Otoyol – Jacques Lacan

Yol, işte ele almaya değecek bir imleyen – yol, çeşitli ulaşım araçlarınızla seyahat ettiğiniz otoyol, Mantes’tan Rouen’e giden yol mesela. Paris demeyeceğim, o özel bir vaka.

Mantes ve Rouen arasında bir otoyol bulunması, tek başına, araştırmacının tefekkürüne kendini sunan bir olgudur.

Varsayalım ki –böyle otoyollara çok seyrek rastlanabilen güney İngiltere’de olduğu gibi– Mantes’tan Rouen’e gitmek için bir dizi tali yoldan geçmeniz gerekiyor, Mantes’tan Vernon’a sonra da Vernon’dan bilmemnereye giden yollar gibi. Bunun tecrübe edilmesi, tali yollar dizisiyle otoyolun hiç aynı şey olmadığının farkına varılmasına yeter. Sırf sizi pratikte yavaşlatmakla kalmaz, çıkış noktasıyla varış noktası arasında ne olup bittiğine dair davranışınızın anlamını tamamen değiştirir – hiç otoyol olmadan bütün bölgenin tali yollar ağıyla örtüldüğü hayal edilirse, a fortiori [daha da böyledir].

Otoyol kendi içinde varolan ve dolaysızca tanınabilen bir şeydir. Bir patikadan, çalılıktan, yamaçtan ya da yerel tali yoldan çıktığınızda, bir otoyola geldiğinizi dolaysızca anlarsınız. Otoyol bir noktadan diğerine uzanan bir şey değildir, uzam içinde yayılmış bir boyuttur, kaynak bir gerçekliğin mevcutlaşmasıdır.

Otoyolu örnek seçtim çünkü o, Mösyö de la Palice’in [*] diyeceği gibi, bir iletişim yoludur.

Otoyolun bir noktadan diğerine gitme aracından ibaret olduğunu düşünerek, burada banal bir mecaz yapıldığı izlenimini edinebilirsiniz. Yanlış.

Otoyol, ekvator ormanı boyunca yürüyen fillerin açtığı patikalarla hiç aynı şey değildir. Bu patikalar her ne kadar önemli gözükseler de, fillerin geçişinden başka hiçbir şey değildirler. Kuşkusuz bu hiçe sayılamaz çünkü fillerin göç etmesinin fiziki gerçekliğiyle desteklenir. Dahası bu geçişin bir yönü vardır. Bu patikaların, bazen öne sürüldüğü gibi, mezarlıklara götürüp götürmediğini bilmiyorum, pek efsanevi gözüküyor bu –kemik depoları olabileceği sanılıyor– ama fillerin patika üzerinde güçten düşmedikleri kesin. Otoyol ile fil patikası arasındaki fark şudur: Biz kendi yolumuzda dururuz –ve Paris tecrübesi ön plana çıkar– yol üstünde o kadar dururuz ki toplaşmalar biçimleriz ve bu geçiş yerlerini neredeyse geçilemez kılacak kadar viskozlaştırırız.

Otoyollar üzerinde çok başka bir sürü şey olur.

Bazen öyle olur ki otoyola niyetli ve maksatlı olarak gireriz ama sonra dönüp gene tekrar geri geliriz. Bu yola çıkış ve geri dönüş hareketi de gayet özseldir, burada izi sürülen aşikar bir olgudur: Otoyol sadece her çeşit konut ve ikamet yerlerinin toplaştığı bir saha olmakla kalmaz, o ayrıca imleyen oluşuyla anlamları kutuplaştıran bir sahadır da.

Otoyol kenarında evler inşa edilir, yükselip yayılan bu evlerin otoyola bakmaktan başka hiçbir işlevleri yoktur. Tam anlamıyla, otoyol, insan tecrübesinde inkar edilemez bir imleyen olduğu için tarihin bir aşamasını belirtir.

Jacques Lacan 1955-1956 Seminer 3: Psikozlar, s. 290

[*] ç.n. Mösyö de La Palice diye birisi yok, bariz doğruları ifade eden bir deyim bu.

1 Comment

Filed under çeviri

One response to “Otoyol – Jacques Lacan

  1. Pingback: “Sana Tahammül Ediyorum” — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER