Cizre’deki bodrumdan kurtulan çocuk anlattı: Yaralıları çıkarmak isteyenleri öldürdüler

44964

Gelin hatırlayalım.

Barış

Aysel Işık, Ersin Çaksu — 1 Mart 2016 — evrensel.net

Cizre’de yaralıların olduğu bodrumdan sağ kurtulan 17 yaşındaki Dilbirîn, yarılıları çıkartmak için her denemelerinde üzerlerine ateş açıldığını anlattı. Dilbirîn, “O bodrumlardakilerin hepsinin sivil ve yaralılar olduğu biliniyordu. Sağ almak için değil imha amaçlı gelmişlerdi” dedi

Her üç bodrumda da kalan son kaldığı bodrumdan ise yaralılara ilaç bulmak için çıktıktan sonra saldırılardan dolayı bir daha geri dönemediği için kurtulan Dilbirîn, bodrumlardakilerin sivil olduğunun bilinmesine rağmen aralıksız bir şekilde bombalandığını söyledi. Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun “ambulanslara ateş açılıyor” iddialarını da yalanlayan Dilbîrin, ambulansın geldiği sıralarda bölgenin yoğun bir şekilde tarandığını ve çatışma süsünün verildiğini kaydetti. Dilbîrin, 11 Şubat günü ambulansın bulunduğu bodruma yakın bir yere geldiğini ve 15 yaşındaki Abdullah Gün isimli arkadaşlarını “beyaz bayrak”la ambulansa bakmaya gönderdiklerini ve Gün’ün keskin nişancılar tarafından vurulduğunu ifade etti.

Cudi Mahallesi’ndeki birinci bodrumda 5, ikinci bodrumda 3 ve Sur Mahallesi’ndeki üçüncü bodrumunda da 3 gün kaldığını belirten Dilbirîn, yaralılara bakmak ve ilaç bulmak için 3-4 arkadaşıyla her üç bodurumu dolaştıklarını söyleyerek devletin amacının kendilerini imha etmek olduğunu vurguladı.

‘YARALILARA ANNELER BAKIYORDU’

Cudi Mahallesi’ndeki bodrumda 28 kişi kaldıklarını söyleyen Dilbirîn, içerde sivil olduğunu bilindiğinea rağmen saldırdığını kaydederek, “İlk bodrumda 28 sivil vardı. Devlet bunu bildiği halde sürekli bodrumu bombalıyordu. Herhangi bir çağrı yapmıyordu. Direkt saldırıyordu. Bodrumda yaşamdan söz etmek gerekirse çok zordu. Yaralılar vardı, ilaç yoktu. Yemek bulamıyorduk. Anneler vardı. Yaralılar su istiyordu ama bulamıyorduk. Onlara anneler bakıyordu” şeklinde konuştu.

‘YARALILARI DIŞARI ÇIKARTMAK İSTEYENLERİ DE VURDULAR’

Su bulmak için dışarıya çıktıklarında keskin nişancıların ateş açtığını ifade eden Dilbirîn, bir annenin yaralıların su istemesine dayanamayarak, su almak için dışarı çıktığında keskin nişancılar tarafından vurulduğunu dile getirdi. Dilbirîn, “Su ihtiyacı için dışarı çıkıyorduk fakat çıktığımız an keskin nişancılar ateş açıyordu. Yaralıları dışarıya çıkarmaya çalıştık bir anne beyaz bayrakla çıktı fakat onu da vurdular” diye kaydetti.

BİRİNCİ BODRUMDA 5 GÜN…

HDP milletvekillerinin İçişleri Bakanlığı’yla yaptığı görüşmelerin de sonuç vermediğini hatırlatan Dilbirîn, “Vekiller aracılığıyla İçişleri Bakanı’yla görüşüldü ama o bile sonuç vermedi. Sürekli bir bombardımana tutuluyorduk. Bodrumda kaldığım sürece şehit düşen çocuk ve anneler oldu. Orada 5 kişi şehit düştü. Bütün arkadaşlar koridorda yaralı halde duruyorlardı. O bodrumda 5 gün kaldım. Sonra çıkmak zorunda kaldım. Orada sadece yaralılar kaldı” dedi.

‘BEYAZ BAYRAK’LA AMBULANSA BAKMAYA GİDEN ÇOCUĞU VURDULAR

Zor şartlarda Cudi Mahallesi’ndeki ikinci bodruma geçtiği sırada orada da yaralıların olduğunu gördüğünü belirten Dilbirîn, milletvekillerin kendilerini arayarak “ambulans gelecek” dediğini aktardı. Dilbirîn, milletvekillerinin söyledikleri üzerine Cudi Mahallesi’ndeki Narin Sokak’ta bulunan ikinci bodrumda iken 15 yaşındaki Abdullah Gün’ün ambulansa bakmak için dışarıya çıktığı esnada keskin nişancılar tarafından vurulduğunu ifade ederek, şunları söyledi: “Çok zor şartlarda ikinci bodruma geçtim. Orada da çok yaralı vardı. Vekiller aradılar hazırlık yapmamızı istediler. Ambulansın geleceğini söylediler. Bizde hazırlık yaptık. Ambulans geldiğinde 15 yaşındaki bir arkadaşı beyaz bayrakla gönderdik kapıya çıktığı esnada keskin nişancılar onu vurdu. Cenazesi yerde kaldı, gidip alamadık.”

‘AMBULANSLAR GELDİĞİNDE ATEŞ AÇIYORLARDI’

İkinci bodrumda 30 kişinin olduğunu söyleyen Dilbirîn, “Günlerce o bodruma saldırı oldu. Tozdan kaynaklı nefes alamıyorduk. Çoğu yaralı arkadaş tozdan kaynaklı yaşamını yitirdi. 30 kişi yaralıydı. Anons yapıldı çıkın diye. Çıkarken ateş açıyorlardı. Ambulansların geldiğini ve çevredeki savaşçıların ateş açtığını söylüyorlardı. Bu tamamen yalandı. Kimse tek kurşun sıkmadı. Anons sesleriyle birlikte onlar ateş açıyordu. Anons yapıyorlardı. ‘Çıkın güvenlik önlemleriniz alındı’ şeklinde anons yapıyorlardı. Fakat kafamızı çıkardığımız esnada binayı bombardımana tutuyorlardı” dedi.

ÜÇÜNCÜ BODRUMDA 100’Ü AŞKIN KİŞİ VARDI

Dilbirîn, ikinci bodrumda da 3 gün kaldığını dile getirerek, “İkinci bodrumda üç gün kaldım. Arkadaşlar bizim çıkmamızı istediler. Biz de üç arkadaşla beraber çıktık. Oradan Sur Mahallesi’ne geçtik” diye kaydetti. Son bodrumda 100’ü aşkın kişinin olduğunu ifade eden Dilbirîn, “Orada 100’den fazla kişi vardı. Orada 5 cenaze vardı. 2-3 kişinin de durumu ağırdı. 15 yaşındaki bir çocuk vardı, onun durumu çok ağırdı. Ama elimizden bir şey gelmiyordu. O bodrumda da 3 gün kaldım. Yaralılara ilaç bulmak için 2 arkadaşımla başka bir yere geçtik. Bodruma yönelik saldırılar olunca dönemedik” diye konuştu.

‘BİNAYI KEPÇE İLE YERLE BİR ETTİLER’

Dilbirîn, orada günlerce kaldıklarını ve bodrumu izlediklerini söyleyerek, “Orada bodruma yönelik saldırıları gördüm. Asker, önce bodrumu bombardımana tuttu. Daha sonra içeriye gaz gibi bir şey attı, biraz geçtikten sonra içeri girdiler. Fakat geldiklerinde cenaze getirmediler. Ondan sonra kepçe ile binayı yerle bir ettiler. Daha sonra da enkazları da kamyonlarla taşıyorlardı” dedi.

SU DEPOLARI DELİK DEŞİK EDİLDİ

Bodrumlardayken çatılardaki su depolarınının delik deşik edilmesinden dolayı su bulamadıklarını söyleyerek, oradaki yaşamı da şu sözlerle anlattı: “Bizler suyu depolardan karşılamaya çalışıyorduk. Ama onları da delik deşik ettikten sonra yakınlarda bir kuyu vardı, suyu oradan karşılıyorduk. Ancak oraya gidip de su getirene kadar da sürekli bomba atıyorlardı. Bombaların altında gidip geliyorduk. Oradaki su da temiz değildi. Getirdiğimizi de yaralılara veriyorduk. Ama su yaralılara iyi gelmediği için fazla vermiyorduk. Anneler de imkanlar dahilinde ekmek yapmaya çalışıyordu.”

‘CENAZELERİ SOYUP FOTOĞRAFLARINI ÇEKİYORLARDI’

Binaların İl Özel İdaresi’ne ait kepçelerle yıkıldığını belirten Dilbirîn, “İl Özel İdaresi’ne ait kepçe gelip binayı yıktı. Biz de karşıdan izlemek zorunda kalıyorduk. Binayı yerle bir ettikten sonra kamyonlara yükleyip götürdüler. Çok sonra cenazeleri çıkardıklarını gördük. Bazı kadınların cenazelerini soyduklarını gördük. Elbiselerini çıkardıktan sonra da fotoğraflarını çekiyorlardı” diyerek tanıklıklarını anlattı.

‘ÇIĞLIKLARINI DİNLEDİK…’

Oradaki yaralıların ambulanslarla hastaneye taşınacaklarını düşündüklerini anlatan Dilbirîn, daha sonra yaralıların çığlıklarını dinlemek zorunda kaldıklarını dile getirdi. Dilbirîn, “Biz yaralılara bakıyorduk. Ambulanslar gelecek dediklerinde biz diğer tarafa geçtik. Nasıl olsa diğerlerini alacaklar, onları hastaneye götürürler diye düşündük. Ama öyle olmadı, çığlıklarını dinledik. Binayı yıktıklarında tek bir defa teslim olun demediler, çıkardıkları cenazeler de kadın ve çocuklarındı zaten. Hepimizin sivil olduğunu biliyorlardı” dedi.

‘AMBULANSLAR BİR TÜRLÜ GELMEDİ’

“Sürekli birbirimize moral veriyorduk. Buradan çıkacağız diyorduk” diyen Dilbirîn, şunları dile getirdi: “Oradaki çocuklara bizim sivil olduğumuzu biliyorlar diyorduk. Ambulanslar gelecek diyorduk. İçişleri Bakanı ile konuşuluyor, ambulanslar gelecek diyorduk. Sürekli birbirimize umut veriyorduk. Ama ambulans bir türlü gelmedi. Tanklar binayı vurduğunda ben bodrumdaydım. Hemen hemen 24 saat boyunca bulunduğumuz yeri vurdu. Diğer zırhlı araçlardan da ateş açılıyordu. Orada yaralıların olduğunu biliyorlardı. Binayı kat kat yıktılar. Bizler de enkazların altında kalıyorduk.”

‘CİZRE SONUNA KADAR DİRENDİ’

Tekbir getirerek, marşlar eşliğinde kendilerine saldırıldığını ifade eden Dilbirîn, her şeyden umutlarının kestikleri sırada bile teslimiyeti düşünmediklerini kaydederek şunları söyledi: “Ben 17 yaşındaki bir insan olarak Türk devletinin böyle yapacağını düşünmemiştim. Savaş değil, vahşetti. Her şeyden umudumuzu yitirdik. Hepimiz burada şehit olacağız. Teslimiyeti düşünmedik. Zaten Mehmet Tunç televizyona bağlandığında da ‘Direnişimiz omuz omuza devam edecek’ dediğinde de hepimizin orada öleceğini söylüyordu. Yaralı arkadaşlarımız da ‘Burada şehit düşeceğiz ama teslim olmayacağız’, diyorlardı. Fakat onların hastaneye yetiştirmeye mecburduk. Herkes ‘Kanımızın son damlasına kadar direneceğiz, teslim olmayacağız’ diyordu. Zaten teslim olamadılar da. Cizre direndi… Cizre sonuna kadar da direndi…” (Şırnak/DİHA)

Leave a comment

Filed under şey

Comments are closed.