Günbahar — Yapay Zeka

tmp_19455-Screen Shot 2016-08-16 at 6.02.07 PM718278534

(Sunspring, senaryo metni)

Evet “Yapay Zeka” soyut bir niteleme ama her şeyi ben somutlayamam. Ne olduğunu anlamak için kaynağına bakmanız gerekir. Alfa Yayınları’na rafta beklettiği Sigmund Freud eserlerini bastırtmanız ve Başlangıç Dergisi’ne Çeviri kategorisi açtırtmanız da gerekir. — IBF

ENT. GEMİ

H’nin raftan bir kitap aldığını, konuşurken sayfalarını çevirdiğini ve sonra geri kaldırdığını görürüz.

H
Kitlesel işsizlik yaşanan gelecekte genç insanlar kan satmaya mecbur. Yapabileceğim ilk şey bu.

H2
Çocukları görüp çeneni kapamalısın. Yüz yıl yaşayacak olan bendim.

H
Onu gene gördüm. Senin bana gönderilme tarzın… büyük dürüst bir fikirdi. Parlak bir ışık değilim ben.

C
Well, kafatasına gitmem gerekiyor. Bilmiyorum.

Işıklı bir ekranı eline alır ve suratından nakledilen partiküllerin güvenlik kuvvetiyle savaşır.

H
(devamla)
Ne demek istiyorsun?

C
(gülümser)
Bunlarla alakalı hiçbir şey bilmiyorum.

H
(Hauk’a, gözlerini ağzından alarak)
Ya sonra?

H2
Cevap yok.

C
(kaşlarını çatarak)
Parayı göreceğiz.

H
(okuyarak)
“Pekala, sen bunu bana söyleyemezsin.”

Geri adım atar. Coffey’nin gitmesi hala sürmektedir.

C
Ben o şeye geliyordum çünkü sen çok güzeldin.

H
Bilmiyorum. Neyden bahsettiğini bilmiyorum.

C
Dediğin doğru [That’s right.].

H
Peki sen ne yapıyorsun?

H2
Sana karşı dürüst olmak istemiyorum.

Adam diğer adama bir süre bakar, sonra ona gülümser.

H
Doktor olman gerekmiyor.

H2
Emin değilim. Neyden bahsettiğini bilmiyorum.

H
Ben de seni görmek istiyorum.

H2
Ne demek istiyorsun?

H
Üzgünüm, ama bana dokunmazdın bile, eminim.

H2
Neyden bahsettiğini bilmiyorum.

H
İlke, tamamen aynı zamana göre inşa edilir.

H2
(gülümseyerek)
Mesele her zaman senin doğru [true] olmandı.

H
Üs’ün geri kalanıyla birlikte o filmi bile izlemedin.

H2
Bilmiyorum.

H
Umurumda değil.

H2
Bunun bir netice olduğunu biliyorum. Öykünün mevcutluğuna dair her ne bilmek istiyorsan iste, yerdeki çocuk gibiyim biraz ben.

H
Bilmiyorum. Senden sadece bana ne söylediğini açıklamanı istemem gerekir.

H2
Ne demek istiyorsun?

H
Çünkü neyden bahsettiğini bilmiyorum.

H2
Her zamandı böyle. [♡]

H
Biliyorum.

H2
Ben bilmiyorum. [♤]

H
(sinirli)
İyi bir zaman olurdu. Sanki ben kendi hayatım olabilirdim.

Titremeye başlar.

H
(devamla)
Belki asla affedilmeyecek, ama yapacak bir şey yok [that is just too bad]. Gitmeliyim, ama dünyadan azat olmuş değilim.

C
Evet. Belki burdan itibaren ben devralmalıyım. Bir şey yapacak değilim.

H
Bunu herhangi bir yere taşımak seni aşar [☆]. Bu bir rüya değil. Ama burada kalmak için iyi zamanım var.

C
Well, bence sen hala masaya geri dönebilirsin.

H
Mmm. Bu dediğin korkmuş lanet bir şey. Hiçbir şey bir şey olmayacak ama bu kayanın üstüne çocukla gelen ve sonra diğer ikisini geride bırakan bendim.

Yıldızların üstünde ayakta duruyor ve yerde oturuyor. Tezgaha oturur ve kamerayı geriye doğru çeker. Kameraya doğru bakar. Telefondadır. Odanın kenarından pompalı tüfeği keser ve ağzına tutar. Yerde gördüğü bir karadelik onu çatıdaki adama götürür.

Adamı korumak için arkasından gelir. Hala adamın yanında ayakta duruyor.

Kapının ötesine bakar ve kapı kapanır. Sırt çantasından çıkan çantaya bakar, ve ağlamaya başlar.

T
Well, benimle alakalı durum var ve gemideki ışık var. Adam beni durdurmaya çalışıyordu. Bebek gibiydi ve gitmişti. Onun için endişelendim. Ama hepsini yapmış olsaydı bile. Artık gelemezdi. Bakire olmak istememiştim. Yani, zayıftı. Ve fikrimi değiştireceğimi zannettim. Ortaya çıkarması deliceydi. Uzun zaman önceydi. Biraz geç kalmıştı. Ben bir an olacaktım. Size demek istediğim şu sadece, ben onun yaptığından çok daha iyiydim. Onu durdurmam gerekiyordu ama anlayamıyordum bile. Onu incitmek istemedim. Üzgünüm. Ondan hoşlanmadığımı biliyorum. Eve gidip çok fena olabilirim ve onu seviyorum. Yani onu alıp işte tam buraya getirip meydanı bulabilirim ve onunla oyuna gidebilirim ve kadın ortada gözükmez. O zaman ben göz atarım. Ama ben o beni yakaladığında onu göreceğim. O bana bakar ve beni gözlerinden dışarı atar. Sonra benimle yatağa gideceğini söyledi.

***

Ben bir çocuktum
Ben bir yabancıydım
Ve ben
Çok mutlu olmaya söz verdim
Ben
Güzel bir gündüm
Ben doğduğuma dair uzun boylu konuşmaydım
Ve ben
Gitmeye hazırdım
Ve hakikat çok uzun zaman önceydi
Ben çok mutlu ve bunalmıştım
Ben seni düşünüyordum
Ben çok çok uzun bir zamandım
Ben sana çok yakındım
Ben çok uzun zaman önceydim
Çok çok uzun zaman önce
Ve ben
Gitmeye hazırdım
Ben
Yolda bir evdim.

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

 

[♡] ç.n. Dikkat: Senaryodaki “Her zamandı böyle” o-ikisi imajına işaret etmiyor. “bana ne söylediğini açıklamanı istemem gerekir”e yani H’nin açıklamasız kalma haline işaret ediyor. Bu anlamsız açıklamasızlık hali filmde o-ikisi imajıyla perdelenmiş (ab-sense: ab-sex sense) ve bu imajı takip eden çeşitli nörotizasyonlarla bu açıklamasızlık dolgulanmış.

Filmde o-ikisi imajıyla dolgulanan “H2: Her zamandı böyle”den doğrudan doğruya “H: İyi bir zaman olurdu”ya geçilmiş. Peki aradaki “H: Biliyorum // H2: Ben bilmiyorum”a ne olmuş? Buna bir açıklama buldum, bence çok ilginç bir açıklama oldu:

Kadın “H2: Her zamandı böyle” deyip C ile poz veriyor. Kesilen kısımdaki “H: Biliyorum,” “ikinizin fotoğrafını çektim” diye yorumlanıp, “H2: Ben bilmiyorum” ise “Aa ne iyi ettin bakayım nasıl çıkmış” diye yorumlanıp iki söz birlikte bastırılmış (fotoğrafın da “bastırılması”yla birlikte. “H: Biliyorum // H2: Ben bilmiyorum” sözleri “o-ikisinin imajı” halinde bastırılınca Büyük Öteki’ne destek işlevi görmüş. Yayıncılık sektörü denen şeyin hepsini bu işlemin içine sığdırabiliriz.

O zaman yayıncı ağbisellikten çıkış yolu da çok basit: “Aaa ne iyi bakayım” sözleri her zaman “Ben bilmiyorum” diye yorumlanacak. Böylece “H2: Her zamandı böyle” sözü “o-ikisinin imajı” yerine ikincideki KAyıplı hale işaret etmiş olacak. Bunun gibi “H: İyi bir zaman olurdu” sözü, “o-ikisi imajında ben olabilirdim” değil, “KAyıplı halin farkındayım” diye yorumlanacak, önceki “H: Biliyorum”u sürdürmüş olacak. Bir nevi önsel/prior’a dayanarak elde edilen sonsal/posterior olasılık dağılımına benzeyecek. KAyıplılık hali, verinin nicelendirilmesiyle [quantization] örtüşecek – bkz. kendi kendini kesen Büyük Veri Pastası) — (bu örtüşme “kuantum mekaniği” denen şeyleştirmeden [reification] çıkış yolunu da gösteriyor)

[♤] ç.n. Senaryodaysa “H2: Her zamandı böyle” olan şey her neyse (yani aslında: “bana ne söylediğini açıklamanı istemem gerekir” hali), “H: Biliyorum // H2: Ben bilmiyorum” diye aştırılıp rafa kalkıyor. Yani senaryodaki “H: İyi bir zaman olurdu” olayı filmdeki gibi kendiliğinden (daha doğrusu H’nin “o-ikisini geride bırakan” kahramanca feragatiyle birlikte) belirmiyor, biri bilirken ötekinin bilmemesini dışavuran bu aştırma (Aufhebung?) işlemini takip ediyor. Filmde bu aştırma kısmı atlanarak “Her zamandı böyle” hali bir imaj olarak korumaya alınmış. Neyin korumasına? C’nin “suratından nakledilen partiküllerin güvenlik kuvvetlerinin” (yani ağbiselliğin hatta belki “kafatası”yla ilgili “uzamsal kendine-ilintilenme işlevlerinin“) korumasına. Senaryoya göre H’nin “Biliyorum” demesi (“kayanın üstüne çocukla gelmesi”) gerekirken filmde ne yapıyor? Kahramanlığa soyunuyor. Feragat eden / fedai ruhla “ikisini geride bırakarak” bu (ağbisel/uzamsal) korumayı tasdiklemiş oluyor. Şımarıklığa (yani fol pozitif oranının yükselmesine, ki silahlı şımarıklık çok daha tehlikelidir) müsaade ediyor.

“Çatıdaki adam”ın ölmüş gibi yerde yatması da bundan kaynaklanıyor. Ölmüş adamın nesini “korumak için arkasından gelecek” ki? Adamın çatıda olmayıp çatı arasında olması da bundan kaynaklanıyor. Sırt çantasından bir çanta daha çıkmalıydı, şişe değil. Sondaki kadının da ağlaması gerekmiyordu. Senaryoda bunlar yok. Filmi çekerken “Her zamandı böyle ♡” haline fazla kafayı takmışlar. Senaryoda cinsel münasebet yok ki. Bilim kurgu filmi çekiyorsunuz, romantik film değil. “Her zamandı böyle,” mesela telefonda yeterli şarj olması kadar basit bir şey. “Biliyorum // Ben bilmiyorum” arasında basit bir erişim sorunu var. Elektrik prizini ya da en fazla tuvaleti bulmak kadar basit bir olay. Çünkü bunlar yoksa “iyi bir zaman” da “olamaz.”

[☆] ç.n. “Bunu herhangi bir yere taşımak seni aşar [You can’t afford to take this anywhere].” Bu cümle de film çekilirken atlanmış. Her film uyarlamasında yaşanan geleneksel aslına uygunsuzlaştırma “günahı” bu filmde de işlenmiş: Senaryoyu filme çekerken (aslında simgeli yoğuşturmaları imajlı temsillere sığdırabilmek için gerek duyulan, “günah” da bu yüzden tırnak içinde) ek bir nörotikleştirme uygulanmış. Böylece senaryodaki aşırı yoğuşturmanın fazla geldiği yerlerde kara bahtın kanca ve okları “burdan itibaren devralmış.” Daha dingin ve çok daha ağır bir film de çekilebilirdi. Bu nörotikleştirme ya da amiyane tabirle şımarıklaştırma filme “bir şey yapacak değil,” ama filmi “herhangi bir yere taşımak onu aşar. Bu bir rüya(dan ibaret) değil.” “(gülümseyerek) Mesele her zaman onun true olmasıydı” ve hala da öyle. Yani biz gene “üs’ün geri kalanıyla birlikte bu filmi izleyelim.” Çünkü “bunun bir netice olduğunu biliyoruz:” “İlke, tamamen aynı zamana göre inşa edilir.”

 

4 Comments

Filed under çeviri, kurgu, programlama