Amerika’yı aya götüren kod az önce GitHub’da yayınlandı, 1960’lardan kalma zaman kapsülü gibi — Keith Collins

Bu çevirinin yayınlanması vesilesiyle Evrensel Af ilan ediyorum. Şimdiye dek temel aldığınız tüm genellikler geçerliliğini yitirmiştir. Böylece “Şımarık Medyaya Son” uygulaması ve Aaron Swartz haberleşme yasakları da sona ermiştir.

Şımarık medya neydi?

Zihninizde biriktirdiğiniz çeşitli suçluluk hislerini birbirleriyle kıyaslamanızdı. [*]

Mübadele soyutlamasıyla pazarda fiyat belirlemeye benzeyen bu kıyaslama işlemleri aracılığıyla tüketim alanlarından aşina olduğunuz meta fetişizmlerinizi getirip kendi anadilinizde kodlanmış suç fetişizmlerine çevirisini yapmanızdı.

Şımarık medya, meta değerlerini suç değerlerine çevirmenizi sağlayan haberleşme mecranızdı. Siz şaka yapıp eğlendiğinizi, belki kendinizi kanıtladığınızı ya da fikir beyan ettiğinizi zannediyordunuz, ama aslında şımarıyordunuz, yani suçluluk hislerini tartıyordunuz, kıyaslıyordunuz. Başka bir deyişle kaşınıyordunuz, dayak istiyordunuz.

Aslında kendinize bir Ben inşa edebilmek maksadıyla özür (ve özeleştiri) dileklerinizi mübadele ediyordunuz, ama bu mübadelenin evrensel ilerleyişi sizi bütün Ben inşalarının birbirini geçersiz kılmasına yol açan bitimsiz yordam kümelerine ulaştırdı.

Bu yordamlarla herşeyi ve herkesi ölesiye yordunuz.

Sonuçta Ben‘i değil Cehennem‘i inşa ettiniz. Hatta “Ben değilse Cehennem!”i inşa ettiniz.

Ben inşa etmek üzere kalkıştığınız bu iyi niyetli şakacılık süreci, bir nevi kara delik inşası süreci olmuş oldu. Pathetic söylemlerinizin kütle çekim alanına biriken parçacıklarla hep beraber Cehennem‘e açılan kara deliği tertiplediniz.

Ama siz bunun farkına varmadınız, çünkü kendi şakacı Ben inşaatınıza temel olsun diye Fizikçilerin pısırıklar dediği “zayıf haberleşen ağır parçacıkların” peşine düşmüştünüz.

Bir anlamda Ben’lerinizi sigaranızın dumanına sarıp saklacaktınız. Plan buydu.

Siz de aynı Standart Model Fizikçilerinin yaptığı gibi her şakanızda “pısırığa” yeni bir varoluş hali uyduruyordunuz. Ama aslında pısırık diye bir parçacık yoktu ve hiç olmamıştı.

Fizikçilerle birlikte pısırık dediğiniz bu şey sessizlikti. “Başka bir şey yok” işlemiyle ulaştığınız sessizlikti:
— …
— Başka bir şey var mı?
— Yok. Görüşürüz.

Bu sessizlik, görüşecek olmanızın imkanıydı. Peki siz ne yaptınız?

“Ben” parantezinizi besleyebilmek için olası tüm konuşmalarınızın dayandığı bütün sessizliklere gece gündüz küfretmeye başladınız. Böylece kendi bindiğiniz bütün dalları birer birer kestiniz.

“Pısırık” parçacıklar peşinde tanımsız uzaylarda uçuşmak suretiyle, görüşecek olma imkanlarınızı pişirip yediniz. Hakikate duyduğunuz dayanılmaz aşkınızla kavramsal anlamda soyundunuz ve nihayet et ve kemik halinde kaldınız.

Peki şimdi ne yapmalıyız?

“An itibariyle Hegelci tarihsel cinfikirlilik bakımından hem darbe girişiminin hem de OHAL sürecinin amacına ulaştığı söylenebilir. Şımarık medya son bulduğuna göre darbe girişimi de anlamını yitirdi, OHAL’in de uzatılacak bir gerekçesi kalmadı. Artık yapılacak tek şey tarafların sağduyulu, samimi ve itidalli davranarak yüz yıllık Sigmund Freud inkarlarına kesin bir son vermeleridir. Beliren bu gereklilik en faşist R. T. Erdoğancıyı bağladığı kadar en uçarı Deleuze-Guattariciyi de bağlamaktadır, farklı sebeplerle de olsa.” (Kaynak)

Işık Barış Fidaner

[*] Donald Trump ve Hillary Clinton, zihninizde içerilen tüm suçluluk duygularını kıyaslayarak elde ettiğiniz eşdeğer suçluluk biçimleridir.

Not: Biz de boş durmadık herhalde kodumuza notlar düştük. Bkz. rebus.py

Keith Collins — 9 Temmuz 2016 — qz.com

nasa2

MIT Araçlaştırma Laboratuvarı’ndaki programcılar 1960’larda Apollo 11 uzay programının uçuş yazılımını geliştirebilecekleri bir teknolojiye sahip değildiler. Mecburen icat ettiler.

Bilgisayar programlarını saklamak için “sicim hafızası” dedikleri yeni bir yol buldular ve assembly programlama dilinin yeni özel bir versiyonunu yarattılar. Assembly‘nin kendisi günümüzde birçok programcıya müphem gelir – bu dili okumak çok zordur, bilgisayarlar kolayca anlasın diye tasarlanmıştır, insanlar anlasın diye değil. Apollo Rehberlik Bilgisayarı’nda (AGC) MIT programcıları bu esoteric dille binlerce satır kod yazdılar.

İşte 1960’lara özgü bir veri görselleştirmesiyle yazdıkları kod miktarı – projenin yazılım mühendisliği yönetmeni Margaret Hamilton yazılımı içeren kağıt yığınının yanında durmuş:

margaret_hamilton1

AGC kodu epey önceden kamuya açılmıştı – ilk olarak 2003’te teknoloji araştırmacısı Ron Burkey MIT’nin basılı kaynaklardan tarayıp çevrimiçi yayınladığı görüntülerden kodun dizimini yapıp bir siteye yüklemişti. Yani satırların hepsini eliyle teker teker klavyede yazmıştı.

“Gary Neff diye Coloradolu bir uçak pilotu bunları taramış,” dedi Burkey bir e-postada. “MIT taramaları ele geçirmiş ve sayfa görüntüleri halinde çevrimiçi yayınlamıştı, bu süreçte bunların tahrip olmuş ve yer yer okunaksız kalmış olması üzücüydü.” Burkey okunaksız kısımları onardı [reconstruct]. Mühendislik yetkinliğini kullanarak boşlukları doldurdu.

“Epey sonra bunların yerine geçirmek üzere bazı taramaları Gary Neff’ten almayı becerdim ve doldurduğum kısımların %100 isabetli olduğunu görüp sevindim!” dedi.

Bu çaba sayesinde bu kod onu keşfetmek isteyen her araştırmacıya ve her ilgiliye açılmış oldu. Hatta bizzat Burkey bu yazılımı kullanarak AGC’nin simülasyonunu yarattı:

Burkey’nin projesi her ne kadar muazzam bir başarı olmuşsa da, kodun kendisi günümüzde birçok programcıya hala müphem geliyordu. Yani geçtiğimiz Perşembe (7 Temmuz) günü Chris Garry yazılımın tamamını GitHub’a yükleyene kadar bu böyleydi. GitHub bugünlerde milyonlarca programcının takıldığı bir kod paylaşım sitesi.

Saatler içinde kodcular yazılımı parça parça incelemeye başladılar, özellikle de AGC’nin ilk programcılarının yazdığı kod yorumlarını ele aldılar. Program kodunda verili bir noktada hangi görevin icra edildiğini tarif eden düz İngilizce yorum metinleri bulunur. Ama Reddit’in r/ProgramcıMizahı bölümünün cinfikirli şaka dedektifleri AGC kodundaki yorumların birçoğunun sırf yazılım hakkında sıkıcı açıklamaların ötesine geçtiğini gördüler. Bu yorumlar ince espri ve mesajlarla, 1960’lara yapılan atıflarla dolu.

Mesela kaynak kod dosyalarından birine YAN_BEBEK_YAN–ANA_ATESLEME_YORDAMI.s adı verilmiş, sebebi de girişteki yorumlarda açıklanmış:

nasa1

“Bu sözün izleri 1965 ve Los Angeles isyanlarına kadar gider, ve olağandışı DJ ve radyo kanalı sahibi Muhteşem Montague’dan esinlenmiştir. Muhteşem Montague “Yan, bebek! YAN!” sözünü ateşli yeni kayıtlar çevirirken kullanmıştır. Muhteşem Montague 1950’lerin ortasından 1960’ların ortasına kadar Chicago, New York, ve Los Angeles’ta soul müziğin karizmatik sesi olmuştur.”

Bu altyordamın 900 satır aşağısı okunursa şu kod bloğunun başındaki ve sonundaki yorumlarda ilk programcı ekibin getirdiği oyunbazlık görülebilir:

nasa2

“Merhabalar” “Diğer bankalara genelleştirilmiş dönüş” “PGNCS (Birincil Rehberlik, Gezinim ve Denetim Sistemi) denetimine ve kararlılaşma modlarına bakan altyordam” “+0 ise PGNCS’de ve otomatikte” “+ ise PGNCS ve/ya otomatikte değil” “Alçalma aşamasında mıyız?” “Dön” “Evet, otomatik gaz moduna bak” “Otomatik gaz modunda — dön” “V50N25 R1=203 görüntüler lütfen icra ediniz” “İş listesi 203 PGNCS’yi aç vb.” “V34E sonlandır” “Yeniden döngü” “Güle güle. Gene bekleriz.”

AYA_INIS_REHBER_DENKLEMLERI.s adlı dosyada görülüyor ki, geçici olması öngörülen iki satır kod programcının umduğunun aksine kalıcı olmuş:

nasa3

“Geçici, umarım umarım umarım” “Geçici, umarım umarım umarım” “X ekseninin üstüne yazmaya izin ver”

Aynı dosyada ayrıca astronota “şu salak şeyi sağa sola kıvırmasını” bildiren bir kod bulunuyor.

nasa4

“Astronot: Lütfen şu salak şeyi sağa sola kıvır” “Sonlandır” “Devam et – Yalan mı söylüyormuş anlayalım” “Giriş – İniş radarını başlat” “Büyücüyü görmeye gidiyoruz …”

“Bu kodun bütün konusu LR (iniş radarı) antenini konumlamaktır,” diye açıkladı Burkey. “Sanırım burada anteni konumlandırması için astronotu uyaran bir kod görüntüleniyor.”

Ve “AGC ile bilgisayar operatörünün mübadele ettiği bilgileri işleyen klavye ve görüntüleme sistemi programı” diye tarif edilen PINBALL_OYUN_DUGME_VE_ISIKLARI.s dosyasında kendine özgü bir Shakespeare alıntısı var:

nasa5

“Aşağıdaki alıntı yazarların nezaketi yoluyla sağlanmıştır.” “Size şahsen kanıtlanacaktır ki etrafınızdaki insanlar genelde [usually] bir ad ve bir fiilden ve Hıristiyan kulakların duymaya katlanamayacağı kadar menfur sözlerden bahsederler.” “Altıncı Henry, İkinci Perde, Dördüncü Sahne”

Burada muhtemelen AGC programlama dilinin kendisi kastedilmiş, bir Reddit kullanıcısının belirttiği gibi. Bu dildeki işlemler önceden belirlenen “ad” ve “fiil”lerle icra ediliyordu. Mesela fiil 37, “Programı çalıştır” demek, isim 33 ise “Ateşleme zamanı” demek.

Artık kod GitHub’da olduğundan programcılar değişiklikler önerip sorunlar bildirebiliyorlar. Ve tabii ki bunu yaptılar. Bir geliştirici şöyle bir sorun bildirdi, “Müşterilerden birisi devre hatalıyken dondurucu tankları çalkalamakta çok ciddi sorun yaşadı,” ve sorunu yeniden üreten adımları saydı. “Dikkat: Bu sorunun test edilmesi riskli olabilir,” diye ekledi. Yanıtlar sel gibi aktı.

Kullanıcılardan birinin önerisine göre belki de sorun kod değil başka bir şeyle ilgiliydi:

screen-shot-2016-07-08-at-5-03-58-pm

“Bu sadece translunar sahilde [*] (sol-3-a) mi oluyor yoksa her ayın sahilinde oluyor mu? Ayla ilgili bir problem olabilir. Sorunu sınırlandırmaya çalışıyorum sadece.”

Başka birisi işin temellerine gitmiş:

screen-shot-2016-07-08-at-5-04-12-pm

“Kapatıp açmayı denediniz mi?”

Ve geliştiricilerden birinin önerisine göre belki de sadece yazılımı güncellemek gerekiyordu:

screen-shot-2016-07-08-at-5-04-21-pm

“Apollo 14’te bu onarıldı.”

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

[*] ç.n.

Işık Mater: Coasting motoru kapatarak, güç kullanmadan yol almak anlamında.

Işık Barış Fidaner: Denizde yüzerken sahilden uzaklaşmadan kıyıdan kıyıdan yüzmek gibi. Başka bağlamlarda sahil demiştim o yüzden burada da sahil dedim.

4 Comments

Filed under çeviri, bilim