Tektolojiye Giriş: 3. Örgütlenimsel bir Bilime Doğru (3) — Alexander Bogdanov

(Giriş: 3.2)

3. Halk Tektolojisi

Hiçbir profesyonel bütünen ve dışararak kendi uzmanlığının içinde yaşayamaz: bilgi ve tecrübesinin uzmanlığını aşması kaçınılmazdır, başka insanlarla ilişkisi olmalı ve haberleşmelidir. Mesela bir tüketici olarak, diğer emek dallarının çeşitli ürünlerine dair bir kavrayışa sahip olmalıdır; bir baba ve koca olarak – çocukları büyütmeye ve aile bütçesine dair; bir yurttaş olarak – devlet örgütlenmesine dair vb. bir kavrayışa sahip olmalıdır. O kendi uzmanlığı içindeyken kendi tecrübesinin tam, tanımlı, tamamlanmış ve düzenli tasarımı, bilimsel örgütlenmesi için uğraşır, diğer tüm alanlarda ise asgarî, parçalı bilgiler ve tanımsız, muğlak, “sokaktan” ya da “dünyevî” tecrübe onu memnun eder.

Bu dünyevî tecrübe, eş-tertipsiz ve formel anlamda anarşik bir kolektife çimento edilerek, hayat içinde muazzam bir rol oynar. Hem zaten bu tecrübe aynı toplumsal çevrede yaşayan herkes için oldukça homojen ve tekdüzedir. Bilimsel olmayan karakterine rağmen, içeriği çok geniş ve geneldir. Hayatın en çeşitli alanlarıyla alâkalıdır: şeylerin örgütlenmesiyle, en azından ev hayatında; insanların örgütlenmesiyle – ailede, gündelik komşuluk ve diğer ilişkililiklerle; ve fikirlerin örgütlenmesiyle – “kamuoyu” denilen şeyde.

Bu hayat tecrübesi –tamamlanmamış olsa da çok yönlü, bilimsel olmasa da hayatî ve pratik– örgütlenimsel bakış açısı içinde naif bir birliği ve örgütlenimsel yöntemlerin birliğine yönelen spontan ama derin bir eğilimi sürdürür.

Esas olarak ulusal dilde saklanır. Uzmanlaşma temelinde belirli dalların, teknik ve profesyonel dillerin ve bilimsel terminolojilerin, tek bir ağacın dalları gibi, bu alemde dahi uzak tutuldukları doğrudur; ve sınıf çeşitlenmesi hakim sınıfların lehçesiyle ast kitlelerin lehçesi arasında daha bile geniş bir ayrılmayı getirir. Ama yine de, önemli bir ortak dilbilimsel çekirdek, farklı toplumsal grup ve sınıfları birbirine bağlamak için ve onların pratik haberleşmede karşılıklı anlayışını emniyete almak için gereklidir ve varlığını sürdürür. Geçmişin gelenekleriyle binyılların tecrübesini kristalleştiren ve ilkel bir tarzda düzenleyen şey budur.

Bütün genişliği ile ulusal bir dil, temel mecazı muhafaza eder. İnsanî ya da toplumsal etkinlik üstüne yargıları ya da “önermeleri” spontan etkinlik hakkında yargılarla özdeşçe örgütlenmiştir; mesela özne canlı ya da cansız, ampirik ya da soyut şeylere, bir bedenin simgesine, bir sürece ya da bir eyleme müracaat edebilir; ve aynı fiil ya da sıfat bütün bu çeşitli özneler için yüklem olmaya yani onların doğrudan bir karakteri olmaya yarayabilir. Hâlâ temel toplumsal birim olan ailedeki bölüşüme uygun olarak, dillerin çoğunluğunda dış doğadaki tüm karmaşalar ve ideal soyutlamalar erkek, kadın ve cinsel anlamda az gelişmiş çocuklar arasında bölümlenmiştir; adların eril, dişil ve nötr cinsiyetlere [gender] bölünmesinin başka hiçbir nedeni yoktur. Bu özgün tekçilik gramerin gelişim çizgisi boyunca kolaylıkla gözlenebilir.

Aynı eğilim dilbilimsel “sözlük”te [lexicon] yani dilin sözel malzemesinde daha bile derindir. Kolektif emek eylemlerine müracaat eden her gramatik kök, binlerce kelime-kavram doğurmuş, onların kalıtımına kaynaklık etmiştir; ve, hem fizikî hem zihinsel [mental], tüm tecrübe alanlarında bu böyledir. Bir Hint-Alman kök, “mard”, ki genel anlamı “ezmek” ya da “paramparça etmek”tir, sayısız geçişsel ve ara nüanslardan geçerek şu kelimeleri türetmiştir: Rusça “молот” (“çekiç”), “малый” (“küçük”), “смерть” (“ölüm”) ve “море” (“deniz”), “молодой” (“genç”), “медленный” (“yavaş”), Almanca “meer” (“deniz”) ve “erde” (“toprak”), “mord” (“cinayet”), “mild” (“yumuşak”), “mal” (“kez”), “schwarz” (“siyah”) vb. Araştırma gösterir ki bunların hepsi tek ve aynı fikri imletir, o da tüm örgütlenimsel tecrübe için büyük önemdedir – bütün çeşitlemeleri ve uygulamalarıyla birlikte, parçalara bölmek fikri. Rusça “крыть” (“örtmek”) kelimesi bir dizi kelimeyle ilintilidir: “кора” (“kabuk”), “корень” (“kök”), “короб” (“kutu”), “корабль” (“gemi”), “череп” – “черепаха” (“kafatası” – “kaplumbağa”), vb.; başka akraba dillerde de böyle birçok kelime vardır, mesela: Almanca “korb” (“sepet”), Fransızca “corbeille” (“sepet”), Fransızca “ecorce” (“kabuk”), “croute” (“tabaka”), vb. Bunların hepsi hem teknolojide hem de doğada uygulanan aynı örgütlenimsel aygıtların fikrini imletir: daha az istikrarlı ve daha narin bir içerik ile onu yıkıcı dış basınçlardan koruyan daha sağlam bir zar. Yunanca “ταγ” kökü de başka akraba dillerde çok yaygındır ve şu kelimeleri doğurmuştur: “τασσω” (“inşa etmek”), “τεχτων” – (“inşacı”), “ταχζιζ” – (“askeri düzen” ve genelde “düzen”), “τεχνη” (“el sanatı”, “sanat”), “τεχνον” (“çocuk”), ve çok sayıda benzer örnek vardır. Keskince heterojen de olsalar, bu kavramlar yine de ortak bir örgütlenimsel süreç fikrini imletirler.

Bir kelime çoğu zaman kendi örgütlenimsel fikrini muhafaza eder, insanların günümüzdeki bağlantısız düşüncesi sonunda o fikri kaybetse bile. Mesela dinin örgütleyici rolü çağımızın vasat sokak düşüncesinden kaçar. Fakat “din” [religion] kelimesinin kendisi bu role işaret eder, kaynağı Latince “regilare” (“bağlamak”) de olsa, “relegere” (“toparlamak”) de olsa. Bunun gibi, Rusçada ve başka akraba dillerdeki “душа” (“can”) kelimesinin bileşimi değilse de kullanımının dikkatle çalışılması felsefe ve bilimin en müphem gizemlerinden birinin çözümünü verebilir. Mesela bir kişinin bir hâl ya da toplumun “can”ı olduğunu söylediğimizde çoğu zaman “örgütleyici” ya da “örgütleyici ilke” anlamında kullanılır, yani örgütün iş ya da hayatının faal örgütleyicisi demektir; “aşk Hıristiyanlığın canıdır”, yani örgütleyici ilkesidir vb. Bu da gösterir ki “can”ın bedenin karşısına konulması tam olarak örgütleyici ya da örgütleyici ilke olarak olur, yani burada “belli bir eş-işletim biçimi kavramının insanlara ya da başka şeylere basit aktarımı” vardır, örgütleyici ile oyuncu ya da yetkicil emek ilişkileri arasında bir farklılaştırma vardır. Bu da “can” fikrinin kaynağı meselesinin hakikî çözümüdür. Dildeki kolektif deha burada, diğer birçok vakada olduğu gibi, bağlantısız ve anarşik bir toplumun çocukları olan profesyonel bilimcilerin bireysel çabalarından daha bilge çıkmıştır.

Dahası, dünyevî tecrübe halk bilgeliği denen şeyin daha karmaşık biçimleri ile muhafaza edilmiştir: atasözlerinde, mesellerde, masallarda, vb. Bir sürüsü toplum ve doğada en genel örgütlenme yasalarının ifadeleridir. Mesela Rus atasözü “Где тонко, там и рвется” (harfiyen “inceldiği yerden kopar”, “zincir en zayıf halkasından daha sağlam değildir” anlamına gelir) Evrenin tüm düzeylerinde örgütsüzleşme süreçlerini yöneten en genel yasanın betimleyici, bilimsel olmayan, ama gerçek bir ifadesidir; her bütün, direnci içinde tek bir nokta dış kuvvetlere kıyasla yetersiz hâle geldiği zaman örgütsüzleşmeye başlar; tekstiller – en inceldikleri yerde; bir zincir – en zayıf veya en paslı halkasında; insanların örgütlenmesi – insanların bağlarının daha zayıf olduğu yerde; canlı organizma – dokularının en az korunduğu yerde; bilimsel veya felsefî bir öğreti – kavramlarının kesişimlerinin eleştiriye en duyarlı olduğu yerde, vb. “Demire sıcakken vur” diyen “Куй железо, пока горячо” atasözü sadece demirciler için teknik bir kural değildir; tüm pratik için, her örgütleme ya da örgütsüzleşme işine dair bir ilkedir; müsait koşulların, sınırlı süreleri ve kaybedilebilmeleri nedeniyle, değerlendirilmeleri gereğini ifade eder. Bu kural çiftçi için (ekim ve hasat bakımından) ne kadar önemliyse; siyasetçi yahut stratejist için (toplumsal ve askerî kuvvetlerin değişen bileşimleri bakımından); sanatçı yahut araştırmacı için (çalışmalarını destekleyen dış koşulların ya da ilham denilen psikofizyolojik hâllerin müsait bileşimleri bakımından); aşık olan bir kişi için vb. de o kadar önemlidir. Çocukların kolayca kırabildiği çubuklar ve onlarla yapılan katırtırnağını güçlü adamların bile kıramamasıyla ilgili mesel, evrensel örgütlenim fikrinin popüler bir betimleyici ifadesidir; aynı şekilde insanlara, şeylere ve fikirlere de uygulanabilir. Elbette halk bilgeliğinin her bedenlenişi örgütlenimsel tecrübeyi bu kadar geniş ve derinden kucaklamaz; ama hepsi ona müracaat ederler, hem de uzmanlaşmış dar bir anlamda değil, canlı pratik ve düşüncenin ayrı dallarının sınırlarının ötesinde yayılmaya yönelmiş olarak ona müracaat ederler.

Fakat halk tektolojisinin bu tekçiliği, tek başına uzmanlaşma ruhu ile savaşamaz, teknik ve kuramsal ilerleme yürüyüşüyle birlikte, kamu bilinci üzerindeki hakimiyeti giderek daha geniş ölçeklerde uzmanlaşmaya kaptırır. Halk bilgeliği biçimi itibariyle bilimsel olmamakla kalmaz, aynı zamanda özü itibariyle derin bir durgunluk içindedir, geçmişe aittir ve onu muhafaza etmeye uğraşır; ona kıyasla uzmanlaşma, ilerleyici bir hayat çizgisini temsil eder. Uzmanlaşma naif ve muhafazakâr tekçiliği yense de, bilimsel ve ilerlemeci bir başka tekçiliği doğurur, o da hayatî anlamda halk tektolojisinden ne kadar üstünse uzmanlaşmadan da o kadar üstündür.

(Giriş: 3.4a)

RU: Alexander Bogdanov 1912-1917
EN: Peter Dudley 1996
TR: Işık Barış Fidaner

2 Comments

Filed under çeviri, bilim