Çantanın dışarması meselesi

Çanta, sosyosomatik bir nesne olarak, içindeki herşeyi içerdiği kadar dışındaki herşeyi de “içerir” – ya da “dışarır” diyelim.

Çantadaki bu ~dışarma~ işlevini Hegelci yadsımanın “açıklayıcı örneği” sayarsak (ki hiçbir feminist zavallı çantamızı “açükleyici”lik ya da mizojiniyle suçlayamayacaktır) tekil isimleri böyle çantalara benzetebiliriz: Marx, Freud, Lacan, Zizek gibi.

Yani Marx, Marksizmi içerirken Marksist olmayanları dışarır. Lacan Lacancılığı içerirken Lacancılığı beğenmeyenleri, diyelim ki Deleuze-Guattaricileri dışarır. Hegelciliği içeren Hegel isminin dışardığı şeyse belki de bizzat dışarma mefhumunun kendisidir. Dışarmanın kendisini dışaran bu “mutlak bilme” çantasını, Lacancılığın dışardığı Deleuze-Guattari düşüncesindeki “organsız beden” mefhumuna benzetebiliriz.
 

O zaman diyelim ki Marx’ın “bazı fikirlerine katılmak” ne anlama gelir? Bu tutum Marx’ın tamamen reddedilmesinden ayırt edilebilir mi?

Çanta örneğini izleyerek bu iki tutum havalimanındaki güvenlik denetimlerinde bulunabilir: “Bazı fikirlere katılmak” X-ray’de gördüğü bazı (başka) şeyleri çantadan çıkarıp çöpe atma, fırlatma isteğidir. Tamamen reddetmekse bomba şüphesiyle çantayı yok etme, patlatma isteğidir.

Bilinçte algılanmış da olsa, bilinçdışı da olsa, bu isteklerin ikisinde de etkili olan şey, aynı ~dışarılma bilgisi~dir (ve “aynen öyle!” denmesi bu dışarılma bilgisinin yer değiştirmesini belirtir).

Ayrıca bu isteklerin ikisi de birinci tekil ya da birinci çoğul şahsın öznel şiddetiyle yüklenmiştirler: “Çantadaki o diğer şeyleri alıp o tarafa doğru fırlatıp atacağım / atacağız”, “Çanta kendisi patlamayacak, onu patlatan ben olacağım / biz olacağız”.
 

Kısacası, çantadakileri elemeye ya da çantayı yok etmeye istekli bu tekil veya çoğul şahıs, çantanın onu dışardığını bilir ve bu bilgiden güç alır. Hatta feminizmin felsefe karşısındaki tutumunu bu bilgi-istek tepkimesinin paradigmatik örneği sayabiliriz.

Özelde kadınlığı genelde cinsiyeti her zaman ~dışarmaları~ bakımından bütün felsefeler (ve cinsiyete dayandırılsalar felsefe olmaktan çıkacaklardır, bu yüzden feminizm kendini felsefe sayamaz hiçbir zaman) birer “açüklemedirler” (ya da “açüklama“dırlar, Amerikalıların “mansplaining” dedikleri şeydirler).

Bu beyanı kabul edebiliriz çünkü “felsefe açüklemedir” beyanı, kendi aksini dışladığı ölçüde (yani “açükleme felsefedir” beyanını dışladığı ölçüde), cinsiyetlenmenin söylemlere bağlı olduğunu teyit etmiş olur.
 

Çanta mecazı felsefe-feminizm ilişkisini “açıklamakla” da kalmaz: Çantanın onu dışardığını bilen kişinin çantadakileri eleme ya da çantayı yok etme isteği, bu dışarılma bilgisinden ~güç~ alır. Yani dışaran çanta fiziksel anlamda bir güç kaynağıdır, zamana göre ölçümlerle bu gücün etkileri tespit edilebilir [1].

“Bilgi güçtür” sözünün bir anlamı varsa budur: Dışarılma bilgisinin “dank etmesi” dediğimiz kimyasal tepkime sonucu, dışarılan kişinin çanta karşısındaki eleyici ve yok edici istekleri fiziksel bir güç kazanır.

Böylece Marx, Freud, Lacan, Zizek gibi tekil isimler, yıllarca tekrar tekrar X-ray’den geçirilen şüpheli çantalara dönerler.

Fakat Freud’un “ödünç verilen kazan” [2] öyküsünde olduğu gibi, aynı çantayı X-ray’den geçiren her bir güvenlik görevlisi baktığı ekranda başka başka tehditler görür. Bu durumda çantanın büyüklüğüne göre ya terörizm mefhumu ya da feminizmin mizojini suçlaması devreye girer ve çantanın fünyeyle patlatılması gündeme getirilir (“Doğurduğuna inanıyorsun da öldüğüne niye inanmıyorsun?”).
 

Dışarılma bilgisinin “dank ettiği” kimyasal tepkimeyi en kolay nasıl tanırız? Mazeretlerin silinmesinde tanırız. Belki de bu tepkimeye “istek” denmesinin sebebi de budur: Mazeretler tortu gibidir. Dışarılma bilgisiyle tetiklenip “istek” açığa çıkaran her tepkimede kimi mazeretlerin silinip gittikleri gözlemlenebilir.

Tepkimede silinip gidecek mazeretlerin hangileri olduğunu önceden bilemediğimizden “bazı mazeretlerin silinmesi” demiyoruz, “kimi mazeretlerin silinmesi” diyoruz. Burada Marx’ın “bazı fikirlerine katılmaktan” farklı bir kümeleme var: “Bazı fikirlere katılmak” uzamsal bir kümelemedir, “kimi mazeretlerin silinmesi” ise zamansal bir kümelemedir: “Kimi mazeretlerin” hangi mazeretler olduğunu ayırt edebildiğimizde bu mazeretleri zaten kaybetmiş olacağızdır. Yani silinecek “kimi mazeretlerin” hangileri olduğunu önceden X-ray’den bakıp ayırt edebilme imkanımız yoktur. “Bazı şeyler” denilen (hatta “bağzı şeyler” de denilen) birinci uzamsal kümeleme tipinden ayırt edebilmek için, “kimi şeyler” dediğimiz bu ikinci zamansal kümeleme tipine “öbekleme” diyelim [3]. Bu zamansal kümelemenin paradigmatik örneği de yazılım güncellemeleri sayılabilir: “Windows 10 kurulsun mu?” sorusu sizi zamana göre kümelemek isteyen bir uyarıdır. Bunun gibi, bu yazıyı okurken, ya da başka herhangi bir yazıyı, kitabı, vb. okurken karşınıza çıkan her bir yeni paragraf, her bir yeni cümle, her bir yeni söz öbeği, her bir yeni sözcük ve hatta her bir yeni harf, işaret, şekil, çizim, bu anlamda bir “güncelleme” ve öbekleyici bir olay gibi ele alınabilir.
 

Tortuların silinmesi yenilik gibi algılanabilir ama bu tepkimenin bir ~kayıp~ olduğu asla unutulmamalıdır. Bunu “kimyasal” bir tepkime saymamızın temel gerekçesi de zaten KAyıplı olmasıdır. Çanta mecazında vurguladığımız gibi ~kaybettirici~ bir istek, bir ~kaybettirme isteği~ söz konusudur burada: Bu istek, “beni / bizi” dışaran bu “talihsiz / unfortunate” çantayı karıştırıp bazı şeyleri atma, ortadan kaldırma isteğidir, ya da böyle bir çantanın bütünüyle yok edilmesi isteğidir.

Mazeret tortularını kaybettiren böyle istekler tarihsel süreçlerde bulunabilir. En belirgin örneği de ~neoliberalizm~dir. Margaret Thatcher’da bedenlenip ifade bulmuş “hiçbir alternatif yok” sloganını böyle yorumlayabiliriz:

“Mazeretlerinizi terk edin. Kimi şeyleri kaybetmiş olmanız, istekli oluşunuza kanıt sayılacaktır.”

“Hiçbir alternatif yok” sloganı, zamanın akışındaki zorunluluktan ayırt edilebilir mi?

Bu soruyla yazıyı kesiyorum.
 

Işık Barış Fidaner
 

[1] Buhar türbinlerinden başlayıp Plüton’un gezegen olup olmamasına kadar fizik biliminde entropi kavramı etrafında incelenen birçok cisim “dışaran çantalar” gibi ele alınabilir.

[2] Zizek’in deyişiyle “kettle logic”, Derrida’nın deyişiyle “la logique du chaudron”, ben de buna “kazan mantığı” dedim, tahmin edilebilecek sebeplerle. Bkz. Rüya İşinde Mantık ve Mantıkdışı (John Sallis) (Bunun “kazan kazan mantığı”yla tabii ki hiçbir ilgisi yoktur. Yoksa acaba var mıdır?)

[3] “Bayesci öbekleme” konulu doktora tezim vesilesiyle şunu da not düşeyim: “dışarma” mefhumunun matematiksel bir formülü Bayesci kuramda “integrate out” işleminde bulunabilir.

9 Comments

Filed under şey