Muamma: Şifreleme ve Cinsel İlişki — Scott Wilson

enigma

Scott Wilson — 14 Mayıs 2016 — thelacanianreviews.com

“Bilinçdışı … şifrelenecek [se chiffre] bir şey değil, şifresi çözülecek [se déchiffre] bir şeydir. Yani: keyfiyetin kendisidir.” Jacques Lacan, Televizyon. 18-19.

Graham Moore’un Taklit Oyunu (2014) filminde, Benedict Cumberbatch’ın oynadığı Alan Turing’in, gençliğinde sevdiği okul çocuğu Christopher Morecom’la şifreli [encrypted] aşk mesajları değiştokuş ettiği dokunaklı bir sahne var. Bu sahne Turing’in şifrelemeye [encryption] duyduğu ilginin –ki elbette ikinci dünya savaşı sırasında Britanya’nın Bletchley Park’ta Almanya’nın Muamma [Enigma] makinesinin şifresini çözmesiyle doruğa ulaşmıştı– aşk muammasını ve cinsel ilişkinin imkansızlığını temel aldığını düşündürüyor. İmkansız olması sadece eşcinsel karakterinden değil tabii ki; kodları ve akrostişleriyle tutku nesnesindeki tüm cevheri boşaltıp onu ‘insandışı eş’ imleyenine döndüren şövalye aşkı şairleri gibi (Lacan, VII: 150) Turing’in Eros odağı da matematik ve makineler olmuştu. Alan Hodges’un yetkin biyografisi Alan Turing: Muamma (2014) kitabının aktardığına göre, ki film de bu kitabı temel alır, Turing, “bir seferinde matematikten cinsel haz türettiğini söyler” (161). Kuşku yok ki onun makine zekası ve yapay hayat araştırmalarına bir temel sağlayan seminal denemelerle bu alanları üretme “saplantısının” [obsession] kökeninde yine bu Eros vardı. Moore’un filmi, Turing’in kendi Otomatik Hesaplama Motoruna çocukluk aşkı “Christopher”ın adını vermesiyle bu ilintiyi yakalıyor.

1940 ve 50’lerde Lacan elbette yeni sibernetik bilimi ve enformasyon kuramından büyülenmişti, başvurduğu kaynaklar arasında Claude Shannon ve Norburt Wiener da vardı. Turing’den değil ama düşünen makinelerinden söz etmiştir. Dahası Lacan, onlardaki ikili sistemin aynı zamanda dilin temeli ve bilinçdışının yapısı olduğunu öne sürer. “Simgeselin dünyası makinenin dünyasıdır.” Lacan’ın öğretisinin bu aşamadaki mantrası budur ve bunu anlamak analistlerin görevidir: “konuştuğu sürece, özne, aradığı yanıtı, dönüşünü, sırrını, gizemini, modern makinelerin bize temsil ettiği inşa edilmiş simgede kusursuzca bulabilir” (II: 186). Ve aslında bilinçdışında, matematik cinselliktir: “özne o konuyu düşünmezken, simgeler birbiri üstüne binmeyi, çiftleşmeyi, çoğalmayı, birbirlerini döllemeyi, birbiri üstüne zıplamayı, birbirlerini parçalamayı sürdürürler” (II: 185). Hem Turing hem de Lacan, kendi farklı yollarıyla, düşüncenin ille de insan beyni gerektirmeyen bir simgeleştirme etkisi olduğunu tespit ederler.

Turing ve Lacan arasındaki karşılaşmanın kaçırılması talihsizliktir çünkü Lacan sibernetiğe yöneldiğinde, Turing zihnin daha yüksek bir anlayışına ulaşma çabasıyla çoktan psikanalize başlamıştı. Turing’in analizinin eşcinsellik mahkumiyetiyle ve onu 1954’te intihara sürüklediği anlaşılan “kimyasal iğdiş” hükmüyle hiçbir ilgisi olmadığı belirtilmeli. Turing’in ağbisine göre psikanaliz onun hayli methettiği bir tecrübeydi (Hodges, 611). Aslında Franz Greenbaum’la analiz döneminde, mahkumiyetine yol açan Aralık 1951 olaylarıyla ilgili acayip bir kısa öykü yazmıştı. Öyküde Turing kendisini “Alec Pryce” olarak kurgulaştırır: Pryce yeni bitirdiği “gezegenler arası seyahat” makalesini, yirmili yaşlarında tanıttığı ve artık “Pryce dubası” [Pryce’s buoy] diye bilinen fikirden daha iyi bulmaktadır. Bu söz her kullanıldığında Alec bir gurur parıltısı duyardı. Gayet bariz çift anlamlılık da onu pek memnun ederdi. Eşcinselliğini sergilemeyi hep sevmişti … (Hodges, 564-5).

“Pryce dubası” elbette “Turing makinesi”nin kodlanmasıdır, kelime oyunuyla çocuk [boy] ve makineyi (bu örnekte deniz seyahatlerinde bir işaret ve sinyal yayıcısı) ilintilendirir, ama aynı zamanda U-Boy’un U-Boat’a neredeyse eş-adlı olmasıyla, onu batıran çocuk Arnold Murray’i, “imkansız” Denizcilik Muammasını kırarak konumlamaya çalıştığı ölümcül nesnelere doğru yoğunlaştırır, ki Britanya Hükümeti bu başarısından dolayı onu donatmıştır.

Fakat Turing’in en ünlü makalesi, ünlü “taklit oyunu” ya da “Turing testi”ni ortaya çıkaran makaledir, kurdukları etkileşim arttıkça bilgisayarların insanlarla karıştırılacağını isabetle tahmin etmiştir. Fakat Turing bu testin önsözünde, erkeklerle kadınların salt simgeleme düzeyinde ayırt edilmesi problemiyle ilgili benzer bir testten bahsederek, buradaki meselenin fark imleyenlerinden ibaret olmayıp yönlendirdikleri keyfiyetin de söz konusu olduğuna işaret eder. Biyografi yazarının dediği gibi, cinsellik “simge dizilerine indirgenebilir olmayan olgulara bağlıydı” (Hodges, 2013: 523). Bunun gibi, Lacan’ın makinelerle ilgili sorduğu soru, düşünebilip düşünemedikleri değildi, bildiklerinin söylenip söylenemeyeceğiydi, çünkü “bilginin temeli şudur ki, uygulamasının keyfiyeti, edinilmesiyle aynı şeydir” (XX: 97).

Hem Turing hem de Lacan’da “simgeselin dünyası makinenin dünyası” olsa da, Turing’in evrensel hesaplama makinesi kendi nesnesiyle örtüştüğünden, onun Silikon Vadisindeki takipçileri bizzat doğanın bir Turing makinesi olması ve simgeselin gerçekle bitişik olması varsayımından cesaret alır. Fakat yaşamından ve çalışmasından anlaşılacağı gibi, onun mirasının sebebi ve sınırı olarak konumlanabilen, farklı türde bir gerçektir – cinsel ilişkinin imkansızlığıdır.

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Not: İnternetler derlemesindeki NSA Üzerine (Matthew Green) yazısında yaptığım gibi burada da “encryption/decryption” terimlerini şifreleme diye çevirdim, ama her seferinde [encryption] [decryption] diye belirtme gereği duydum, bu terimlerin encipherment ve decipherment ile karıştırılmaması için.

1 Comment

Filed under çeviri

One response to “Muamma: Şifreleme ve Cinsel İlişki — Scott Wilson

  1. Pingback: “Sana Tahammül Ediyorum” — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER