Boston Raporu Yayın ve Gizlilik Notu

Evet. Ben senin bagajınım.

Hayır. Beni geride bırakamazsın.

Neden? – Seni oradan oraya taşıyan bendim.

Elbette! Mentalsin.

tmp_19573-20160530_153045-1825942743

Gene bir Boston sabaha karşısı ve Türkiye öğlenine selamlar.

Aslında Boston Raporu’nu (BR) oluşturan toplam 18 bölümün (BR i’den BR 14’e kadar) 11 Ocak 2017’den itibaren Çarşamba sabahları Yersiz Şeyler sitesinde Mayıs ayına kadar tefrika edilmesi planlanmıştı, fakat Wikileaks’in popülerleşmesinden sonra işlevi tersine dönen ifşaat gelenekleriyle karıştırılmaması için bu plandan vazgeçildi.

Belgeye konan birinci yersiz gizlilik kararı gereği, 11 Ocak 2017 sabahı, Türkiye akşamı Boston sabahı, sadece kitabın İçindekiler sayfası, yani bölüm listesi yayınlanacak. Öteki Yersiz Kitapların aksine, BR’nin PDF ve LaTeX dosyalarına link verilmeyecek.

Link verilmeyen bu dosyalara ulaşamayan Yersiz Şeyler okurları söz konusu PDF ve LaTeX dosyalarının (yaymamak şartıyla) kendilerine gönderilmesi taleplerini bana e-posta yoluyla iletebilecekler.

Raporu yazarken açıkça belirtmediğimden şimdi bu notta söyleme gereği duyduğum genel sonuç, beni Boston’a davet eden profesörün taşıdığı profesörlük sıfatının geçerliliğini yitirmiş olmasıdır. [*] Benim gözümde, meslektaşlarımızın gözünde, öğrencilerinin gözünde, hatta kendi gözünde ve üniversite idaresinin gözünde bile bu sıfat geçerliliğini yitirmiştir.

6 Eylül 2016’da attığı e-postada zaten kendi eliyle bu sıfatı çöpe atmıştı (BR 1). [•] Bu durumdan çıkması için kendisine (özellikle ombudsman görüşmesi yoluyla) ve bu sıfatı tanıyan meslektaşlara (özellikle Niyet Edilen Yazıyı Çıkarma Yönetmeliği yoluyla, BR 5) iki büyük fırsat verildi:

1) Ortak faaliyetlerden herhangi birinde doktora çalışmamı meslektaşlarıma sunmama olanak verilebilirdi.

2) Niyet Edilen Yazıyı Çıkarma şemasını değiştirecek çözüm önerisi (BR 9) onaylanabilirdi.

Ne ki, bu iki fırsattan herhangi birini değerlendirecek cesareti ne “profesör”ün kendisi [▪] gösterebildi, ne de onun bu sıfatını tanıyan meslektaşları gösterebildiler (BR 11).

Ben bu olayda açığa çıkan korkaklığın belli şahıs ya da kurumlara özgü bir görüngü olmadığına inanıyorum. Deney sonuçları akademik statükonun geneline ilişkindir ve hâkim bilimsel paradigmayı aşma ihtiyacına işaret eder (özellikle BR 12).

Selamlar,

Dr. Işık Barış Fidaner

fidaner.wordpress.com/science

tmp_19573-20160530_153056-1670454808

[*] Bu kendi mefhumuna uymama haline felsefede disparity denir (“ihtilâf” diye çevirdim). Akademik statükonun günahı, bu disparity‘yi regularize etme vehmine kapılmış olmasıdır [+]. Kendileri bu vehme “simülasyon” adını vermişlerdir (BR 14). Bilimsel görev bu disparity‘yi regularize etmeyi değil, kabullenmeyi [acknowledge] gerektirir (zira insan bir şeyi kabullenmiyorsa, o şeyi anlaması da imkânsızdır). Buna da psikanalizde ayrılma [separation] denir. Yabancılaşmadan [alienation] tek çıkış yolu ayrılmadır.

[+] Birbiriyle hiçbir alâkası olmayan iki tane nesneler dizisi, [-] (sırf kapitalizmin mübadele soyutlaması yerini bulsun diye) bir matrisin eksenleri halinde karşı karşıya konur. Bu matristen özvektörler [eigenvectors] ve özdeğerler [eigenvalues] denen numerik diziler çıkarıldıktan sonra en başta eşleştirilmiş iki dizide belirtilen esas öğeler boşverilir ve sadece matrise bakarak hesaplanmış “öz” (!) sayıların kendi aralarında barındırdıkları disparity regularize edilmeye uğraşılır.

[-] Bu iki dizi mesela bir insanlar dizisi ve bir yaftalar [labels] dizisi olabilir. Dizilerden birisi gerçek nesnelerden oluşurken diğerinin uyduruk nesnelerden oluşması oldukça sık rastlanan bir hâldir. Sırf birinci dizide sayılan tekil öğelerin mutlaklığını yadsımak ve onları yapay, uyduruk bir izafiyete tabi kılmak için (BR 4) uydurulan böyle yaftalayıcı dizilerle (BR 12) çağdaş zamanlarda bol bol karşılaşma fırsatı buluruz.

Birinci dizideki gerçek nesneleri “örtmek” [cover] üzere gelen uyduruk yaftalardan oluşan bu ikinci dizinin mevcudiyeti, mühendislik literatüründe “supervised” sözüyle belirtilir [%]. İkinci dizinin gelip birinci diziyi örtmüş olması, sonradan gelip bu örtüyü hooop diye kaldıracak bir “CE-EEEE!!!” hareketiyle birinci dizinin bir kez daha [un plus] keşfedilmesine [discovered] ‘yol açar’ (“Amerika’nın keşfedilmesi” bu keşfetme olayının arketipidir, BR 3).

Bir dizinin bir diğer diziyle önce örtülüp sonra keşfedildiği [first covered and then discovered] bu işlemle (ve “dizi” sözünün televizyondaki karşılığında, ya da mesela cover işinin journalistic anlamında bu işlemle bol bol karşılaşırız) tekrar tekrar imâl edilen [fabricate] nitelik, ilk olma niteliğidir (BR 7, 8, 9).

Psikoloji ve nörobilim literatüründe “tuhaf, acayip” anlamına gelen “oddball” terimiyle belirtilen nitelik yine bu aynı ilk olma niteliğidir (BR 10, 11, 12).

tmp_19573-fb_img_14646389254782386224808

[%] Böylece birinci dizinin kendi başına ele alınması gereği, yani bilimsel görevin esas içeriği, “unsupervised” denerek yaftalanmış olur. Böylece “supervised / unsupervised” ayrımıyla “sınıflandırma” [classification] ve “öbekleme” [clustering] diye adlandırılan iki görev arasına keskin bir çizgi çekilir: Buna göre sınıflandırma işi, ikinci yaftalar örtüsünün kısmen de olsa mevcut olmasını gereksinir; lâkin şayet birinci diziyi örten ikinci yaftalar dizisi hiç mevcut değilse, “orada olsa olsa öbekleme yapılabilir, sınıflandırma yapılamaz.”

Kendi kendine sınıflandırma işleri uydurarak bilimsel çalışmanın esas görevi olan öbekleme işini görmezden gelen, boşveren, ihmâl eden, süresizce erteleyen, umursamayan, karşılıksız bırakan, ve bütün vaktini dünyalarını örtüleyen mevcut yaftalar ağını tamamen mânâsını kaybettirmek pahasına genişlettikçe genişletmeye harcayan (BR 12) bu yaklaşım, bu israf, bu ziyan, bu enformel & fizikî & formel & elektronik ayrımcılık, içinde yaşadığımız gözetim toplumunun ta kendisidir.

tmp_19573-fb_img_14646389254783-882228187

[•] Profesör uygarlık karşısında işlediği suçu anlamayacağına göre bunda ceza gerektiren bir durum yoktur (ki Tüm Tarihi Kaynaştırma eleştirisinin konusu buydu, ihtimallere bakarak puanlama yapılamayacağıydı, BR 6), “çevresindeki insanları oyuncak zannederek mızıkçılık yapan şımarık çocuk” daha isabetli bir tariftir. Üniversite idarecisi hanımın “idare etmeye” mecbur kaldığı (BR 12) durum da işte buydu ve halen de budur.

Ne olursa olsun, bu görevi bu şekilde, bu tutum içinde sürdürmesinin hem kendisinin hem de çevresindeki insanların özellikle mental sağlığı açısından (ama sadece o açıdan değil: BR 4) büyük bir risk faktörü olduğu görülmeli. Bu Cumartesi Lacancı klinisyen arkadaşlarımla Somerville Halk Kütüphanesi’ndeki aylık toplantımızda bu konuyu görüşeceğim. [♤]

Profesör ne yazık ki beyin sinyallerini yorumlamayı sağlayacak belirleyici faktörün görsel modalite olmadığı, ses modalitesi olduğu gerçeğini anlayamadı ve aslında anlamak istemedi (raporda açmaya fırsat bulamadığım derin bir konu bu, “olasılıklar” ve “imkânlar” arasındaki keskin ayrımla ve dolayısıyla “sıfır”ın anlamıyla ilgili: BR 6). Ben ta Portland, Oregon‘daki toplantıda ses modalitesinin önemine, hem de kütüphanede sessiz durulması örneğiyle gayet berrak bir açıklama getirmiştim. Gerçi gene aynı toplantının devamında yapmam beklenen sunumu engelleyen müdahale (BR 5) yoluyla ses modalitesine dair genel cehalet fazlasıyla sergilenmişti.

Toplantı günü çok güzel bir sis vardı. Portland, Oregon.

Bu gerçeği anlayabilecek olsaydı, bu gerçeği anlamaya birazcık bile niyeti olsaydı, bana e-postalar atıp “Kütüphanede ne yapıyorsun? Hangi kitapları okuyorsun?” gibi sorular sormazdı. Aynı e-postalarda “Seni ofiste göremedik yoksa hasta mısın?” deyip sonra ertesi hafta üniversitenin bana sağladığı sağlık sigortalarımı iptal ettirmezdi (BR iv).

Ses modalitesi aleyhine görsel modaliteye öncelik verilmesi ideolojik bir problemdir. Hatta bu öncelik belki de “ideoloji” kelimesinin sözlük tanımı sayılmalıdır. Hem Kuzey Amerika merkezli genel “yaşam tarzı”nı, hem de “sigorta” kavramını yamultan bir mantık hatasıdır bu (“körlüktür” demiyorum, yoksa gene aynı hataya düşmüş olurum).

Bu konuda Lacan’ın “KAyıplı olmak” alıntısı okunmaya değerdir. “KAyıplı” kelimesiyle imletilen çatışkının anlaşılabilmesi için eninde sonunda sevgili psikolog arkadaşlarımızın keyfinin gelmesi ve Georges Canguilhem’in “Psikoloji Nedir?” çevirisini tamamlamamız gerekecektir.

tmp_17021-fb_img_1484026788832-1825942743

Başkanlık seçiminden üç gün önce Portland Waterfront Park, Oregon.

[♤] Ertesi gün de Boston Halk Kütüphanesi’ndeki Yazarlar Direnişte eylemine gideceğiz.

Şubat ayından itibaren aylık toplantılara dijital yollarla katılmak zorunda kalacağım. Bostonlu Lacancılardan ayrılmak zorundayım. Donald Trump Amerikası’nda durmayacak olmam en büyük tesellim.

Gerçi “Başkası” zorla ayırmış olmasa da biz Lacancılar yabancılaşmamak için ayrılmak gerektiğini biliriz. Biz kendimiz ayrılırız, “Başkası”na gerek kalmaz. “Başkası yok” dememiz bu anlama gelir.

“Yoksa başkası mı var?” sorusuna “Yok…” dememiz bu anlama gelir; gene bu minvalde endişeyle söylenen sözlere, özürlere, mazeretlere hatta bazen iltifatlara “Yok yok, öyle değil!” diye karşılık vermemiz yine bu anlama gelir.

Bu gibi lüzumsuz (BR 2) endişelerin kişisel mübadelesine dayanan ilkel haberleşme protokollerinize bizleri sokuşturma çabalarınızın ebediyen sonuçsuz kalmaya mahkûm olmasının sebebi de yine [encore] budur.

tmp_30681-3protesters_w_t580-1825942743

Başkanlık seçimini takip eden kitlesel eylemlerin ardından asılsız suçlamalarla karşılaşan üç eylemci, Micah Rhodes, Kathryn Stevens ve Gregory McKelvey basın açıklaması yapıyor. Portland, Oregon.

[▪] Artık yeni gözlüğümü aldığıma (BR iv), “defter kapandığına” (BR i), Boston Raporu tamamlandığına (BR 14) ve (yersiz bir gizlilik içinde ve henüz İngilizcesi olmadan da olsa) yayınlanmak üzere olduğuna göre bu “profesör” atfını da sürdürmeye gerek kalmadı.

Çevresindeki insanları kaçırmak pahasına dışavurmadan edemediği terminate etme merakı nedeniyle bugünden itibaren kendisini Terminatör adıyla anacağım, en azından Konumum Hakkında metnini Türkçeye çevirinceye kadar (BR 1).

7 Comments

Filed under bilim, deneyim, şey