Açükleme Muafiyet Talebi Prosedürü ve Yordamı: 1. Neden Talep?

Wikileaks’in ifşaat bandwagonuna atlamış gibi olmayayım diye yakınlarda birinci yersiz gizlilik kararı altında yayınladığım Boston Raporu‘nu edinmek üzere gönderilen e-postalardaki gender disparity dikkatimi çekti.

Gönderilen taleplerin yalnızca %25’i kadın kaynaklardan gelmişti ve üstüne üstlük talep sahibi erkek kaynakların %33.3333üçüçü’lük bir kısmında talep sahibi erkek kaynak talep sahibi olmayan başka kadın kaynakları narrate etmişti.

Bunun ise muhtemel sebeplerinden bir tanesinin öne çıktığını gözlemledim:

“IBF bize açüklemeler yapmaya kalkabilir” gibi yersiz endişeler [0]

Ben de bu sıkıntıyı aştırmak üzere bir Açükleme Muafiyet Talebi Prosedürü ve Yordamı hazırlamaya karar verdim.

Bağzı genel açıklamalarla başlayıp kimi genel tanımlamalarla bitireceğim.

Toplam beş bölümden oluşacak:

Açükleme Muafiyet Talebi Prosedürü ve Yordamı

1) Neden Talep?

2) Neden Başvuru değil?

3) Neden Müracaat değil?

4) Prosedürle Yordam arasındaki fark

5) Anahtar, Kapı, Köprü, Zemin

1) Neden Talep?

Talep insanın kendi ana dilini öğrenmesini sağlayan temel faktörü teşkil eder, bebeklikten itibaren insan konuşmayı taleplerde bulunarak öğrenir.

Öte yandan, siyasî kutuplaşma ve buna bağlı olarak gelişen ve derinleşen endişelerin tamamı, nefret söylemi gibi dil yamultucu etkilerin tamamı işte bu talep değerleri zemininde olur.

Meşhur bir örnek vermek gerekirse “başörtüsü” kelimesini “türban” kelimesinden ayırt eden özelliği, talep değeri taşımasıdır. [1]

Yani mesela “Başörtüsü…” diyen birine yardım etmeye çabalamamız mümkündür. Çevremize bakınırız, dolapları karıştırırız, çekmeceleri boşaltırız ve sonunda aradığı şeyi bulup “Bunu mu dedin?” diye ona uzatma umudumuz vardır.

“Türban…” diyen biri içinse yapabileceğimiz pek bir şey yoktur. Yapabileceğimiz muhtemel herhangi bir şeyi umursadığı da söylenemez. Umutsuz vaka olmuştur.

Böyle talep değeri olmayan sözler sarf etmesini olsa olsa başka taleplerin duyurulmasını önleme isteğiyle, daha doğrusu başka taleplerin duyulmasından korkmasıyla açıklayabiliriz.

Fakat taleplerin konuşmayla ve ana dilin öğrenilmesiyle sonuçlanması, karşılanmamaları ölçüsünde olur. Eğer bütün talepler karşılansaydı, bebek doğduğundan itibaren diyelim ki bir eli yağda bir eli balda olsaydı, yediği önünde yemediği arkasında olsaydı (deyimler çoğaltılabilir) konuşmaya ve dil öğrenmeye de hiçbir zaman ihtiyaç duymamış olurdu.

Demek ki talep, karşılıksız kalır.

Tamamen karşılıksız kalmaz, to be sure, ama karşılanmış olduğunu söylemek de hiçbir zaman mümkün olmaz.

Bu da talebi arzuya dönüştürür. Belirli bir noksanlığın ifadesi olduğunda talep artık arzu olmuştur ve o andan itibaren konuyla ilgili esnaf temsilcileri gelip ilgili bölgeye dükkanlarını açıp sokağın başına tabelalarını asabilirler. Zira buradaki mesele artık mübadele soyutlamasına tâbi olmuştur ve “talebe bağlı” olmaktan çıkmıştır.

Aslında talep ile arzu arasında beliren bu disparity, [ihtilâf] psikanalizin temel konusunu oluşturur. Arzunun kendi kendisine sebep olması ise dürtülerin belirmesiyle sonuçlanır. Bu dürtüler “toplum” dediğimiz müesseseleri teşkil eder.

Demek ki buna “talep” dememiz meşrudur. Sonraki bölümlerde bunun neden “başvuru” ya da “müracaat” sayılamayacağı açıklanacak.

IBF

[0] Açüklememansplaining“in Türkçesi ama aynı endişe konusuna “lecturing” dendiği de oluyor.

[1] Sözcüklerin talep değerinin önem kazandığı yerlerde “sözcük” yerine “kelime” diyeceğim.

11 Comments

Filed under şey