2017’nin Gelişi — Franco ‘Bifo’ Berardi

bifo1

Sergei Eisenstein’ın Ekim (October: Ten Days that Shook the World (1928)) filminden bir kare. Sahne 1917 Ekim Devrimi’nde Kış Sarayı’ndaki baskını betimliyor.

Franco ‘Bifo’ Berardi — Aralık 2016 — e-flux.com

Türkçesi: Selime Göç

Bitmek Bilmeyen Çöküş

Sovyet Devrimi’nin yüzüncü yıldönümü küresel çöküşle çakışacağa benziyor. O hep duyurulan toparlanma gelmiyor ve sağcı dalganın ırkçı fısıltıları tırmanıyor.

Yeni bir öznellik ortaya çıkmadıkça ve farklı bir sosyal model gelişmedikçe kapitalizmin çöküşü bitmek bilmeyecek ve inanılmaz yıkıcı olacak. 19. yüzyılda işçi hareketlerinin ortaya çıkışıyla kendisini gösteren öznellik, bugün o kadar parçalanmış durumda ki bizim için yakın gelecekte muhtemel bir yeniden birleşme hayal edilmesi bile güç.

2011’in anti-finansal başkaldırıları finansal yağmacılığın rotasını değiştiremedi ve Avrupa sol partileri bu ihanet onların son yenilgileri anlamına gelse de kemer sıkma politikalarını kabul ettiler.

Nazilerin yükselişine ve ardından da İkinci Dünya Savaşı’na sebep olan dinamikler geri döndü. Çağdaş milliyetçi partiler Hitler’in Almanya’nın fakirleştirilmiş işçilerine söylediklerini yineliyor: sizler yenilmiş ve sömürülmüş işçiler değilsiniz, sizler ulusal savaşçılarsınız ve kazanacaksınız. Kazanmadılar, ama Avrupa’yı tahrip ettiler. Bu sefer de kazanamayacaklar, ama dünyayı mahvetmeye hazırlar.

Toplumun devam eden fakirleşmesi doğal bir gereklilik değil, finansal birikim politikalarının bir sonucudur. Fikir birliği eriyip giderken, neoliberal model kendini otomatizmin kuvveti ile yerine getirir. The Economist’in 2016 Temmuz sayısında ‘İngiltere’de Anarşi’ teması vardı ve neoliberal küreselleşmenin iflas ettiğini kabul etti. Semptomlar açık: durağanlık, aşırı üretim ve sonra deflasyon, yaklaşan piyasa gerilemesi.

Durağanlığın ve işsizliğin kaynakları –pazar doygunluğu ve gerekli emek süresinin azaltılması- özleri itibariyle negatif eğilimli değiller. Aksine, toplumsal fayda açısından kıtlık döneminin bittiğini kanıtlıyor ve insan zamanının tekrar eden işlerden kurtuluşunun eli kulağında olduğunu söylüyorlar. İnsanların zamanlarını başkalarının bakımına, kişisel bakıma, eğitime ve diğer piyasa dışı etkinliklere ayırabilmeleri için gereken temel artık var.

Kapitalizm, bununla birlikte, semiyotik anlamda bilgi ve teknolojiye özgü potansiyelleri uygulayamıyor: onun dinamiği aslında bu potansiyelleri büyümenin ve birikimin eski çerçeveleri içerisinde barındırma eğiliminde. Sonuç olarak, bilgi ve teknolojinin potansiyellerini kıtlık ve yıkım faktörlerine dönüştürüyor.

Bu deformasyon Avrupa toplumunu fakirleştirdi ve hıncı, faşizmi ve savaşı besleyen antiküresel tepkinin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Peki bundan sonra ne olacak?

bifo2

Bolivya Cumhurbaşkanı Evo Morales Papa Francis’e ahşap bir orak içine oyulmuş haç hediye ediyor, La Paz, Bolivya, Temmuz, 2015. Fotoğraf: L’Osservatore Romano/Associated Press

1917 Tekrar Yaşanmayacak

Biyo-bilgi-politik güç çağında, Kış Sarayı boş. Ama 1917’ye bir kez daha uğramalıyız, çünkü Sovyet Devrimi geçen yüzyılın siyasi manzarasını yöneten paradigmayı kurdu: işçi sınıfı siyasi partiler aracılığıyla merkezi gücü ele geçirmek ve onu kapitalist sınıfa karşı kullanmak için bir toplumsal öncü oluşturdu. Lenin’in yazılarında (özellikle Ne Yapmalı?‘da) ifade ettiği vizyon sınıf mücadelesi için askeri bir çerçeve sundu. Bu taktiksel hareket Bolşevik partinin gücü ele geçirmesine izin verdi, ama bu da Lenin’in stratejik hatasıydı ve belki de suçuydu. Leninist parti bir devlet ve ordu meydana getirdi, ama Lenin’in kararlılığı sınıf mücadelesini savaşa çevirdi; dolayısıyla Almanya’da, İtalya’da ve ayrıca Dünya Endüstri İşçileri’nin toplumsal örgütleşmenin genişlediği Birleşik Devletler’de devrimci özerklik süreçlerini tıkadı.

Leninist devrimin çıkardığı savaşı kazanmak için, Batı kapitalizmi faşizmi işçi sınıfına karşı körükledi.

Hikayenin devamını biliyoruz: Sovyet komünizm ve Anglo-Amerikan kapitalizm ittifak haline getirildi. Ardından Sovyetler Birliği’ni demokrasi mağlup etti. Yüzyılın ikinci çeyreğinde demokrasi, kazanan bir mitoloji olarak ortaya çıktı fakat zaferi uzun sürmedi. Neoliberal reformasyon 1973, 11 Eylül Şili’den başlayıp (2015 Haziran Yunanistan da dahil olmak üzere) diğer her yerdeki demokrasiyi kaldırmaya devam ettiler. Soyut olanın somut hayat üzerindeki diktatörlüğü, neoliberal yönetişim [governance] etiketi altında ortaya çıkarak, 90’lı yılların sonuna kadar az çok barış içinde büyüdü. 2000 baharının dot-com çöküşünden ve yeni yüzyılın ilk yılının yeni 11 Eylül’ünden bu yana küresel manzara şimdilerde küresel bir iç savaşa dönüşen sayısız çelişkili kimliklere bölünmüştür.

Sömürgecilik ve Enternasyonalizm

Birleşik Devletler’in başkanı Jimmy Carter’ın eski danışmanı Zbigniew Brzezinski küresel politik manzaraya dair önemli kitaplar yazdı. 1993’te Out of Control: Global Turmoil on the Eve of the 21st Century kitabını yayımladı. Bu kitapta o dönemin genel iyimserliğini alt üst etti ve kontrolsüzce yaygınlaşan kimlikçi kargaşasını öngördü.

The American Interest’in son sayısında, Brzezinski “Küresel Yeniden Düzenlemeye Doğru” başlıklı bir makale yayımladı. Tatsız başlığına rağmen makale şöyle özetlenebilecek dramatik bir husus içeriyor: yüzyıllarca süren sömürge hakimiyetinin ve şiddetin ardından, eski sömürgeler, Batı’nın ödemeye razı olmadığı ve ödeyemeyeceği ahlaki ve ekonomik bir tazminat istiyor. Sömürdüğümüz bu kişilere olan somut borcumuz ödenemez çünkü bu bizi kendi soyut finansal borçlarımızı ödemeye mecbur bırakır.

Brzezinski’nin bu makalesinde şık bir tarzı var, ama sözleri ürkütücü ve keskin. Uzun bir alıntıyı hak ediyor:

Batı olmayan dünyanın yakın zamanlarda uyandırdığı politik kitlelere özellikle odaklanmak gerekiyor. Uzunca bir süredir bastırılan siyası anılar, Orta Doğu’daki aşırı İslamcıların harekete geçirdiği büyük oranda ani ve oldukça patlayıcı bir uyanışı beslemektedir, fakat bugün Orta Doğu’da olan bitenler, Afrika ve Asya’dan gelecek, hatta önümüzdeki yıllarda Batı hemisferinde sömürge öncesi halkları arasında ortaya çıkacak daha geniş bir olayın başlangıcı olabilir.

Pek de uzak olmayan atalarına karşı sömürgecilerin ve büyük bir kısmı Batı Avrupa’dan (bugün hala en azından geçici olarak çok etnikli topluluklara açık ülkeler) gelen zenginlik arayanların yaptığı periyodik katliamlar, son iki yüzyılda sömürgeleştirilmiş halkların II. Dünya Savaşı Nazi suçlarıyla karşılaştırılabilir ölçeklerde boğazlanmasıyla sonuçlandı: kelimenin tam manasıyla yüzbinlerce hatta milyonlarca kurban verildi. Ertelenmiş kin ve hakaretle pekiştirilmiş politik benlik kavgası, intikama susamış bu güçlü kuvvet şimdi sadece Müslüman Orta Doğu’da değil büyük olasılıkla çok daha ötesinde de yüzeye çıkmaktadır.

16.y.y.’da, İspanyol kaşiflerin getirdiği hastalıklar yüzünden, günümüz Meksika’sındaki yerli Aztek İmparatorluğu’nun nüfusu 25 milyondan yaklaşık 1 milyona düştü. Aynı şekilde, Kuzey Amerika’da yerli nüfusun yaklaşık %90’ı Avrupa’daki göçmenlerle ilişkilerinin ilk beş yılı içinde yine öncelikle hastalıklar yüzünden öldü. 19.y.y.’da çeşitli savaşlar ve zorunlu göçler de bunlara ek olarak 100,000 kişiyi öldürdü. 1857-1867 yılları arasında Hindistan’da 1857 Hint İsyanı’ndan kaynaklanan misillemelerde İngilizlerin bir milyon kadar sivili öldürdüğü düşünülüyor. İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin afyon yetiştirmek için Hint tarımını kullanması ve sonra aslında Çin üzerine gitmesi milyonlarca insanın ölmesine neden oldu ki bu sayıya Birinci ve İkinci Afyon Savaşları’nda ölen Çinliler dahil değil. Belçika Kralı II. Leopold’un kişisel malı olan Kongo’da 1890 ile 1910 yılları arasında 10-15 milyon insan öldürüldü. Vietnam’da, son tahminlere göre 1955’ten 1975’e kadar olan sürede 1 ila 3 milyon sivil öldürüldü.

Rusya Kafkasya’sındaki Müslüman dünyaya gelindiğinde, 1864 ve 1867 arasında, yerel Çerkes nüfusunun %90’ı yerlerini değiştirmeye zorlanmış ve 300.000 ila 1.5 milyonu ya açlıktan ölmüş ya da katledilmiştir. 1916 ve 1918 yılları arasında, 300,000 Müslüman Rus otoritelerince Orta Asya dağları üzerinden Çin’e gitmeye zorlandıklarında on binlerce Müslüman ölmüştür. 1835 ve 1840 yılları arasında Endonezya’da Hollandalı işgalciler yaklaşık 300,000 sivil öldürmüşlerdir. Cezayir’de 1830-1845 yılları arasındaki 15 yıllık iç savaşın ardından, Fransız vahşeti, açlık, hastalık neredeyse nüfusunun tamamını, 1.5 milyon Cezayirliyi öldürmüştür. Komşu Libya’da, İtalyanlar Kirenakalıları 1927 ve 1934 yılları arasında tahminen 80,000 ila 500,000 kişinin ölmesine neden olan toplama kamplarına göndermiştir.

Daha yakın bir tarihe bakarsak, 1979 ve 1989 yılları arasında Afganistan’da Sovyetler Birliği’nin yaklaşık bir milyon sivili öldürdüğü tahmin ediliyor; yirmi yıl sonra da Amerika Afganistan’daki 15 yıllık savaş sırasında 26,000 sivil öldürdü. Irak’ta geride bıraktığımız 13 yıl içinde Birleşik Devletler ve müttefikleri tarafından 165,000 sivil öldürüldü. (Avrupalı sömürgeciler tarafından bildirilen ölüm sayıları ile Irak ve Afganistan’daki Birleşik Devletler ve müttefiklerinin sayıları arasındaki uyumsuzluk, kısmen gücün daha etkili kullanılmasıyla sonuçlanan teknolojik gelişmeler, kısmen de dünya normatif ikliminde bir değişme yüzünden olmuş olabilir.) Bu vahşetin ölçeği Batı’nın onları ne kadar çabuk unuttuğu kadar şoke edicidir.

Zbigniew Brzezinski, “Toward a Global Realignment,” The American Interest, vol. 11, no. 6 (July–August 2016).

Brzezinski’nin teşhisine katılıyorum, ancak 20.y.y.’da enternasyonalizmin küresel çatışmayı önleme yolu olarak ortaya çıktığını söylemeyi unutuyor. Bir tek işçilerin enternasyonalist duyarlılığı gezegensel kan gölünden kaçınabilirdi. Fakat komünizm mağlup edildi, ve enternasyonalist yol dağıldı. Hiçbir şey uğruna herkesin herkese karşı verdiği bir savaşla karşı karşıyayız artık.

bifo3

ABD’deki ikinci büyük tüylü toplanmasına katılanlar, 2014 Aralıkta toplanmayı bölen ve katılımcıların binayı boşaltmasına sebep olan zehirli bir gazın cezai salıverilmesinin ardından Illionis, Rosemont’ta Hyatt Regency hotelinin dışında bekliyor.

Bunalımlı Öznellik

Komünizmin dağılmasından sonra, sınırsız rekabet ve kazanç mitolojisi üstünlük kazandı. Ama 30 yıl sonra, bu mitoloji tamamen iflas etti. Batı öznelliği öfkeyle bunalıma giriyor ve Jonathan Franzen sebebini açıklıyor:

İnsanlar bu ülkeye ya para için ya özgürlük için geliyor. Paranız yoksa, özgürlüğünüze sıkı sıkıya sarılırsınız. Sigara içmek sizi öldürse bile, çocuklarınıza bakamıyorsanız bile, çocuklarınız hücum tüfeğiyle manyakça saldırıya uğrasa bile. Fakir olabilirsiniz, ama kimsenin sizden alamayacağı tek şey hayatınızı istediğiniz gibi batırabileceğiniz özgürlüğünüzdür. Bill Clinton’ın fark ettiği buydu – kişisel hürriyetlere karşı savaşarak seçim kazanamayız. Özellikle de silahlara karşı, aslına bakılırsa.

Jonathan Franzen, Freedom (New York: Farrar, Straus and Giroux, 2011), 361.

Vaat edilen ekonomik başarıya toplumun sadece küçük bir kesimi kavuştu. Kaybedenler için bu vaatler güvensizlik, nöro-sömürü, eksilen maaş ve daha fazla iş ile sonuçlandı. Ama kaybedenler kişisel özgürlüklerini geri istiyorlar ve ABD’de bu her şeyden önce ve en çok silah bulundurma ve taşıma özgürlüğü anlamına geliyor.

Enternasyonalist vizyonun dağılmasıyla, artık herkes –etnik ya da sanal- bir klana ait ve herkes gelecek saldırı karşısında kendini korumaya hazırlanıyor.

Program

Zihinsel aktivite ekonomiye esir olduğundan, ve çağdaş çalışmanın büyük bir kısmı semiyotik olduğundan, düşünme [reflection] emiliyor, asimile ediliyor ve işe indirgeniyor. Geçmişte, sanayi işçilerinin kendi görevlerine doğrudan zihinsel bağı yoktu. Çağdaş semiyotik-işçilerse zihinsel becerilerini otomatik üretim sürecine dahil etmekle yükümlü.

Bilişsel emeğin kişisel örgütlenmesine öncülük eden bir süreç, ancak kognitaryan bilincin rekabet paradigması arzında mola verilerek açılabilir artık. Bilgi gücünün azat edilmesi nöro-totaliter sistemi mağlup edebilecek tek şanstır.

Geleceğin görevi özneleşme [subjectivation] sürecini yeniden icat etmektir. Bu yeniden icat, zihinsel acıların yayılan koşullarından ve yeni bir siyasi eylem seviyesinin keşfinden başlamalıdır. Program kavramı uzun süredir siyasi eylemin özünde bulunuyor. Geçen yüzyılda ‘program’ kelimesi siyasetin toplumsal bünyeye uyguladığı organik bir topluluk projesi demekti. Artık ‘program’ı toplumsal yazılım açısından düşünmeliyiz: toplumsal ihtiyaçlara dayanan ve bugünkü hakim finansal algoritmaya karşı durarak toplumsal refahı amaçlayan bir algoritma. Mevcut finansal sömürü algoritmasını ancak bir kurtuluş algoritması ikame edebilir.

Programlama (üretim süreci için yazılım anlamında) bilişsel işçilere özgü bir etkinliktir. Programlama pratiklerinin özerkliği, peşinde koşmamız gereken siyasi projedir. Fakat özerk pratiklerin özerk öznelerin varlığına dayandığını biliyoruz.

Küresel Silikon Vadisi’nde milyonlarca bilişsel işçi dünya çapında yayılmıştır: finansal diktatörlüğü çökertecek öznellik budur.

Küresel Silikon Vadisi’ni, aynı 1917’de Lenin’in Putilov fabrikasını gördüğü gibi görmeliyiz, 1970’lerde İtalyalı özerk isyancıların Mirafiori Fiat tesisini gördüğü gibi görmeliyiz: orası üretim sürecinin özüdür, maksimum sömürü seviyesinin uygulandığı ve en yüksek dönüştürücü potansiyelin ortaya çıkabileceği yerdir.

Siyaset etkisiz kalırken ve ulus-devletler semiyotik-finansal akışı yönetemezken, küresel Silikon Vadisi geçmiş hükümetlerle yer değiştirdi. Ancak, küresel Silikon Vadisi de çatışmasız bir yer değildir: bu yerinden yurdundan edilmiş fabrikada, milyonlarca bilişsel işçi yeni bir bilinç biçimi geliştirebilir, emek süresinin azaltılmasına, gelirin işten ayrılmasına ve otomasyon ile teknolojinin tam uygulanmasına dayanan yeni bir toplumsal dinamik geliştirebilir. Zorluk, bilişsel işçiler arasında bu bilinci geliştirmektir: zihinsel acılarının içinden etik bir uyanış baş gösterebilir. Ve milyonlarca mühendisin, sanatçının ve bilim insanının bu etik uyanışında, halen dış hatlarına tanık olduğumuz korkutucu gerilemenin önlenmesi ihtimali yatıyor.

×

Franco Berardi, namı diğer ‘Bifo’, Bolonya’daki ünlü Radyo Alice’in kurucusu ve İtalyan Otonomi hareketinin önemli bir figürü, bir yazar, medya kuramcısı, ve medya aktivisti. En son kitabı And: Phenomenology of the End (Semiotext(e), 2015).

1 Comment

Filed under çeviri, makale

One response to “2017’nin Gelişi — Franco ‘Bifo’ Berardi

  1. Pingback: Birlikte Hep Daha İyiye — derleme | YERSİZ ŞEYLER