Cinsel olan siyasidir (2) — Slavoj Žižek

Slavoj Žižek — 1 Ağustos 2016 — thephilosophicalsalon.com

(1)

Burada dikkat edilecek ilk şey günümüzde transgenderizmin her türlü belirli “aidiyeti” reddederek tüm kimlik biçimlerinin “akışkanlaşmasını” kutlayan egemen ideolojiyle el ele gittiğidir. “Aidiyetten kurtulmayı” savunan ve in extremis her türlü köken arayışını ve belirli etnik veya kültürel kimliklere her türlü bağlılığı adeta proto-Faşist bir tutum sayarak uzaklaştırma eğiliminde olan ulusalcılık karşıtı “kozmopolit” entellektüellerin bağdaşmazlığını son zamanlarda Frederic Lordon gibi düşünürler ortaya koydular. Lordon köksüz evrenselcilik iddiası taşıyanlardaki bu gizli aidiyetin karşısına mültecilerin ve yasadışı göçmenlerin kabusvari gerçekliğini koyar, onlar temel haklardan yoksun kalmıştır ve ümitsizce bir tür aidiyet ararlar (yeni bir vatandaşlık gibi). Bu noktada Lordon çok haklıdır: “Kozmopolit” entellektüel seçkinlerin kendi köklerine tutunan yerli insanları horgörürken kendi gayet dışarıcı köksüz seçkin çevrelerinde tutundukları aidiyetleri görmek kolaydır, bu kozmopolit köksüzlüğün derin ve sağlam bir aidiyet işareti olduğunu görmek kolaydır. İşte bu yüzden dünyanın etrafında uçuşan seçkin “göçebe”lerle ümitsizce kendilerine güvenli bir yer arayan mültecileri aynı kefeye koymak düpedüz ayıptır [utter obscenity] – diyet yapan üstsınıf batılı bir kadınla açlıktan kıvranan mülteci bir kadını aynı kefeye koymak neyse bu da odur.

Dahası bu noktada eski tezatlıkla karşılaşırız: Bir insan ne kadar marjinalse ve ne kadar dışarılmışsa, kendi etnik kimliğini ve dışarıcı hayat tarzını öne sürmesine o kadar müsaade edilir. Siyaseten doğrucu manzara böyle yapılanmıştır. Batılı dünyaya daha mesafeli insanların kendi belirli etnik kimliklerini ödünsüzce savunmalarına müsaade edilir, bu yüzden özcü ırkçı kimlikçi yaftası yemezler (Amerikan yerlileri, siyahlar…). Adı çıkmış beyaz heterocinsel erkekliğe ne kadar yakın olunursa, savunulması da o kadar sorunsallaşır: Asyalılar hadi gene savunabilir; İtalyalı ve İrlandalılar – belki; Almanlar ve İskandinavlarla birlikte çoktan sorunsallaşmıştır… Ne ki, beyaz adamların belirli kimliğinin öne sürülmesinin (ötekileri ezmenin modeli sayılarak) böylece yasaklanması, onların kendi suçlarını kabul etmesi gibi sunulsa dahi, yine de onlara merkezi bir konum bahşetmiş olur. Bu yasaklama işi onları evrensel-tarafsız mecra haline getirir, ötekilerin ezilmesi hakikatine erişimin sağlanacağı yere koyar. Dengesizlik karşı taraftan da ağırlığını koyar: Avrupa’nın yoksullaşan ülkeleri kendileri vatanseverliğe hak kazanırken çokkültürcü açılımın bütün yükünü Batı Avrupa’daki gelişmiş ülkelerin taşımasını beklerler.

Transgenderizmde de buna benzer bir gerilim vardır. Kuralları yıkarmış, yasakları asla tanımazmış gibi gözüken transgender özneler, aynı zamanda bu mecburi tercihin (“Neden erkek ya da kadın olduğuma karar vereyim?”) baskısı altında aşırı bir hassasiyet takınırlar ve kendilerini var edebilecekleri bir yere gereksinim duyarlar. Madem bütün sınıflandırmaları aşan “trans-“lar olmaktan gururlu ve ısrarcılar, neden onlara münasip bir yer bulunması bu kadar acil bir talep oluyor? Neden genderlı tuvaletler karşısında kahramanca bir umursamazlık takınmıyorlar – “Ben transgenderım, biraz ondan biraz bundanım, kadın gibi giyinen erkeğim, vb., o halde istediğim kapıyı seçebilirim!”? Hem “normal” heterocinseller de benzer bir sorunla yüzyüze değiller mi? Tayin edilmiş cinsel kimliklerde kendilerini var etmekte onlar da çoğu zaman zorluk çekmezler mi? Hatta denebilir ki “erkek” (ya da “kadın”) belli bir kimlikten çok, o kimlikten kaçınmanın belli bir şekli gibidir… Ve ayrımcılık karşıtı yeni taleplerin ortaya çıkacağından emin olabiliriz: Neden çok kişili evlilikler olmasın? Evliliğin ikili biçimle sınırlanmasının gerekçesi ne? Hatta neden hayvanlarla evlilik olmasın? Nihayetinde hayvanlardaki duyguların nüanslarını da öğrenmişiz. Evliliğin hayvanlarla yapılmasını dışarmak su götürmez bir “türcülük” vakası değil mi, insan türüne verilen haksız bir ayrıcalık değil mi?

(3)

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

ç.n.: Dikkat ettiyseniz kullandığım dili bir miktar değiştirdim: Neden artık politika yerine siyaset diyorum? Neden kapital yerine sermaye diyorum? Neden “obscene”e müstehçen değil de doğrudan doğruya “düpedüz ayıptır” diyorum? Neden “however”a “ne ki” demeye başladım? Demek ki bir yol açılmış. Yollar nasıl açılır? Yadsımalarla yollar kapanır, gene yadsımalarla yollar açılır.

“Recognize oneself”e “kendini var etmek” dedim. Çünkü burada söylenen şeyin “tanımak”la bir alakasını bulamadım. Teşhis etmek ya da özdeştirmek de denemez. Burada daha basit bir anlam var.

Bu arada şunu da not düşeyim: Aklıma geldikçe çevirilerde ufak tefek değişiklikler yapıyorum, e-kitaba girene kadar. E-kitap olduktan sonra da hatalar bulursam hem sitede hem kitapta bazı terim ve ifadeleri değiştirebiliyorum. Ama bu her an her şey değişebilir anlamına gelmiyor. Belirli bir atalet korunuyor ve yapılan tüm değişiklikler bu ataletin yönüne ve ritmine uygun olarak yapılıyor.

“Atalet mi? Ne ataleti!!” diyenler mesela şu yazıyı okuyabilirler

Yeniden inşa, dinamik, statik, ayaklar, çevre

2 Comments

Filed under çeviri, makale

2 responses to “Cinsel olan siyasidir (2) — Slavoj Žižek

  1. Pingback: Cinsel olan siyasidir (1) — Slavoj Žižek | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: Cinsel olan siyasidir (3) — Slavoj Žižek | YERSİZ ŞEYLER