Saha değiştirmek ve barınak değiştirmek

Websitelerinde saha [domain] ve barınak [hosting] diye iki temel kavram var. Az önce Yersiz Şeyler’in sahasını taşımam vesilesiyle bunları size kısaca anlatayım.

Saha nedir? Adres çubuğunda https:// ile ilk / işareti arasında gördüğünüz koddur. Mesela Yersiz Şeyler’in sahası birkaç saat önce yersizseyler.wordpress.com‘du. Yani wordpress.com sahası altındaki yersizseyler altsahasında [subdomain] bulunuyordu. Şimdiyse yersizseyler.net oldu, yani artık kendi bağımsız sahasında bulunuyor. Saha adındaki .net .org .com .biz gibi kısma “uzantı” denir ve bu uzantılar network, organization, commercial, business gibi belirli kategorileri kodlar. Yersiz Şeyler’in uzantısını .net yapmamın tek sebebi Sakareller sitesinin de sakareller.net sahasında bulunması, ama bunun konumuzla ilgisi yok.

Barınak [hosting] denen şeyse sitenizin gerçek kapasitesiyle ilişkilidir. Yaygın bir mecazla websitesini bir dükkan gibi düşünebiliriz: Giriş kapısına ulaşana kadar önemli olan şey sitenin hangi sahada bulunduğudur; kapıdan içeri girildikten itibarense esas belirleyici olan şey nasıl ve nerede barındığıdır.

Aslında bu iki kavram arasındaki ilişkiyi “Saha barınağın mecazıdır” diye özetleyebiliriz. Buna bir mecaz diyorum, çünkü bu ilişki başka türden sahalarla ve başka türden barınaklarla yerine-geçme [substitution] ilişkileri içindedir. Ne türden saha ve barınaklar?

Mesela ben biraz önce bu bağımsız sahayı nasıl edindim? WordPress şirketine “yıllık” bir para göndererek. Buna da “Premium” deniyor. Yani wordpress.com sahasının dışına taşınabilmek için bu sahanın sahibi olan WordPress adlı şirkete bir para ödedim. Süre dolduktan sonra ödemeyi tekrarlayabilirim, ya da aynı sahada kalıp başka bir barınağa taşınarak bu ödemeyi tekrarlamaktan kaçınabilirim. Fakat ödeme işleminin kendisinde (tekrarlanma ihtimalinden bağımsız) bir izafiyet var. Bunu açıklamam lazım.

Şöyle bir izafiyet var: Dört ay önce olsa bu “Premium” denen şeyi asla yapmazdım. Neden? Çünkü ödenecek para da belirli bir sahada bulunuyor: bu sahaya “kur” diyoruz. Dört ay önce bu ödemeyi yapabilmek için parayı TL kurundan $ kuruna taşımak zorundaydım. Şimdiyse $ kurundan ödeme yapabiliyorum, çünkü üç ay önce kendim İstanbul’dan Boston’a taşındım, ödemelerin yapılacağı param da TL’den $’a taşındı. Biyolojik ve ekonomik bedenlerim saha değiştirdiler.

İzafiyetin pratik karşılığı da şöyle: Bugün $ sahasından yaptığım 99$ ödeme süpermarkete gidip yapılacak iki seferlik alışverişten vazgeçmek anlamına geliyor. Dört ay önceki durumda TL’den $’a taşıyarak yapılması gereken ödeme altı seferlik alışverişten vazgeçmek anlamına gelecekti. Bu yüzden bugün mümkün olan bu işlem dört ay önce mümkün değildi.

Denebilir ki sen bunları bize neden anlatıyorsun. Şunu söyleyebilmek için anlatıyorum:

Demek ki saha değiştirmek imkanlar uzamını da değiştiriyor. Barınak dediğimiz şey de bu imkanlar uzamından başka nedir ki? Yani kapıdan girildikten itibaren ulaşılacağı varsayılan yer, barınak dediğimiz şey, işte bu imkanlar uzamından başka nedir ki?

Demek ki saha değiştirmek barınağı da değiştirir: Barınakta gerçekleşen değişiklikler sahada yapılan değişikliklerin yan etkilerinden oluşur. Yani bunlar aslında imleyen ile imlenendir: İmlenende gerçekleşen değişiklikler, imleyende yapılan değişikliklerin yan etkilerinden oluşur. İmleyende değişiklik yapmak, adlandırmaktır. Yani bir şeyin mahiyetinde gerçekleşen değişiklikler, ona dair yapılan adlandırmaların yan etkilerinden oluşur.

İşte izafiyet budur. İzafiyetin farkında olmak, yapılan adlandırmalardan gelen yan etkileri sürekli takip etmek anlamına gelir ve kabul etmek gerekir ki çok zor ve yorucu bir iştir. Bu yüzden izafiyetin paylaşılması gerekir. Bu paylaşmanın en basit biçimi “Şunu beğendim, bunu tavsiye ederim, şu şeye sen de baksana” gibi iletişimlerdir. Sosyal medyayı ortaya çıkaran zemin işte buydu. Fakat bu “iletişim” sonradan “problemli bir iletişim”e dönüştü. Peki bu dönüşüm nasıl oldu?

Şöyle oldu: Biz böyle izafiyetleri paylaştıkça mutlaklaştık. Daha doğrusu kendine “Biz” diyen Sizler böyle izafiyetleri paylaştıkça mutlaklaştınız. Daha da doğrusu, bu iki çoğul zamir (Biz ve Siz) arasındaki ilişki, size ait ve başkalarına ait çeşitli mutlaklaşmaların sahası oldu. Buna da genelde “kutuplaşma” deniyor.

Mutlaklaşmanız ne anlama gelir? Laf olsun diye yaptığınız bütün şakalarınızın ciddiye alınması anlamına gelir. Büyülü cin gibi devasa bir bilgisayar düşünün, ya da Solaris gezegenini düşünün. Bu şey sizin şaka olsun diye söylediğiniz her şeyi gerçek hayata yansıtıyor, birebir kopyasını çıkarıyor. Mutlaklaşmanız işte budur. “Olurmuş!” diyorsunuz ve sonra Oluyor.

Neden oluyor? Çünkü “Olurmuş!” demekle atıf yaptığınız şeye bir olabilme sahası yaratmış oluyorsunuz. Şakalar yapıp “sadece eğlendiğinizi” zannederken kendi imkanlar uzamınızı yamultuyorsunuz. “Sazan gibi atlayarak” açtığınız her yeni olabilme sahasıyla birlikte farkına varmadan kendi yaşadığınız barınakların kavramsal temellerini yıkıyorsunuz, “kendi bindiğiniz dalı kesiyorsunuz.” Geyik ve goygoy diye adlandırdığınız davranışınız bundan ibarettir.

Böylece Sizin “Olurmuş!” sahasına dahil ettiğiniz her şey, birer birer, Başkaları açısından “Onlara göre Olurmuş!” sahasına taşınıyor.

Sonra da Başkaları içinden şu ve ya bu kişi, yani birileri bunu Olduruyor, çünkü bu şeyi Oldurmak, çelişkiler ve çıkar çatışmaları barındıran bu Başkalar Toplamı içinde birinden birinin, şu veya bu kişinin işine geliyor.

Sonuçta oturduğunuz yerde duramayıp habire saha değiştirme merakınız yüzünden hayatınızı sürdürmenizi sağlayan kendi barınaklarınızı yıkmış oluyorsunuz.

Buna Ölüm Dürtüsü denmese de Oldurma dürtüsü diyebiliriz. Asla denetlemeyi beceremediğiniz, hatta belki varlığının ve etkilerinin farkına bile varmadığınız bir Oldurma Dürtüsüyle sürüklenip gidiyorsunuz.

Bunun da adına Süreç diyorsunuz. Çözüm Süreci diyorsunuz. Ama siz geyik ve goygoy davranışını sürdürdükçe bu bir Çözülme Süreci oluyor.

Böyle yapmaya devam edecekseniz, dürüst olmak gerekirse, yani bu eğlenceli marifetinize nesnel geçerlilik taşıyan bir ifade vermek gerekirse cehenneme kadar yolunuz var.

Bilinçdışınıza sorarak bu anlattıklarımı doğrulayabilirsiniz, çünkü bu dürtü bizzat kendinize aittir.

Dikkat etmek zorundasınız: Kendinize her Biz dediğinizde (ya da demeyip demiş gibi yaptığınızda), başkalarına her Siz dediğinizde (ya da demeyip demiş gibi yaptığınızda) bu Oldurma Dürtünüzü hayata geçirmektesiniz.

Bu dürtünüzü tanımak zorundasınız. Bu şartlarda “sadece eğlenmek” diye bir şey sözkonusu olamaz. Geyik ve goygoyu kendinize yasaklamak zorundasınız. Ayrıca sosyal medya ağlarınızı da bu gibi şımarık dürtülerden arındırmak zorundasınız.

Bu süreci nasıl yürüttüğünüzü örneklerle de açıklayabilmek isterdim ama bugünlük bu kadar açıklama yetsin. Geri kalanı hayal gücünüze kalsın.

Benim işim size hazır üretilmiş bir Gerçeklik İlkesi vermek değil. Gerçeklik İlkenizi dayandırabileceğiniz parça parça kavramsal örüntüler sağlamaya çalışıyorum. En azından şimdilik elimden gelen bu kadar.

Sigmund Freud’un Şakalar ve Bilinçdışıyla İlişkileri kitabını okumayı ve okutmayı da unutmayınız ve ihmal etmeyiniz:

https://en.wikipedia.org/wiki/Jokes_and_Their_Relation_to_the_Unconscious

Işık Barış Fidaner

1 Comment

Filed under şey

One response to “Saha değiştirmek ve barınak değiştirmek

  1. Pingback: “WordAds” olgusu üzerine bir deney | YERSİZ ŞEYLER