Büyülttünüz onu sadece — Susan Bro

 

democracynow.org

Neo-nazilerin Charlottesville’de katlettiği Heather Heyer’in annesi Susan Bro:

Çocuğumun meşhur Facebook gönderisi: “Öfkelenmiyorsan, dikkat etmiyorsun demektir.” O dikkat ederdi. Birçoğumuza dikkat ettirdi. Allahım onunla akşam yemeği, bilirdik, bir dinleme imtihanı olacaktı. Ve konuşma imtihanı. Belki de uzlaşamama, ama olacaktı. O zaman benim kocam “Peki ben arabaya gidip biraz bilgisayar oyunumu oynayayım” derdi. Biz de oturur ve ızgara yapardık. Onunla ben konuşurduk, ben dinlerdim. Ve müzakere ederdik, ben dinlerdim.

Bütün bunlardan söz ederdik. Siyasetten söz ederdik. Onun gözüne çarpan ve adil bulduğu, bulmadığı herşeyden söz ederdik. Ofisle ilgili hislerinden ve işlerin nasıl gittiğinden söz ederdi. Yani, hep konuşurdu. Kadın konuşmayı çok seviyordu. Ve bekârdı, o yüzden evde onu dinleyecek kimse yoktu, o zaman da iş anasına düşerdi. Ve bu harikaydı.

Çocuğunuzu gömeceğinizi asla düşünmezsiniz. O resimleri çekmeyi asla düşünmezsiniz. Bu iş için benden resim istediler ve zorluk çektim. Çocukluğundan resimleri vardı bende. Ama çocuğumun resimlerini bulmak için Facebook’a gitmem gerekti, çünkü hep birlikteydik. Onu ayda en az birkaç kere görürdüm, ve sık sık birbirimize mesaj atardık, ve yatarken Facebook’ta mesajlaşırdık, “Seni seviyorum,” “Seni seviyorum. İyi misin?” “Evet, seni seviyorum.” O yüzden o bakımdan pişmanlığım yok. Sevdiklerinizin resimlerini çekin, çünkü ne zaman orada olmayacaklarını bilmiyorsunuz.

Ama işte bugün size söylemek istediğim şey. Belki bir bardak suda fırtına koparmak, belki de bir hiç uğruna. Diyebilirdim ki, “Bunu halka açık yapmayalım. Küçük özel bir cenaze olsun.” Ama işte Heather öyle bir insan değildi ki. Heather’ı tanıyan herkes dedi ki “Evet işte Heather böyle gitmeliydi, böyle büyük ve geniş.” Bütün dünyayı bu işe katmalıydı, çünkü benim çocuğum öyledir. O öyledir işte. Hep öyle olmuştur ve öyle olacaktır.

Çünkü işte mesaj: Heather dert eden sevecen bir insan olsa da, siz birçoğunuz da öylesiniz. Birçoğunuz o fazladan kilometreyi gidiyor. Ve bence Heather’ın başına gelenlerin böyle bir etki yaratmasının nedeni, hepimiz onun yaptığının başarılabilir olduğunu biliyoruz. Hepimizin ölmesi gerekmiyor. Hepimizin canlarını feda etmesi gerekmiyor. Çocuğumu susturmak için öldürmeye çalıştılar. Ne mi oldu? Büyülttünüz onu sadece.

(Alkışlar)

Teşekkürler. Teşekkürler.

İşte olmasını istediğim şey. Bana “Ben ne yapabilirim?” diye soruyorsunuz. Dert eden onca insan, sayfalarca sayfalarca şeye bakıyorum. Sayfalarca sayfalarca okuyorum onun dünyaya dokunmasını. Bunun yayılmasını istiyorum. Bunun ölmesini istemiyorum. Heather’ın mirasının daha başlangıcıdır bu. Heather’ın mirasının bitişi değildir.

Kalbinizde o küçük hesap verebilirlik kıvılcımını bulmanız gerekir. Dünyayı daha iyi bir yer kılmak için benim yapabileceğim ne var? Hangi adaletsizliği görüyorum – ve sırt çevirmek istiyorum: “Bu işe hiç karışmak istemiyorum. Sesimi duyurmak istemiyorum. Bana sinir olacaklar. Patronumun gözünde değerim düşebilir.” Umurumda değil. O parmakla kendinizi dürtün, Heather’ın yapacağı gibi, ve bu işi halledin. O fazladan adımı atın. Dünyada fark yaratmanın bir yolunu bulun.

Benim çocuğumun lise eğitimi vardı. Çocuğum aziz değildi. Onu yetiştirmek zordu, çünkü herşey bir müzakereydi. Şaka yapmıyorum. Ama ne oldu? Onun inandığı herşeyde sıkı bir inancı vardı. Gelin biz de öyle yapalım. Gelin ikna eden o kıvılcımı bulalım. Gelin içimizde o eylemi bulalım. Gelin bunu yayalım. Gelin rahat bozan diyaloğu yapalım.

Oturup “Neden üzgünsün ki?” demek kolay değil. Şöyle demek kolay değil: “Ben böyle düşünüyorum. Ve seninle uzlaşmıyorum, ama saygıyla senin söyleyeceklerini dinleyeceğim. Sağda solda oturup el sıkışıp Polyannacılık oynamayacağız. Ve kusura bakma ama mesele affetmekten ibaret değil. Bunun sevilen bir şey olmadığını biliyorum. Ama gerçekte farklarımız olacaktır. Birbirimize kızacağız. Ama gel bu kızgınlığı nefrete değil, şiddete değil, korkuya değil, gel bu farkı, bu kızgınlığı haklı eyleme akıtalım.”

Tam şimdi, yolun aşağısında, Heather adına kan bağışı toplanıyor. Tam şimdi, birbirini dinlemeye ve birbiriyle konuşmaya istekli insanlar var. Geçen gece New England’da Heather adına barışçı bir yürüyüş yaptılar, zorlu diyaloglar yapmak için. Eğer bu diyaloglardan birinin neye benzediğini görmek isterseniz, onun Facebook gönderisine bakın. Diyorum size, zor geçerdi bazen. Ama onlar diyalogdu. Ve konuşmalar yapılmalıdır. Heather’ın kıvılcımını taşımamızın tek yolu budur.

O zaman kalbinizde hatırlayın: Öfkelenmiyorsanız, dikkat etmiyorsunuz demektir. Ve sizin dikkat etmenizi istiyorum, yanlış olanı bulmanızı. Gözardı etmeyin. Öte yana bakmayın. Ona bakmayı dert edin, ve kendinize şöyle deyin: “Nasıl fark yaratabilirim?” Ve işte böyle benim çocuğumun ölümünü değerli kılacaksınız. Çocuğumun benimle olmasını daha çok isterdim, ama vallahi ondan vazgeçmem gerekiyorsa da, bir işe yaramasını sağlayalım.

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Leave a comment

Filed under çeviri

Comments are closed.