Tektolojiye Giriş: 3. Örgütlenimsel bir Bilime Doğru (2) — Alexander Bogdanov

Türkçenin kaldırmadığı cümleler var. Terimlerden eminim ama gramerden emin olamıyorum. Elimden geldiği kadarını yaptım. Türkçesini okunaksız bulanlar İngilizcesini okuyabilirler.

IBF

(Giriş: 3.1)

2. Genelleyen Bilimlerde Tecrübenin Örgütlenimi

İlkel ve kafası karışık sistemlileştirmenin mümkün ve hayata-yeterli olması sadece o zamanlardaki örgütlenimsel tecrübenin yoksulluğundan dolayıdır. Daha elverişli ve kusursuz bağlama biçimlerinin yokluğuna rağmen, daha az ekonomik gruplanışı içinde yine de halk onu gerektiği kadar öğrenebiliyordu, özellikle de rahipler gibi toplumsal hayatın önderleri olarak kendilerini bu göreve adayanlar. Fakat daha geniş tecrübenin birikmesiyle birlikte önceki sistemlileştirme yöntemlerinin tatmin edici olmadıklarının ispatlanması kaçınılmazdı.

Bir yandan, yetkicil geleneğin muhafazakârlığı çok sayıda yeni ve hayatî kazanımın tanıtılmasını zorlaştırdı, ve ilerleme yürüyüşü halk için ne kadar hızlı, elle tutulur ve algılanır olduysa, yeni olan herşeyin eski biçimlerce kabul edilerek feshedilemez dinsel çerçeveye uydurulabilmesi de o kadar zorlaştı. Öbür yandan, malzeme miktarının kendisi, daha düzenli ve ekonomik bir şekilde gruplanmayı talep etti; yoksa benimsenmesi, başlangıçta çok zor, daha sonra da kesinlikle imkânsız olacaktı. Dolayısıyla tecrübe sistemi hızla uzmanlaşma ilkesinin hakimiyeti altına girdi.

Uzmanlaşma emeğin pratik bölüşümü üstüne kurulmuştu; ve özünde insan faaliyetlerinin dallara ayrılmış olması, her bir dalın özgül doğal nesnelerle uğraşması, özgül yöntemler geliştirmesi, ve özgül tecrübe biriktirmesi olgusu vardı. Mesela çiftçi çalışmasını toprak işlemeye yoğunlaştırarak, teknik ve örgütlenimsel yöntemlerle konuyla ilgili bilgi ve başarıların bir niceliğini sakladı, ona hakim oldu, onu biriktirdi ve kendi ardıllarına iletti; ama diğer tecrübe çeperlerinde tarlasının başarısı ve toplumun diğer üyeleriyle haberleşmeyi sürdürmesi için gereksinilen bir asgarîyetle tatmin oldu. Bunun gibi her sanatçının, tüccarın, askerin, vb. davranışı onun kendi belirli emek ve bilgi çeperinde uzmanlaştı. İşlerin bu bölüşümü ile, herkesin faaliyet alanı küçüldü; ama çabalarının başarısı yükseldi. Emek tüm dallarında daha etkili oldu, ve tecrübe daha hızla yayıldı.

Emeğin bölüşümü genelde toplumsal hayatın ve özelde düşünmenin tekrar-biçimlenmesi için bir temel oluşturdu. Uzmanlaşma birey için çalışma alanını daralttı, ama buna karşılık verimi yükseltti ve tecrübe birikimini kolaylaştırdı ve ivmelendirdi. Demirci, terzi, çiftçi, herkes kendi çeperinde kendi atalarından iletilen üretim yöntemlerini ve koşullarını yükselen kavrayışla öğrendi; ve kendisi, azar azar, başta fark etmeden, sonra bilinçli olarak, bu yöntemlere hakim oldu ve katkı yaptı. Bu ilerleme, daha kolayca ve daha sıklıkla, mal mübadelesi sürecindeki ilişkiler sırasında farklı bölge ve ülkelerin sakinlerinin yeniliklerini ödünç alarak başarıldı, ki bu mübadelenin kendisi emek bölüşümü ile sağlanmıştı. İki vakada da eski örgütlenimsel bakış açısı artık sürdürülemezdi. İyileştirilen yöntemler, yeni teknik ve örgütlenimsel kurallar artık ilahî reçeteler yahut vahiyler gibi düşünülmüyordu: bağımsız olarak geliştirildiklerinde, öyle olmadıkları apaçıktı; ve dışarıdan ödünç alındıklarında onlara yabancı tanrıların emirleri gibi itaat etmek kabul edilemezdi, ancak kullanışlı bilgi oldukları için benimsenebilirlerdi.

Böylece eski dinsel, kutsal, kurallı ve muhafazakâr bilginin yanında, yeni bir bilgi belirdi – dinsel olmayan, “seküler”, ve ilerici. Emek dallarınca gayet doğallıkla toparlanıp biriktirildi: tarım bilgisi, demircinin bilgisi, vb. Başlangıçta o bilgi sözel olarak ve pratikte anababadan çocuklara doğru ve ustalardan çıraklara doğru iletildi. Sonra yazıya döküldü ve aynı zamanda yepyeni tip bir sistemle düzenlendi: “kuvvetler ekonomisi” ilkesine uygun olarak, öğrenilmesi ve hafızada tutulması için gereken çabayı asgarîye indirmek üzere örgütlendi. Ve bu bilimsel bir ilkedir: tecrübe “bilim” olarak, daha doğrusu belirli bilimler hâlinde, örgütlenmeye başladı. Tarımcıl bilgi tarım bilimi agronomi için malzeme sağladı, demircinin bilgisi — metalurji için malzeme sağladı, madencinin tecrübesi madencilik biliminin temelini oluşturdu, vb. Gördüğümüz gibi bunlar teknik bilimlerdir. Toplumsal emeğin dal budak sarması ve tüm dallarında tecrübenin birikimiyle bu bilimlerin sayısı yükseldi; şimdi onları yüzlerle sayıyoruz.

Sistemlileştirmenin bilimsel biçiminin karakteri, malzeme işleme ve dağıtımda yöntemcilik ve mantıksal tutarlılıktır, yani tanımlı ve tam olarak oturmuş yöntemlerin bağdaşık uygulamasına duyulan istektir; en benzer olanların birleşmesine, ve en çeşitli olanların ayrılmasına duyulan istektir. Yetkicil gelenekte olduğu gibi heterojen öğelerin bileşimleri onda imkânsız olur; yetkicil gelenek yöntemcilik ve mantıksal tutarlılıktan tamamen yoksun olmasa da bunları çok daha az kullanır. Böylece uzmanlaşma bir dizi teknik bilimi doğurdu. Ama biliyoruz ki tecrübenin sistemlileştirilmesi kendisini bunlarla sınırlamadı: matematiksel, doğal, mantıksal ve toplumsal bilimler vardır. Peki ya onlar?

Onların görünüşü çok önemli bir olgu ya da yasaya bağlıdır: en çeşitli emek çeperlerinde, ve Evrenin en heterojen öğeleri ile uğraşırken, insanlar sürekli aynı prosedür ve yöntemleri kullanırlar, bunlar da hepsinde ortaktır (uzmanlaşmış yöntemler ve aygıtlar elbette onlara eşlik eder).

Mesela, malzemenin, enstrümanların, iş kuvvetlerinin, vb sayılmasına ya da hesaplanmasına başvurmaya zaman zaman gerek duymayacağımız tek bir emek dalı bulamayız. Kimi dallarda hesaplama yöntemleri özellikle sık kullanılır ve uzman pratik isabet gerektirir, mesela inşaat ve ticaret böyledir; hayvancılık ve birçok el sanatları gibi başka dallar ise daha rastlantısal [accidental] ve daha az karmaşıktır. Ne olursa olsun, bunlar her yerde aynıdır; bir hayat çeperinde geçerli olup diğerlerine uygun olmayan özgün sayma yöntemleri yoktur. Dolayısıyla, sayma işinden özgün bir teknik bilim çıkarılamaz, ya da doğada ayrı veya özel bir nesnesi olan böyle bir bilim kurulamaz. O soyut bir bilim olmuştur, yani her ayrı veya belirli pratik görevden bağımsız bir bilim olmuştur – aritmetik, ya da sonraki gelişimiyle, cebir, vb. Onun işlevi en az teknik bilimlerin işlevleri kadar örgütlenimseldir, ama onun çok daha geniş bir kapsamı vardır ve insan faaliyetlerinin en çeşitli çeperlerini kucaklar.

Gelin başka bir yöntemi düşünelim – uzamsal ölçüm ve eş-ölçüm; soyut geometri biliminin özü budur. İnsanlık tarihinin ilkel zamanlarında yersiz yurtsuz avcılar bile seyahat mesafelerinin ölçümünde, en kısa yolları seçmek için, avlanan hayvanı vurma açısı için yarı-bilinçli hesaplamalarda vb. geometri yöntemlerini kullandılar. Yerleşik tarıma geçişle birlikte, aynı yöntemleri daha sistemli ve isabetlice uygulamak gerekli oldu, yani arazi ölçümü yöntemi olarak (“geometri” kelimesi harfiyen bu anlama gelir): çiftçi topluluklarda barış ve kader kendi içlerinde ve kendileriyle komşuları arasında arazinin düzgün dağıtılmasına bağlıydı. Bu yöntemlerin Nil, Fırat ve Dicle, Yangtze, Ganj ve diğer büyük nehirlerin vadilerine yerleşmiş antik uygarlıklarca iyileştirilmesi özellikle önemliydi. O ülkelerde nehir selleri her seferinde arazi parçaları arasındaki fizikî hudutları siliyordu ve isabetli ölçümlere dayanarak hudutların yeniden çizilmesi önemliydi. Geometrik prosedürlerde daha başka gelişmeler inşaat mühendisliğinden geldi, yani evler, saraylar, tapınaklar, piramitler, barajlar, nehirlerde su seviyelerini regüle eden rezervuarların vb. inşasından geldi. Sonra aynı yöntemler topografik etütlere uygulandı – askerî işler, ticarî seferler vb. için. Ayrıca mücevherler (kıymetli taşların cilalanması) için de önemliydi; optik enstrümanların imalatı için, ornamentikte, ressamlıkta (perspektif) vb. daha bile önemliydi. Geometrinin nesneleri çok heterojendir. Ve yine, “şeylerin örgütlenmesi”nde geometrinin şu veya bu ölçüde yönlendirici olmayacağı bir çeper göstermek zordur.

Astronomi çoğu zaman dünyevî herşeyden kopma fikriyle, saf bilişsel, ideal ilgiyle ilişkilendirilir. Daha bariz ve naif bir hataya düşmek zordur: Başka hiçbir bilim onun gibi doğrudan pratik olamaz.

Ta göçebe dönemlerde bilim-öncesi astronomik aygıtlar uzay ve zaman tayinine yarayarak tek başına tüm teknolojileri ve emek bölüşümlerini mümkün kılmıştı; o zamanlarda bile sık ormanlar ve sınırsız stepler boyunca yollarını aradılar; hem de Güneş ve yıldızlar aracılığıyla günün saatini belirlediler: çabanın her eş-tertiplenişi, uzamsal ve zamansal denk gelişe şu veya bu ölçüde gerek duyar. Bu ilk anlam sonraki bütün gelişimi boyunca astronomik yöntemlerde muhafaza edilmiştir.

Yerleşik tarımcıl hayat tarzı bu yöntemlerin iyileştirilmesini gerekli kıldı, bu da esasen zamanı daha iyi tayin etmek içindi: tarlada çalışma sürelerinin belirlenmesi ve doğal süreçlerin yıllık döngüsünün tam olarak ayırt edilmesi içindi. Zamanın tam olarak hesaplanması özellikle antik nehir kıyısı uygarlıkları için önemliydi, çünkü su seviyelerindeki salınımı tahmin ve regüle etmeleri gerekliydi, toprağın bereketi ve toplumun tüm kaderi buna bağlıydı. O yüzden rahiplere ait çok gelişmiş bir astronomi belirdi, hâlâ dinsel, gizemci bir biçim altında olsa da. Uzun ticaret seferlerinin, hem karada hem denizde, uzamsal tayin için hayatî talepleri, dinsel kabuğundan çoktan kurtarılmış astronominin gelişimini daha da hızlandırdı. Yeni zamanın başlangıcındaki büyük astronomik devrim, yani Kopernik sistemi, esasen okyanusta yön bulma ve uzak koloni ve ticaret seferleriyle körüklendi; yön bulmayı kolaylaştırmak için Bilge Alfonse’un emrinde düzinelerce astronomdan oluşan bir kolektif yeni göksel tablolar çıkardı, bunlar da Kopernik’in kendi kuramını geliştirmesinin dayanağı oldu.

Astronominin örgütleyici rolü çağdaş bilimsel ve teknolojik pratikte daha bile önemlidir zira çalışma saatlerinin dağıtımı ve uzamsal iş ilişkileri bakımından kaydadeğer bir isabete gerek duyulur. Esas ve evrensel astronomik aygıt, yani saat, toplumsal hayatın tüm örgütlenmesini regüle eder. Saat olmasa, sadece tren çizelgesi çıkarma gibi işler değil, fabrikalarda her emek işleminin süresini ya da makine işinin hızını vb. hesaplamak da imkânsız olurdu. Belirtmek gerekir ki halkın hayatını ve çalışmasını örgütleyen sayısız saatin tam denetimi ve eş-tertipi ancak astronomi yardımıyla başarılabilir; sürekli çalışan gözlemevlerinin işlevlerinden birisi budur. Dahası, demiryolları, dağlardan geçen dev tüneller, kanallar vb. inşa etmek için yeryüzü şekillerinin incelikli çalışılmasını ancak astronomik goniometrik yöntemler mümkün kılar; isabetli enstrümanların imalatında, yüksek binaların inşasında vb. yine aynı yöntemler uygulanır. Çağdaş evrensel metrik sistemin tamamı astronomik ölçümler yardımıyla elde edilmiştir; temel birimi metre, meridyen yayının kırk milyonda birlik kısmıdır, ve ancak astronomik ve geometrik yöntemlerle ölçülebilir.

Göksel cisimlerin gözlenmesinin neden uzam ve zaman tayinine ait örgütlenimsel tecrübenin dayanağını oluşturduğunu anlamak zor değildir. Bu tayin için, uzam ve zamanda özellikle istikrarlı ve kalıcı bir ilişkiler sistemi keşfetmek gerekliydi. Astronomik cisimlerde bu bulundu: devasa kütle ve mesafeleri, konum ve hareketleri üzerinde gündelik ve küçük faktörlerin nüfuzunu dışarır.

Kuşkusuz, cebir, geometri ve astronomi gibi, doğrudan örgütlenimsel işlevlere yaramazken bu bilimlerin özü olan veriler ve sonuçlar içerir. Her birisi bağımsız bir sistem olarak gelişmiştir, ve bir bütün hâlinde canlı ve işlevlidir; ve her canlı bütün öyle parçalar içerir ki sadece birbirine bağlamak için, sistemin desteklenip pekiştirilmesi için gereklidirler ve bir bütün hâlindeki işleviyle ancak dolaylı ilişkileri vardır. Mesela her insanî gayenin başarılması doğrudan ona ait olmayan birçok emek hareketini imletir: kimisi nefesin sıklaşmasına, kaslara ve beynin faal kısımarına kan gitmesine, bedenin mekanik dengesinin sürdürülmesine vb. yarar; başkalarıysa işe yaramaz yayılım kaynaklı kaçınılmaz reflekslerdir, uyarılmanın faal merkezlerden komşulara doğru dağılmasıdır. Bir başka örnek olan makinede, bir enerji üreteci ve doğrudan teknik maksadını cisimleştiren çalışma enstrümanları vardır, ama içerdiği birçok parça sadece mekanizmayı desteklemeye, sürtünmeyi azaltmaya vb. yarar, ve içerdiği kimi öğeler kesinlikle hiçbir işe yaramaz ama (henüz) elimine edil(e)mezler. Her organizma, her organ vb. hakkında aynısı söylenebilir. Bilimler istisnalar değildir. Mars’ın uyduları Jüpiter’in uyduları gibi boylam belirlemede kullanılmıyor diye astronominin özü değişmez. Göksel cisimler yön tayini enstrümanları olmaya yaradıklarından, onlar hakkında en kayıtsız çalışma bile onlara hakim olma isteğinden öte bir şey değildir, yani verili bir bilimin örgütlenimsel işlevinin iyileştirilmesidir; bilişsel varlığın çabalarının nesnel anlamı budur, o bunun farkına varmadığında bile.

Çağdaş teknolojiyi çeşitli dallarıyla örgütlediği genelde bilinen mekanik, fizik ve kimyanın üstünde durmayacağız. Biyoloji ise kabul etmeliyiz ki bir çeşit hayatın muhafazası ya da geliştirmesi (ya da aksine, yok edilmesi) üstüne birçok insan faaliyetinin örgütlenimsel tecrübesini sistemlileştirir: toprak işleme, hayvancılık, tıp, pedagoji, toplumsal hijyen, vb. biyolojik yöntemleri bol bol kullanır. Ekonomi bilimi tüm kapsamıyla emek ve bölüşümün örgütlenme tecrübesini sistemlileştirir; o yüzden eş-işletim ve ele geçirme tertipleriyle sayısız pratik çeperi kucaklar.

Örnekler listemizi soyut mantık bilimiyle bitireceğiz. Kaynağını dikkate aldığımızda örgütleyici işlevi daha aşikar olacaktır. Antik Yunanistan’da, birey ile toplum arasındaki mücadele iyice keskinleştiğinde, Sofistler okulu sahneye çıktı ve o mücadele içinde aşırı öznelciliği öğütlediler. Sofistler hiçbir ortak ahlakî, siyasî ya da bilimsel hakikat olmadığını, her bireyin kendine ait bir hakikati olduğunu ve çelişkili beyanların eşit gerekçelerle ispatlanabileceğini öne sürdüler. Bu görüşün bağdaşık uygulamasına göre insanların birbirini herhangi bir konuda ikna etmesi, bir uzlaşmaya varması bile imkânsızdı. Fakat her pratik meşguliyetin akılcı örgütlenişi tam da katılımcıları arasında maksatlar, araçlar, yürütme prosedürü vb. üstüne bir uzlaşı ile başarılır; örgütlenimsel sürecin konuşma, düşünce ve “tartışma” yoluyla yürütülmesi böyledir. Sokrat’ın okulu Sofistlere meydan okudu ve biçimsel mantığı geliştirdi. Sonradan Aristo’nun sistemlileştireceği bu mantık, insanlara müşterek ikna olmanın, anlaşma ile sonuçlanan tartışmanın, tam da bir uzlaşıya varmanın normlarını ve araçlarını verdi. Mantıkla inşa edilen örgütlenimsel yöntemler tek bir çepere ait değil, hayatın her özgül dalı içindir.

Böylece görürüz ki soyut bilimler örgütlenimsel tecrübede belirli bir teknik uzmanlıkla kısıtlanmayan kısmı kucaklar; onların hepsinde ya da en azından ezici çoğunluğunda kullanılabilen bir dizi evrensel yöntem vardır. Eğer matematik, astronomi ve mantık gibi aşırı soyut bilimlerde bu geçerliyse, diğer doğal ve toplumsal bilimlerde bu daha bile aşikardır.

Fakat soyut bilimlerin gelişimi uzmanlaşma ilkesinin hakimiyetini sarsmadı: kendilerini ona teslim ettiler ve kendi başlarına uzmanlıklar oldular, diğer her uzmanlaşmış emek dalı kadar bağımsız oldular. Bu onların ilerleyişini kolaylaştırdı ve ivmelendirdi, ama hayattaki anlamlarını müphemleştirdi. Onları savunan bilimsel uzmanlar, alanları daralmış düşünme faaliyetiyle, kendi pratik özlerini ve evrensel örgütleyici işlevlerini tam olarak anlamayı beceremediler, ve toplumsal alemde bu bilimlerin örgütlenimsel rolü algılanamaz oldu. Her türlü pratikten bağımsız hakikatin kendisi yani “saf hakikat” fikri buradan çıktı, oysa soyut bilimlerin hakikatleri sadece şu veya bu emek dalındaki uzmanlaşmış dar pratiklerden bağımsızdır, ama toplumsal ve tarihsel entegreliği içinde tüm emek pratiğine aittir. Şimdi bile bilimcilerin dünya görüşünde “saf hakikat” fikri etkilidir.

Açıktır ki bu “saf hakikat”in en azından kimi uygulamalarını görmeden edemezler; ama onları hakikate göre rastlantısal [accidental] bir şey sayarlar, özüyle ilgisiz ve onun için gereksiz sayarlar. Hakikat hayattan yüksek özgün bir mantıksal dünyaya aitmiş gibi düşünülür, hakikatin kimi zaman hayatı yönetebilmesinin nedeni de budur.

Astronomi vakası özellikle uzmanlaşmış düşünmenin dar zihniyetini sergiler. Birçok bilimci ve bilge insan onun kullanışlılığı ve teknolojideki pratik başarıları hakkında yazmışlardır; toprak işleme, yön bulma vb. uygulamalarını överler. Fakat bildiğim kadarıyla astronominin tüm toplumsal ve emek hayatını, gündelik haberleşmeyi ve insan eyleminin uzam ve zaman ilişkilerini eş-tertiplediğini ve regüle ettiğini, bu yadsınamaz olguyu kimse kabullenmemiştir. Saatleri her kullandığımızda kendimizi onları üreten ve onları sürekli denetleyen astronomik tecrübeye teslim ettiğimizi kimse fark etmemiştir, herhangi bir isabetle uzayda yön tayini için de bunun aynısı söylenebilir.

(Giriş: 3.3)

RU: Alexander Bogdanov 1912-1917
EN: Peter Dudley 1996
TR: Işık Barış Fidaner

2 Comments

Filed under çeviri, bilim