Monthly Archives: December 2016

Cizre’deki bodrumdan kurtulan çocuk anlattı: Yaralıları çıkarmak isteyenleri öldürdüler

44964

Gelin hatırlayalım.

Barış

Aysel Işık, Ersin Çaksu — 1 Mart 2016 — evrensel.net

Cizre’de yaralıların olduğu bodrumdan sağ kurtulan 17 yaşındaki Dilbirîn, yarılıları çıkartmak için her denemelerinde üzerlerine ateş açıldığını anlattı. Dilbirîn, “O bodrumlardakilerin hepsinin sivil ve yaralılar olduğu biliniyordu. Sağ almak için değil imha amaçlı gelmişlerdi” dedi

Her üç bodrumda da kalan son kaldığı bodrumdan ise yaralılara ilaç bulmak için çıktıktan sonra saldırılardan dolayı bir daha geri dönemediği için kurtulan Dilbirîn, bodrumlardakilerin sivil olduğunun bilinmesine rağmen aralıksız bir şekilde bombalandığını söyledi. Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun “ambulanslara ateş açılıyor” iddialarını da yalanlayan Dilbîrin, ambulansın geldiği sıralarda bölgenin yoğun bir şekilde tarandığını ve çatışma süsünün verildiğini kaydetti. Dilbîrin, 11 Şubat günü ambulansın bulunduğu bodruma yakın bir yere geldiğini ve 15 yaşındaki Abdullah Gün isimli arkadaşlarını “beyaz bayrak”la ambulansa bakmaya gönderdiklerini ve Gün’ün keskin nişancılar tarafından vurulduğunu ifade etti.

Continue reading

Leave a comment

Filed under şey

Yorgunlar Kralı

İzmir’de ilkokuldayken sahnelediğimiz Yarını Akıl Yapar tiyatro senaryosunu, gelmekte olan Boston Raporu‘na hazırlık olsun diye Aslı Erdoğan’dan yaptığım (bizim bu oyunu sahnelediğimiz yıllarda yazılmış) alıntı vesiyle paylaşıyorum.

TEMBELLER K. — Geç kaldık. Bu çocuk gelmiyor mu? Burada boşuna zaman yitirmeyelim. Gelmezse gelmesin. Başka çocuklar var, beni götürün diye yalvaran, onları götürürüz.
YALANCI — Öyle olsun Pınar. Gelmiyorsun demek. Bütün o güzel şeyleri istemiyorsun. Sen bilirsin. (Torbasını toplar, gitmeye hazırlanır.) O zaman otur
masanın başına, ders çalış. (Birden Pınar’ın şekerini yemediğini görür.) Şekerini yesene. Yersen bu; bebeği sana vereceğim. (Pınar şekeri yer, bebeği alır.) Nasıl, güzel mi şeker?
PINAR — Çok güzel. (Uzun uzun esner.) Ülkenize gelirsem… İstediğim zaman buraya gelebilirim. Annemi, babamı da götürebilirim değil mi?
YALANCI — Elbette. Ne zaman istersen.
AKIL — (Girer içeri. Pınar’a yaklaşır.) Pınar, dur biraz. Beni dinle. Tembeller Kralı ile Yalancı’nın sözüne kanıp onlarla gitme sakın.
(Akıl içeri girer girmez Yalancı ve Tembeller Kralı geri çekilirler, adeta
görünmek istemezler.)

Continue reading

3 Comments

Filed under şey

Laboratuvardaki herkes — Aslı Erdoğan

Bu araştırma merkezi, beni çökerten son darbe olmuştu, içten içe çürümüş bir ağacı deviren fırtına gibi. Böyle bir yere kabul edilmenin boş gururu kısa zamanda aşınmış, kaskatı gerçeklikle yüzleşmek zorunda kalmıştım. Burası, fizikçi jargonunda denildiği gibi, bir gettoydu ya da bir manastır. Bizden istenen üç şey vardı: Çalışmak, çalışmak, çalışmak. Hastalanmadan, üzülmeden, bunalıma girmeden, aşık olmadan, hiç teklemeyen bir jet motoru gibi çalışmak. Haftanın yedi günü, günde on dört, deneyler başladığında on altı, saat çalışmak; bir sonraki toplantıya, yetiştirilmesi ve kesinlikle hatasız olması gereken raporlar, yerin yüz metre altında, küçük, kapalı odalarda tutulan vardiya nöbetleri, bilgisayarın başında çabucak biten geceler. Aldığım eğitim sonucu çalışmaya, kendimi işime adamaya alışıktım, ama burada, en tembellerden ve kaytarıcılardan biri olup çıkmıştım. Ne kadar istesem de -istemiyordum da- o Çin’den, Japonya’dan, Hindistan’dan gelmiş, sürekli, hiç yorulmadan çalışan, bilgisayar ekranından yalnızca üç-beş saatlik bir uyku için ayrılan, hırslı, “süper-zeka” doktora öğrencileri gibi olamazdım. Çünkü yaşamaya katlanabilmenin bazı koşulları vardı: Okumak, öykü yazmak, arada bir dans etmek, sokaklarda başıboş dolaşmak gibi. Bunların bedeli de çok pahalıydı, maaşım kesilmiş, kariyerim bitme noktasına yaklaşmıştı.

Continue reading

3 Comments

Filed under şey

Aslı Erdoğan’ın savunması

TC İstanbul

23. Ağır Ceza Mahkemesi’ne,

Sayın Mahkeme Heyeti,

Savunmamı hukuk varmış gibi ve hukuk adına yapacağım. Beş aydır yaşadıklarım, siyasi ortamın her türlü hukuksal refleksi bastırdığına, cezalandırma, hatta ortada “suç” bile yokken, “ibret olsun” diye cezalandırma aracına dönüştüğüne işaret ediyor.

Continue reading

Leave a comment

Filed under bildiri

Buzlu kum

tmp_11010-screenshot_2017-01-29-12-27-161773895429

Bir, İki, Üç, Dört, Beş, Continue reading

1 Comment

Filed under şey

A short summary of Aslı Erdoğan’s defense

I observe that law has become a means for digestion [1]. I’m going to do my defense as if ‘law existed’. I’m not going to lecture this roomful of legal experts about law. It’s your duty to defend justice. Law can’t solely defend the state and the politicians. Free Agenda is a newspaper with permissions and yellow press cards, it’s distributed by Turkuvaz Distribution. We are members in a symbolic advisory board of a legal newspaper. The advisory board has not gathered once, has not taken a single decision in 5 years. Legal principles are being violated. A few words being tweezed out of eight books and hundreds of texts, manifest a medieval inquisition. The sentiments are bitter, the respect and conscience is literature. As justice cannot exist without a conscience…

Continue reading

3 Comments

Filed under çeviri, bildiri, bilim

Aslı Erdoğan’ın savunmasının kısa bir özeti

Hukukun sindirme aracına dönüştüğünü görüyorum. Savunmamı hukuk varmış gibi yapacağım. Burada bir salon dolusu hukukçuya hukuku anlatacak değilim. Adaleti savunmak sizin göreviniz. Hukuk, sadece devleti ve siyasetçileri savunamaz. Özgür Gündem gazetesi izinli, sarı basın kartı, Turkuvaz Dağıtım tarafından dağıtımı yapılan bir gazete. Yasal bir gazetede, sembolik danışma kurulu üyesiyiz. Danışma kurulu 5 yılda bir kez toplanmamış, bir tek karar alınmamıştır. Hukuk ilkeleri çiğneniyor. Sekiz kitap, yüzlerce yazının içinden birkaç kelimenin cımbızla seçilmesi, bir Ortaçağ engizisyonun dışa vurumudur. Duygular acı, saygı vicdan edebiyattır. Vicdansız adalet olmayacağına göre…

Continue reading

1 Comment

Filed under şey

Kamuoyuna kısa bir açıklama

Profesörün beni Boston’daki postdoc konumumdan istifaya zorladığı ilk toplantı esnasında, onunla ve başkalarıyla, nihayet PhD çalışmamı o üniversitedeki meslektaşlarıma sunabileceğim bir günü belirlemeyi de becermiştim.

Lütfen aslında ne oldu diye sorular sormayınız: O toplantıyı takip eden 10 gün içinde Nisan-Aralık 2016 dönemini özetleyen 18 bölümlük 6700 kelimelik bir rapor yazdım. Türkçe yazıldı ama İngilizceye de çevirmeyi düşünüyorum.

Continue reading

Leave a comment

Filed under şey

Barış sen neden böylesin?

Babam açıklıyor, dinleyelim:

Barış bebekliğinde diş çıkarma, emekleme, yürüme gibi aşamaları beklenen sürelerde tamamladı, yani bedensel gelişimi kitaplara uygundu. Ancak konuşması, daha doğrusu tek tek sözcükleri söylemesi beklediğimizden daha geç oldu. Buna karşılık, doğrudan düzgün cümleler kurmaya başladı. Yarım yarım ya da bozuk söylediği sözcük de pek yoktu, fakat bizi en çok şaşırtan, kurduğu uzun ve düzgün cümleler oluyordu. Yaşı iki buçuk – üç kadarken üç fiilli, bol tümleçli, içinde yardımcı fiiller de geçen cümlelerle derdini anlatıyordu. Konuşurken, özellikle uzun cümleler kurarken ciddi ciddi düşündüğü bakışlarından belli oluyordu. Kurduğu cümlelerin düzgün olmasına önem verdiği de, yalnızca bakış ve mimiklerinden değil, bedeninin duruşundan da anlaşılıyordu. Bazen bir cümleye başlar, birkaç sözcük sonra ya da ifadenin yarısında duraklar, eliyle sivrisinek kovalar gibi bir işaret yapar ve cümleyi baştan alırdı. Bu konuşma tarzı eve ya da bizimle, yani anababasıyla olan diyaloglarına mahsus değildi. Bunu şuradan biliyoruz: Anıttepe’de gittiği yuvanın öğretmenine bu konuşma tarzını anlattığımızda, öğretmen bize Barış’ın yuvada da gerek arkadaşlarıyla, gerekse kendisiyle konuşurken aynı şekilde davrandığını söylemişti.

Barış’ın sözcük dağarcığı yaşına göre çok genişti. Barış iki yaş civarındayken Yazım Kılavuzu’nu taramış ve anlamını bilerek kullandığı sözcükleri işaretlemiştim. Saydığımda, yüz elli sözcüğü işaretlemiş olduğumu gördüm.

Caner Fidaner

2 Comments

Filed under şey

Where in this meme is Josiah Willard Gibbs?

tmp_21998-img_20161228_094927-1447777798

— Is Gibbs the name of the elephant or the snake?

— Josiah Willard Gibbs was the first North American to get a PhD in enginnering. “In 1863, Yale awarded Gibbs the first American doctorate in engineering.” (Wikipedia) Snake or elephant? Good question. Could also be both at once. I think I would opt for the elephant but I wouldn’t object the snake.

— The elephant would be the integral – the snake the differential.

— I would say that the elephant is the entirety and the snake is a completeness, and the universality is on the side of the entirety.

— Non-entirety?

— What is non-entirety? Maybe the hat.

— I don my partial object to you.

— Thank you.

~~~

Ayrıca bkz.

Çanfıraç

Continue reading

Leave a comment

Filed under şey