Dünyadan Çeviri: Yayıncılığın sömürgeciliğine karşı ammeci bir kolektivizm

Hasan Özhan Ünal — 24 Kasım 2016 — gazetekarinca.com

Dünyadan Çeviri ahalisinden Serap Şen, Gazete Karınca’ya konuştu. Yayın sektörünün hiyerarşik ve sömürgen alanlardan biri olduğunu dile getiren Şen, “Bu alanda her türlü atılım bir miktar ammeci kolektivizm gerektiriyor. Ama ammeciliğe gönlü olanlar kolektivizmi beceremiyor” diyor ve ekliyor: “Bana güzel kahve yaptı diye arkadaşıma çeviri yapmışlığım var. Şunu çeviren olsa ne güzel olur diyen, yüzünü bile görmediğim insanlara çeviri yapmışlığım var.”

serap-sen

HÖÜ: Dünyadan Çeviri kimin fikriydi ve nasıl bir amaçla başladı?

SŞ: Dünyadan Çeviri, şimdi düşünüyorum, bloğun adres kutucuğuna ne yazacağımı düşündüğüm an geldi aklıma… Bu kadar düzenli sürdürebileceğim aklımda yoktu. Sırf çevirilerimi arşivleyeceğim, olursa da birkaç özenli okurun takip edebileceği kendi halinde bir blog olacağını düşünerek seçmiştim adını. Dünyadan Çeviri işte, özel bir numarası yok diye. Hâlâ da kendi halinde bir blog.

Nasıl başladım, şöyle oldu; blogdan önce de sol yayınlar için çeviri yapıyordum ara sıra. Ama onlar mı istiyordu, ben mi öneriyordum hatırlamıyorum, epeyce sol yayıncılık (sol dergicilik, sol gazetecilik yani, öyle gerçek anlamda yayıncılık değil, daha çok propaganda yönü işin) yaptığım için aslında zaten mutfağında olduğum yayınlara çeviriyordum. Pek de ittiren yoktu doğrusu.

Sonra bu çeviriler bir miktar birikti, herhalde bir düzine olmuşlardı ilk ben bunları arşivleyeyim dediğimde. Bu birinci sebep, arşivleme kaygısı, emekler uçmasın, yok olmasın, erişilebilir olsun kaygısı.

İşime dönüşemeyeceğimi bildiğim için işimi biraz kendime dönüştürdüm

İkinci sebebi daha var. Normalde de teknik çeviri ile geçiniyordum. Teknik çeviri insana pek bir şey kazandırmadan (şimdi “sosyal sermaye” diyorlar, işte onu kazandırmadan) çok alan, çok yoran bir şey. Bu kadar yoran bir iş manevi olarak tatmin etmiyorsa, işte aileni, sevdiklerini geçindirmekten tut bir ideal için faaliyet yürütmeye kadar her şey olabilir, insan ya işine yabancılaşıyor ya işine dönüşüyor.

Kendi alanımdan örnek vereyim, “fazla çevirmen” çevirmenler vardır, bir de bu işi hep yan iş gibi yapanlar. Fazla çevirmen olmak, kitabın kapağında adını görünce okumaya karar verdiğiniz çevirmenler için iyi bir şey, ama teknik çevirmenlerin çoğu için öyle bir ihtimal yok. Biraz da bundan işte, işime dönüşemeyeceğimi bildiğim için işimi biraz kendime dönüştürdüm.

Bir düzine yazının arşivlenmesi ile başlayan şey, “en azından iki haftada bir doğru düzgün bir metin çevireyim” diye diye bugüne geldi.

Feminizm etiketli tüm yazıları ayıla bayıla çevirdim

HÖÜ: Daha çok ne tür konularda çeviriler yapıyorsun Dünyadan Çeviri’de? Özellikle şu konular olmalı dediğin var mı?

SŞ: İlla ki politik bir metin olmasına gerek yok, hatta metinler bile artık aynı şekilde üretilmiyor. Mesela birkaç kez Facebook veya Twitter gönderilerini derleyip çevirdim. Ama bloğu bir konuya ayırabilecek olsam bir tanesi mevcut uluslararası ilişkiler teorileri dışında alana dair eli yüzü düzgün metinler olurdu.

Marksist gelenek var, eksik olmasın, Anglosaksonlarla iyi boy ölçüşüyor ama yine de üstünden atladığı veya pek göremediği, işlemediği ilişkiler, alanlar var. Bu konuda seneler sonra buldum birkaç metin, kenarda bekliyorlar.

Bir tanesi de tabii ki feminizm. Blogda feminizm etiketli tüm yazıları ayıla bayıla çevirdim. Çevireceğim diye başlayıp tamamına erdiremediğim, içimde kalan derlemeler var, onlar da kenarda duruyor. Bir tanesi The Commoner’ın Kış 2012 “Bakım İşi ve Müşterekler” sayısı. Diğeri libcom’um “Kadınlar ve feminizm: okuma rehberi”.

Ortak yazılar var. Arada bir belki bir deli çıkar diye gönüllü çevirmen aranıyor kampanyaları yaptım ama çıkmadı. Benim yapabildiklerim de bu kadarda kaldı.

Mücadele eden insanın ömrü kitap gibi

Bunlar dışında “bu okunsun kesin ya” duygusu veren her şeyi çevirebilirim. Genelde de çevirmeye çalışıyorum. Mesela Beş Kızkardeş (Beş Narodnik Kadının Anıları) çevrilmemiş olsa idi muhakkak çevirmek isterdim. Mesela deftera reş’teki sıradışı hikayeler bölümündeki hikayeler, bunlar Türkçe olmasa idi kesinlikle çevirirdim. Mücadele eden insanın ömrü kitap gibi; özgürlüğün, ilerlemenin, zamanın mücadele içinde belirlenen göreceli şeyler olduğunu, bugün kendini en feminist, en özgürlükçü, en devrimci en şucu bucu ilan eden çizgilerinin daha yolun yarısında bile olmadığını gösteren, oturup tek okumada kafadaki bir sürü kasılmadan kurtaran metinler. Manuel Marulanda ile Filiberto Ojeda Rios hakkındaki çevirileri de o yüzden çok severek yaptım.

Birkaç gönüllüyü kaçırdım

HÖÜ: Dünyadan Çeviri’ye dışarıdan destek alıyor musun?

SŞ: Blog benim değil. Benden başka herhalde bir düzineden fazla çevirmenin emeği var. Ayrıca Dünyadan Çeviri haricinde de bir sürü başka çeviri bloğu var, çeviri işini böyle emek verip yaygınlaştırmış olan.

Ne bileyim mesela dergi olarak Conatus, blog olarak Gerçeğin Günlüğü, Yersiz Şeyler veya Kontra Salvo… Daha var şimdi aklıma gelmiyor ama Dünyadan Çeviri’de çeviri kaynaklarının güncel bir listesini tutmaya çalışıyorum. Gönüllü olarak çeviri yapmak isteyenler de diledikleri gibi işe dahil olabilirler. Bloğun adresine özgün metin kaynağı ile çeviriyi göndermeleri yeterli. Ama son okuma bana kalırsa hem zamanım olmayabiliyor hem de değişiklik belirli bir seviyeyi aştığında düzeltmeyi bırakıp kendim çevirmeye başlıyorum neredeyse. Sanırım bu şekilde birkaç gönüllüyü kaçırdım. Ama bir “spor” olarak değil de amme hizmeti olarak “şu metinlerin altından kalkalım, az kafalar açılsın” hissiyatı ile el atacak gönüllü çevirmenlere kesinlikle ihtiyacı var bloğun da benim de.

HÖÜ: Teknik çeviri yapan biri olduğunu söyledin… Peki bu alanın dışında bir şeyler yapmak istemenin nedeni nedir?

SŞ: İşte yabancılaşmamak idi, amme hizmeti de yapayım arada idi. Madem nöronlarım ölüyor, bari faydalı bir iş yaparken ölsünler idi.

Yayın sektörü en sömürgen alanlardan biri

HÖÜ: Maddi bir karşılık olmadan çeviri yapmanın senin için önemi var mı? Varsa eğer bunlardan bahsedebilir misin?

SŞ: Gene amme hizmeti. Nasıl diyeyim, İngilizce bilen zaten çevirmez, kendisi okur geçer; başka da birilerinin oturup şunu çevireyim de dolaşıma girsin demesi şansa kalmış. O bakımdan safi amme hizmeti idi.

Bu hafta şu kadar müşteriye çalıştım ama bu kadar da amme hizmeti yaptım; emeğim benim, özgürüm hissiyatı. Ama demokratikleştirme kısmı da önemli. Hani çok fazla insan okumuyor ama, okuduğunu bildiklerim beni mutlu ediyor. Sanırım yayın sektörü belki de en hiyerarşik, en antidemokratik, en sömürgen alanlardan biri. O bakımdan gönüllülük temelinde çevirmek biraz bunun aksinin olabileceğini göstermek gibi idi.

İdeali beceremiyoruz ama samimiyetle deniyoruz

Sanki bu alanda her türlü atılım bir miktar ammeci kolektivizm gerektiriyor. Ama ammeciliğe gönlü olanlar kolektivizmi beceremiyor. Kolektivizmi becerdiğini söyleyenler de aslında bir tür şefçilik becermiş oluyor, ammeye faydası olacak bir iş çıkmıyor.

Keşke olsa işte, keşke yapsak, daha örgütlü, kolektif biçimde, bir sürü metni, başka dilde olsa da bizi anlatan, bizim derdimizi anlatan metni Türkçeye kazandırabiliriz ama bu konuda ben de artık kötümsere yakın gerçekçiyim. Yani böyle bir idealizme “düştüğüm” zamanlar da oldu. Epey de çaba gösterdim o yönde gelişme olsun diye ama olmadı. Hiç olmadı değil, blogda yapılan işin takdir görmesi bile bence iyi bir şey. Hani ideali beceremiyoruz ama samimiyetle deniyoruz.

Gönüllülük, gizli sömürünün örtüsü olabiliyor

Bu meselede bir şeyi de belirtmem lazım çünkü eminim bunu demesem bu salak romantizmle çok yol alırız diye kızacak bir sürü insan var. “Maddi karşılık olmadan” işini çok övmemek lazım. İnsanların karnı doymalı, emeğinin karşılığını almak veya en azından kendini yeniden üretebilecek şekilde tazmin edilmek kötü bir şey değil. Bu “maddi karşılık olmadan”, “gönüllülük” gibi fazlaca şirin nitelemeler dönüp dolaşıp gizli sömürünün örtüsü olabiliyor.

Bana her “ne kadar güzel iş yapıyorsunuz” diyeni, eğer ne yaptığımızı ve ne güçlükle yaptığımızı bilmiyorsa içimden “beni övme bana para ver” diyerek selamlıyorum! Doğrusu yaptığım her işin bir karşılığı olsa çok sevinirim ama şahsen, maddi karşılığı olmayan amme hizmetlerini de yapabilmemizin bir yolu var, olmalı, bulabilmeliyiz. Ne bileyim, bana güzel kahve yaptı diye arkadaşıma çeviri yapmışlığım var. Şunu çeviren olsa ne güzel olur diyen yüzünü bile görmediğim insanlara çeviri yapmışlığım var.

HÖÜ: Bir süredir Özgür Politika’da ‘Dünyadan Çeviri’ bölümü var… Bunun nasıl gerçekleştiğinden biraz bahseder misin?

SŞ: Tam olarak şöyle: “Serap Özgür Politika GYY bloğu takip ediyormuş, sözü açıldı, haftada bir gün bir tam sayfa çeviri mümkün olabilir mi?” “Seve seve.” Sonra araştık, görüştük, küçük dedikleri ama bizim için büyük bir de bütçe ile çalışmaya başladık. Bu hafta iki tane çok güzel çeviri yolladık.

Muazzam bir sömürü var

HÖÜ: Bir çevirmen olarak tercüme işinin Türkiye’deki zorluklarından da bahseder misin?

SŞ: Çevirmen geneli adına bir şey diyemem çünkü teknik çevirmenim ama şunu diyebilirim, ben bu işe başladığımdan bu yana, ki on yılı aştı, çevirmenlere verdikleri ücretler neredeyse yerinde saydı. Çok muazzam bir sömürü var ama sömürülmeye de hazır çok muazzam bir havuz var. Evet, koca kitabı çevirip kapak içinde dahi adı geçmeyen çevirmenler sorunu var elbet ama daha da türlü türlü sıkıntı var. Sıkıntının bir sebebi de düşük fiyatlandırmaya razı olmamız, örgütsüzlüğümüz, birbirimizle rekabet içinde olmamız herhalde. Sektör de çok rekabet için de biz de. Ama gerçekten bu konuda çok söz söyleyebilecek durumda değilim.

“Mahallede” çok barınamazlar

HÖÜ: Özellikle gönüllü çevirilerin kaynaksız kullanımından şikayetleri görüyoruz sosyal medyada. Bu konu hakkındaki fikirlerin nelerdir?

SŞ: Bu tür işleri bu devirde hala yapabilenler herhalde eksik akıllıdır. Veya nasıl diyeyim, bilmem nereden aldığı fonla üç kuruşa sözde “internet editörü” çalıştırıp kar ettiğini sanırken iki günde bir etik skandala imza atan haber siteleri, ağları geldi aklıma. Herhangi bir güvenilirlikleri, saygınlıkları yok. Olumlu anlamda bir mahalle baskısı oluştu bu konuda sanki. Yaptıkları iş yüzlerine vurulup da düzeltmiyorlarsa azıcık adap edep emek bilen “mahallede” çok barınamazlar.

HÖÜ: Son olarak Dünyadan Çeviri’yi daha farklı bir boyuta taşımak gibi bir isteğin var mı? Varsa bu düşüncenden bahseder misin?

SŞ: Proje deyince aklıma yukarıda saydığım eksik kalan çeviriler geliyor ama çevremden, sevdiklerimden, arkadaşlarımdan çok dürten oldu, oluyor, Serap şunu şöyle yap, böyle yap, yapabilirsin, edebilirsin diye. Bloğun o şekilde üstüne titremek niyeyse bana hiç çekici gelmiyor. Biri yarın çıkıp misal libcom’daki feminizm okumalarını çevirdim, şunları bir yerde bastıralım da fanzin gibi dağıtalım dese daha çok sevinirim. Ama projesi olan buyursun yapsın blogla.

dunyadanceviri

Yersiz Notlar:

Tepedeki aşırı çirkin görsel unsur ve lüzumsuzca mesafe koyan sentakslar tasfiye edilmiştir.

“Maddi karşılık” deyimindeki abukluğa dikkatinizi çekerim.

To translate with an immaterial counterpart? :/

1 Comment

Filed under çeviri, deneyim, görüşme

One response to “Dünyadan Çeviri: Yayıncılığın sömürgeciliğine karşı ammeci bir kolektivizm

  1. Pingback: Birlikte Hep Daha İyiye — derleme | YERSİZ ŞEYLER