Tektolojiye Giriş: 3. Örgütlenimsel bir Bilime Doğru (4b) — Alexander Bogdanov

(Giriş: 3.4a)

Özel diller geliştirilmesi farklı dallardaki yöntemlerin ıraksamasını pekiştirmekle kalmadı, ayrıca ıraksama olmayan yerde de ıraksama görüntüsü yarattı. Ortak yöntemlerin muhafaza edildiği ya da bağımsızca geliştirildiği yerlerde bile, özel diller bu olguyu insanların bilincinden sakladılar, onları aynı şeyi farklı adlar altında çalışmak zorunda bıraktılar. Bu da yöntemlerin gelişim süreci içinde dallar arası haberleşme ve eş-işletimi dışardı: her biri kendi sınırlı kaynaklarına kaldı. Bileşimlerdeki yoksulluğun sebebi buydu, bu da gelişimi köstekledi ve yavaşlattı. Sıklıkla öyle oldu ki teknoloji ya da bilişin bir dalı geçerliliğini yitirmiş, sakarca ve tüketilmiş yöntemlerin çerçevesi içinde verimsizce debelenirken, onun yıpratıcı görevlerini çözecek araçları bir başka komşu dal çoktan geliştirmişti, ama o dalda olmayanlar bunları bilemez ve kavrayamazdı.

Tek başlarına toplumun biriktirdiği yöntem ve görüşlerin sadece önemsiz kısımlarına sahip olan ve onları seçme ya da en iyi şekilde bileştirme fırsatı olmayan profesyoneller sürekli büyüyen miktarda malzeme ile uğraşamazlar ve onu uyumlu ve entegral bir şekilde örgütleyemezler. Ham malzemenin sürekli büyüyen yığınları ortaya çıkar, o da niceliğiyle çoğu zaman ilerlemeyi baskılar. Bütünlüğü öğrenmek giderek daha da zorlaşır, bu da dalların giderek daha küçük alanlara parçalanmasına ve dolayısıyla bakışlarının da daralmasına vb. yol açar. İlerici bilimciler ve düşünürler uzun zaman önce bunu fark etmiş ve esasen bilimde “şirket darkafalılığı” ile mücadele etmişlerdi.

Fakat bu parçalanma mutlak değildi; en başından beri bir başka eğilim de vardı, nispeten zayıf olmasından dolayı uzun zamandır fark edilmemişti; ama yine de kendini ileri itti ve güçlendi, özellikle de son yüzyılda. Dallar arasında haberleşme hâlâ oluyordu, ve kimilerinin yöntemleri diğerlerine ulaşmış, kimi zaman sahici devrimler yaratmıştı. Bilim ve teknolojide bir dizi büyük keşif, neredeyse keşiflerin çoğu, yöntemlerin ilk kaynaklandıkları alanın ötesindeki alanlara aktarılmasına indirgenebilir.

Böylece, buhar motorlarının kullanımı bir üretim alanından diğerlerine aktarılmış, her yerde emeğin verimliliğinde önemli iyileşmeye yol açmıştır; mesela, endüstrinin önemli bir kısmını dönüştürmelerinden onlarca yıl sonra bu motorlardan ulaşımda faydalanılmıştır. Su mühendisliğinde uzun zamandır bilinen (en basit türbin “Segner tekerleği” denen bir oyuncaktır) türbin-santrallerinin getirilmesi, buhar motorlarının gelişimindeki bir sonraki önemli adım oldu.

Daha da önemli bir ilerleme “patlama” ilkesinin getirilmesiyle ortaya çıktı, bu ilke yüzlerce yıldır savaş ve yok etme teknolojisine hakim olmuştu. Bu temelde inşa edilen motorların küçük boyut ve kütlelerine rağmen çok güçlü olmaları kayda değerdir; ve onlar insanlık için hava okyanusunu fethetmişlerdir.

Kıymetli metallerin çıkarılması, kuyumculuk ve ilaç imalâtı isabetli tartma yöntemlerini geliştirdi. Bunları bağdaşık hâlde kimyaya uygulayan A. Lavoisier büyük bir bilimsel devrim üretti. Makine üretiminin pratik ilkeleri, fizikçilerin bilimsel formülasyonuyla, termodinamiğin ve genelde enerjetiğin yasaları olmuştur; fizikî ve kimyasal bilimlerin bütün birleştirilmesi onlara dayanır. Astronomi mekaniğin ilkeleriyle dönüştürüldü; fizyoloji fizik ve kimya yöntemleriyle bir isabet bilimi oldu. Psikolojinin karakteri, bilimsel isabetine katkı yapan fizyoloji ve genel biyoloji yöntemlerinin getirilmesiyle derinden değişti.

Yöntemlerin aktarılması, yöntemlerin birlik oluşturma yönünde, yani örgütlenimsel tecrübenin tekçiliği yönünde gelişme olasılığının baştan aşağı nesnel ve çürütülemez kanıtıdır. Fakat bu neticeyi uzmanlar ya da zamanımızın genel sağduyusu kavrayamaz. Bu birliğe yakınsayan her adımı uzmanların çoğunluğu şiddetli dirençle karşılar; bilim tarihi bize buna dair çok sayıda örnek sağlar. Birleştiren fikir nihayet kazanıp uzmanların çoğunluğunca benimsendiği zaman, onu enerjiyle ve beceriyle geliştirirler, ama bu onların bir sonraki adıma da direnç göstermelerini biraz olsun önlemez. Bu direncin kaynağı uzmanlaşmanın ürettiği düşünce mekanizmasıdır; bu mekanizma öyledir ki uzman farkına varmadan kendi aşina ve alışık olduğu çalışma alanını tecrübenin yabancı ve çekingen hissettiği geri kalanından ayrı tutmaya uğraşır. Sınırlar kırıldığında, alanların ve çalışma yöntemlerinin bir yakınlaşması olduğunda, uzman bunu yabancı, hatta düşmanca bir şeyin onun hususî ekonomisini istila etmesi gibi algılar; ve onun bu yeni şeyleri çalışması eski aşina olduğu yolları izlemekten çok daha zordur. Mesela 19’uncu yüzyılın en derinden birleştirici fikrinin, yani enerjinin muhafazasının, tanınmak için bu kadar uzun zaman mücadele etmek zorunda kalmasının nedeni budur.

Robert Mayer’in bu yasayı ilk defa açıkça ifade eden ve gerekçelendiren makalesini özel bir fizik dergisi reddetmişti. Darwinizm de bilimsel topluluğun düşmanlığı karşısında en az o kadar şiddetli bir kavga geçirmek zorunda kalmıştı. Ve C. Darwin’den önce J. B. Lamarck’ın fikirlerinin kaderi iyi bilinir, evrimci görüşün rakibi J. Cuvier’in evrimi savunan Geoffrey Saint-Hilare karşısındaki resmî zaferi de iyi bilinir. Fizikçi D. Hughes laboratuvarında üretilen elektrik boşaltımlarının salınımlarını sokakta hava ve duvarlar yoluyla algılayan mikrofonunun yardımıyla bir kaza eseri olarak elektrik dalgalarını keşfettiğinde, arkadaşları bu olguyu ya da sonuçlarını yayınlamaması için onu ikna etmeyi başarmıştı: “bilimsel olarak kendine gölge düşüreceğini” söylediler. Ve ışık ile elektriğin alemlerini birleştiren bu görüngüyü yirmibeş yıl sonra H. Hertz yeniden keşfetmek zorunda kaldı.

Buhar enerjisinin endüstride zaten kullanılan su ve buhar vasıtalarına uygulanması kadar pratik ve özünde basit fikirler bile, yetkili insanların güvensizliğine ve alay etmesine yol açtı: “Congreve’in roketiyle yolculuk etmek ne kadar muhtemelse bu da o kadar muhtemeldir” dediler. Uzmanlaşma ruhu ile eğitilmiş insanlara göre fabrikalara uygun olan yöntemlerin gemiler ya da vasıtalarda hiçbir işe yaramayacakları apaçıktı. Böyle olgulara atıflar sonsuzca çoğaltılabilir.

(…)

RU: Alexander Bogdanov 1912-1917
EN: Peter Dudley 1996
TR: Işık Barış Fidaner

1 Comment

Filed under çeviri, bilim

One response to “Tektolojiye Giriş: 3. Örgütlenimsel bir Bilime Doğru (4b) — Alexander Bogdanov

  1. Pingback: Tektolojiye Giriş: 3. Örgütlenimsel bir Bilime Doğru (4a) — Alexander Bogdanov | YERSİZ ŞEYLER