Psikoloji neydi? — Georges Canguilhem

(öncesi burada)

1958, EN: R. Groome, TR: Işık Barış Fidaner

3) Tepki ve Davranış Bilimi Olan Psikoloji

İnsanı bir zekanın hizmet verdiği örgütlü bir oluş gibi tanımlamayı önererek, Maine de Biran, yeni psikolojiyi biçimleyebilecek araziyi en baştan belirtti. Gall’dan çok daha iyisini yapmış gibiydi, ki Letut’ya göre Gall’den sonra “İnsan artık bir zeka değil, organların hizmet verdiği bir niyet” idi. Ama o aynı zamanda İnsana sınırlar da tayin etti, çünkü Antropoloji‘sinde insan hayatını hayvan hayatı ile ruhsal hayat arasında konumladı.

Psikolojiyi mental ve sinirsel patoloji gibi, ya da dışsal duyunun fiziği gibi, ya da içsel ve yakından duyunun bilimi gibi belirlemenin yanısıra 19’uncu yüzyıl onun oluşumunu insan davranışının biyolojisi gibi gördü. Bize göre bu olayın nedenleri şunlar olabilir. Birincisi, bilimsel nedenlerle, organizmalarla çevre (milieu) arasındaki ilişkilerin genel kuramı olan biyolojinin oluşumu, ayrıca varolan bir insanlık alemi inancının sona ermesini belirtir. İkincisi, teknik ve ekonomiye dair nedenlerle, insan türünün endüstriyel karakterine dikkat çeken bir endüstriyel sistemin gelişimi, spekülatif düşüncenin haysiyetine olan inancın sona ermesini belirtir. Sonuncular politik nedenlerdir, ve sonunda bunlar sosyal ayrıcalık değerlerine inanç ve egalitarizmin yayılması içinde çözünürler. Orada kamu hizmeti ve eğitim bir devlet işine döner, askeri görevler ve sivil işlevler (herkese kendi çalışması, veya kendi külliyatı, veya kendi meziyetleri) karşısında eşitliğin tekrar doğrulanışı, modern sosyetelere özgü bir görüngünün, algılanmasa bile, gerçek temelidir: yetkinlikleri belirlemek ve simülasyonla test etmek gibi, geniş anlamda, genelleşmiş uzmanlık pratiği.

Davranış psikolojisine karakterini veren şey, bize göre, öbür psikolojik çalışmalara kıyasla, temellendirici projesinin berraklığını kavramak ve sergilemekteki oluşumsal yetersizliğidir. Önceki belli psikoloji türlerinin temellendirici projelerinden bazıları felsefenin karşı-anlamı sayılabilirken, burada aksine, önceki bir felsefeyle her türlü ilişki reddedildiği için, böyle bir psikolojik araştırmanın desteklerini nereden alacağı meselesi ortaya çıkar.

Biyolojinin himayesinde, yani eğilimlere, tepkiye ve davranışa dair nesnel bir bilim olmayı kabullenerek, bu bilim ve onun psikologları, tarihsel koşullarla ilişkili, kendi yöntem veya tekniklerini öne sürüp hizmetlerini kabul ettirmeye yöneldikleri sosyal ortamla ilişkili özgül bir tavır tutturmayı tamamen unuturlar.

Nietzsche, 19’uncu yüzyılın psikologunun psikolojisini çizerek şöyle yazar: “Biz geleceğin psikologları … bir yozlaşma işareti gibi kendini bilmek isteyen enstrümanı düşünürüz. Biz bilginin enstrümanlarıyız ve bir enstrümandaki naiflik ve isabetliliğin hepsine sahip olmak isteriz, bu nedenle ne kendimizi analiz etmeliyiz, ne de kendimizi bilmeliyiz”. Şaşırtıcı bir yanlış anlama, ama ne açıklayıcı! Psikolog, kimin ya da neyin enstrümanı olduğu bilgisini aramadan, bir enstrüman olmak ister.

Nietzsche

(…)

Bu çeviri bu haliyle askıda bırakılmıştır.

4 Comments

Filed under çeviri, şey