaları Theodule Ribot, Pierre Janet, Cardinal Mercier ve Sigmund Freud izleyecekti.

Psikopatolojinin pozitif anlamda Galien’le başladığını görmüştük; 1896’da psikanaliz terimini yaratan Freud’la tamamlandığını görüyoruz. Psikopatolojideki gelişim diğer psikolojik disiplinlerle ilişkisiz değildi. En az bir yüzyıl boyunca Biran’ın araştırmaları sonucunda psikopatoloji felsefeyi şu soruyu kendine sormaya zorladı: Psikolojiye dair fikrini iki Royer-Collard’ın hangisinden almalıydı? Psikopatoloji bu kesintisiz tartışmadaki metafiziğin psikolojiye yönünü miras bırakmasında hem yargıç hem de taraf oldu, ama fizik ve psişik arasındaki ilişkilere dair sözünden de vazgeçmedi. Bu ilişki uzun zaman somato-psişik diye formülleştirildi, sonra psiko-somatik oldu. Bu ters dönüş, başka yerde bilinçdışının taşıdığı anlamı etkileyenin aynısıdır. Eğer psişizm –Descartes’ın haklı ya da haksızca yetkilendirdiği– bilinçle özdeştirilirse, bilinçdışı fizikî bir düzene aittir. Psişiğin bilinçdışı olabileceği düşünüldüğünde, psikoloji artık kendisini bilincin bilimine indirgemez. Psişik artık saklı olan değil, kendini saklayandır (saklanandır); artık yakından [intime] olmakla kalmaz, –Bousset’den alınıp Mistiklere taşınmış bir terimle– dipsizdir [abyssal] de. Psikoloji yakınlığın bilimi olmakla kalmaz, canın derinliklerinin de bilimidir.

(8)

Bkz. “Sana  Tahammül Ediyorum”

3 Comments

Filed under çeviri, makale