Nörobilim diyalektik bir sosyoteknik biliş felsefesi geliştirebilir — Dr. Işık Barış Fidaner

Bu metin CRB’den Kathinka Evers’i muhatap alıyordu ve Uppsala Üniversitesi’nde araştırmacı olmak için yazılmış bir cover letter‘ın parçasıydı. I regret to inform you that Kathinka Evers’in kendisini muhatap alan bu mektup hakkında söyleyecek hiçbir şeyi yoktu.

Tam metnin İngilizcesi

Introduction to Sociotechnical Cognition

IBF

Temel Hegelci ve Freudcu içgörülerle, dilbilime geçiş & teknik sahanın aşılmasıyla, olması gereken & olmayan arasındaki mantıksal bağı çözümlendiren, insan okuryazarlığına dönük epigenetik bir yaklaşıma doğru

Bu bölümde, özellikle CRB’nin beynin işlevsel mimarîlerini anlamakta bağlamların ve kültürel şablonların rolünü araştırma Görevinde, ama ayrıca bilişsel süreçleri in silica modellemenin felsefî ve etik zorluklarıyla ilgili olarak, “Epigenetik anlamda proaktif olabilir miyiz?”in [0] sonunda ifade verilen normlar vs. olgular hakkındaki soruyu ele alıyorum.

Olması gereken’in olan’dan normatifçe yüklenmiş farkı, olmayan’ın olan’dan olgusal farkından hareketle türetilir; zira her normatif ‘X olmalı!’ beyanı kendi ahlakî kuvvetini talihsizce algılanan bir ‘X değil…’ olgusundan alır. Bu “olması gereken ama olmayan” ta Hegel’in Kant’ın eleştirel felsefesine yaptığı müdahalenin konusuydu:

“Gerçek sonsuz, sonlu olanın aştırılmasından ibaret olmaktan çok uzaktır; onda her zaman sonlu olanın kendi daha dolu tabiatı içinde eritilmesi vardır. Kant işte bu yolla Fikir’e hak ettiği haysiyeti geri kazandırdı: onu Akıl Yürütme için temize çıkardı, hem soyut analitik belirlenimlerden hem de fikir nitelemesini genelde ele geçiren duyusal kavrayışlardan ayrık bir şey halinde. Ama Fikir bakımından da oradaki olumsuz yanın, olması gereken ama olmayan yanın ötesine asla geçmedi.” (G. W. F. Hegel 1892 “Küçük Mantık” Wallace çevirisinden s. 93, vurgu benim)

Bu yadsıma, bu olmayan, alımlanma koşullarına bağlı olarak, birinin (1) dünyası ya da mekânında karşı karşıya geldiği bir nesnel olgu olan bir sınırlama ya da bariyer halinde alınabilir, ya da onun (2) öznel farkındalığı içinde belirerek bir zaman boyunca katlanılan bir sıkıntı veya kaygı gibi olumsuz bir duygu halinde kaydedilebilir. Olumsuz olgunun mevcudiyeti böylece onu algılayan bireyin beyninde “mekân ve zaman odağına sıkışır.” [0]

Felsefede bu nesnellik vs. öznellik karşıtlığı Kant’ın eleştirel felsefesinde ‘ben’in aşkınsal yetkinlikleri & bu ‘ben’in ötesinde kalan Kendinde-Şey arasında bulunabilir. Mantık’ında Hegel Kantçı Kendinde-Şey’in yalıtıklığı karşısında insan düşüncesinin nesnel statüsünü öne sürer. Hegel’in diyalektik düşüncesi bireysel ‘ben’in bilişinden uzaklaşarak kavramlara dair her tür insan bilişine yönelir. Böylece diyalektik felsefe bireysel beynin sınırlamasını aşar ve fenotipik nöral dışavurumların yüksek çeşitliliğini tanır, örtük bir tarzda da olsa.

Fakat güncel durumda, insan düşüncelerinin nesnel tezahürlerinin en güçlü belirmeleri insanların teknolojik aygıtlarla etkileştiği dış teknik sahalarda olur. Diyalektik felsefe bu sahalarda işleyemez, çünkü bu aygıtların maksatlı kodlanması meselesi, algoritmalar meselesi vardır. Hegel’de insanın maksatlılığı ve dil kullanımı gibi zor sorular ne yazık ki Tanrı’yla ilgili dinbilimsel tartışmalara döner; ve bir makinenin algoritmik programlanmasını Hegel’in efendi-köle diyalektiği terimleriyle ele almak absürt olurdu. Aslında bu güncel algoritmalar meselesi ‘kullanıcı’ mefhumunda ve bu mefhumu yalıtan ‘teknik’ varsayımlarda yerlendirilebilir.

‘Kullanıcı’nın teknik sahalardaki yalıtık statüsünü sorgulayarak, ve Kant’ın eleştirel felsefesindeki ‘ben’in yalıtık ve sonlu statüsü karşısında Hegel’in müdahalesini izleyerek, Nörobilim teknik nesnelliğin bu güncel tezahürünün sınırlamalarını aşabilir, ve diyalektik bir sosyoteknik biliş felsefesi geliştirebilir.

Nasıl? Basitçe olmayanın, olumsuz olgunun mevcudiyetini teknik sahanın kendisine yansıtarak:

‘X değil…’ bir teknik hata gibi yorumlandığında, iki alımlama şekli (1) erişim hataları ve (2) süreç gecikmeleri olur, bunlar sırasıyla mekânsal vs. zamansal, nesnel vs. öznel şekillerdir. Teknik sahaya doğru bu basit yansıtma işi bireye sosyoteknik bir statü verir ve onu “mekân ve zaman odağına sıkışmaktan” [0] kurtarır.

Bu iki hata şekli (nesnel ve öznel) arasında diyalektik bir etkileşim vardır:

1) Bir erişim hatasının belirmesi, devam eden süreçte tecrübe edilmiş bir gecikmenin gerçel anlamını geçmişe dönük olarak belirleyebilir, mesela altta yatan bir uyumsuzluğu ortaya çıkararak. Etkileşimin bu tarafı bireyin ‘ben’ [‘me’] olarak özdeşimini etkiler: ‘Bu benim için [‘for me’] mi yoksa değil mi?’

2) İşleyişteki her gecikme gelecekteki erişim hatası imkânlarını değiştirebilir, mesela o imkânlarla ilişkilendirilen bir dizi risk ya da ihtimale göre. Etkileşimin bu tarafı bireye ‘ben’ [‘I’] olarak bir aciliyet duyusu verir: ‘Beklemeli miyim [‘should I’] yoksa gitmeli miyim?’

Bu iki taraf, özdeşim ve aciliyet, ‘me’ ve ‘I’ zamirleri arasındaki dilbilimsel farkta bile bulunabilir. Bu iki tereddüt şekli, Lacan’ın Écrits’de (1966) “Mantıksal Zaman ve Öngörülen Kesinliğin Öne Sürülmesi”ndeki üç mahpus hikayesinde de bulunabilir. Bu diyalektik daha düşük bir bilişsel zemine inerek ‘kullanıcı’ hakkındaki ‘teknik’ varsayımları aşar, ve kullanıcı yerine bir yetkilenme problemine ifade verir, bu da bir ‘oyuncu’nun bedenlenmesi probleminde karşılığını bulabilir [1].

Bu diyalektik psikanalizin simgesel iğdiş dediği şeyin yeniden formüllendirilmesini sağlar. Sigmund Freud’un meşhur beyanı “Bilinçdışında ‘Hayır’ diye bir şey yoktur” (Bir Histeri Vakası Analizinden Parça, 1901) şöyle yeniden yorumlanabilir: Bir yadsımanın bilişsel mevcudiyeti biliş olmaması ya da hesaplama olmaması değil, gerçel ya da olası bir hesaplama hatasıdır. Sonra da Freud’daki çeşitli yadsımalar, Verwerfung (reddetme), Verdrängung (bastırma), Verneinung (inkâr etme), Verleugnung (inkârda olma), vb. çeşitli nöral hesaplama hataları halinde ele alınabilir.

Yazılım mühendislerinin hesaplama hatalarından oluşan tayfın tamamını adlandırmak için ortak bir terimi vardır: Onlara böcek denir. Böcekleri ele almak ve onlarla uğraşmak hakkında geniş bir jargon vardır: böcek ayıklama, iz sürme, değişkenleri izleme, kod kısımlarını profilleme, vb. ‘Kullanıcı’nın işi bitirildiği zaman ‘böcek’ doğrudan doğruya Freudcu Fehlleistungen (parapratik, başarısız eylem) ile özdeştirilebilir, dil sürçmeleri ve yazım hataları buna örnektir.

Mühendisler genelde kendi hata ve parapratiklerini böcekler olarak değil, böcek üreten sebepler olarak değerlendirirler, çünkü böceklerin kendilerinin yalnızca yazılım kodunda ikâmet ettikleri varsayılır, geliştiricilerin bilişsel yetkinliklerinde değil (ne de ‘kullanıcıların’), aynı Kantçı Kendinde-Şey’in ‘ben’in aşkınsal yetkinliklerinin dışında tutulması gibi.

Bir ‘böcek’in teknik yalıtımı onu ‘kullanıcılar’la mesafeli bir yere koyar. Böcekler Freudcu parapratikler olarak kavrandığında, ‘kullanıcılar’ hakkında ‘teknik’ varsayımlar sorunlaştırılarak bu mesafe katedilebilir. Böylece böcekler kavranışları ve ifade verilişleriyle diyalektik olarak çözümlendirilebilirler (aynı klasik bir nörotik belirti gibi), standart yoldan yalıtılıp elimine edilmeleri gerekmez. Standart elimine etme süreci üretici sosyobilişsel sebepleri ortaya çıkaracak derinlemesine düşünüşten kaçınır; böylece ‘ana böceği’ (‘kullanıcılar’ hakkında ‘teknik’ varsayımlar) dokunmadan bırakır.

Gelin şimdi baştaki soruyu cevaplayalım: Normlar olumsuz olgulardan nasıl türetilir? Olması-gereken olmayan’dan nasıl türetilir? – Freudcu üstben ajansı yoluyla. Bu ajans çeşitli biçimler alabilir: kişinin suçluluğu üstünde işleyen ahlakî buyruklardan (klasik psikanalizdeki gibi), kişinin keyfi üstünde işleyen hedonist buyruklara kadar (güncel toplumlardaki gibi). [0]’da belirtilen ayrıştırıcı [dissociative] etkiler yine bu psişik ajansta yerlendirilebilir.

Bence bu üstben ajansı meselesi dilbilime geçmeyi gerektirir: Sigmund Freud’un Das Ich und Das Es‘i (1923) harfiyen dilbilimsel zamirler “Ben ve O” olarak alınarak (böylece standart Latince “Ego ve Id” çevirisi Bruno Bettelheim’ın Freud ve İnsan Canı‘nda (1983) önerdiği gibi düzeltilerek) görcül üstben (Über-Ich: üst-ben) ajansı kişinin kendi için olan ‘ben’ zamirinin yapısal bir işlevi olarak yeniden kavranabilir (Alman idealizminin kalbindeki kelime ‘Ich’tir).

Bir dili konuşanlar kendi gerçekliklerini dillerindeki zamirler yardımıyla birbirlerine uydururlar. Bireylerin sosyalleşmesine tekil zamirlerin çoğul zamirler aracılığıyla ilişkisi yoluyla ifade verilir. Bunların özgül şartları olabilir, Türkçe’de cinsiyetli zamirler olmaması gibi. Bu özel kelimelerin önemini örneklemek için “Onlar”ın zenofobi’deki rolünü ve “O”nun dindeki rolünü anmak yeterlidir.

‘Ben’ ve ‘o’ zamirleriyle tercüme edildiğinde Sigmund Freud’un doğal miras konusundaki sözleri eşzamanlı & artzamanlı boyutlarla dilbilimsel bir anlam kazanır:

Ben ile O arasındaki ayrım da çok katı olarak ele alınmamalı; unutmayalım ki Ben, O’nun özel bir biçimde ayrımlaşmış bir kısmıdır. En başta Ben’in yaşantıladıklarının kalıtım sırasında yitip gittiği sanılır, fakat birçok kuşak boyunca birbirini izleyen bireylerde sık ve yeterince güçlü olarak tekrarlandığında, bunlar dönüşerek O’nun yaşantılarına yerleşir ve izlenimleri de kalıtım yoluyla korunur. Böylelikle kalıtım yoluyla devredilebilen O, sayısız Ben varoluşunun kalıntılarını içinde taşır ve Ben kendi Üst-Ben’ini O’dan yarattığında belki de sadece eski Ben varlıklarını yeniden ortaya çıkartır, onların dirilmesini sağlar. (Ben ve O, TR: Oya Kasap, Telos Yayınları, s. 69)

Burada Freud’un eşzamanlı ‘o’ mefhumu o kadar geniştir ki, insanın genetik kodunu da insanın okuryazarlığını da içerir, ve bunların hepsinin son sözdeki üstben ajansının artzamanlı belirleyenlerini teşkil ettiği tespit edilebilir. Bu pasaj insan okuryazarlığının epigenetik bir süreç olarak kavranmasının yolunu gösterir.

Homo Sapiens‘in ya da bir başka türün herhangi bir gözlenebilir özelliği, bir fenotip sayılabilir. Yine de bir fenotip bir çift kara göz kadar açıkça gözlenebildiğinde bile, ifadesinin gerçel mevcudiyeti şartların sürekli değişmesinden kaçınamaz, çevrede ve onu saran sistemlerdeki izafiyet olgusundan kaçınamaz.

İnsan genetiği ve insan okuryazarlığı bu izafiyet olgusu karşısında ortak bir kaderi paylaşır: Genetik, doğanın kendi biçimlerini kaçınılmaz çevresel izafiyet olgusundan koruma yoludur: Kendi varoluşunu kimyasal olarak DNA’da kodlar ve onları hücre çekirdeğinde korur. İnsan okuryazarlığında da aynen böyledir: Okuryazarlık, insanlığın kendi biçimlerini kaçınılmaz nöral izafiyet olgusundan koruma yoludur: Kendi varoluşunu literatürde kodlar, kütüphaneler inşa eder, kitaplar yazar ve onlara saygı gösterir.

Freud’un ‘üst-ben’ dediği bu ortak izafiyet kaderi, Freud’un eşzamanlı ‘o’sunda doğal genetik miras ile insanın edebî mirası arasında bir sürekliliğe zemin oluşturur; iklim değişiminin küresel olgusu bu sürekliliğe kusursuz bir örnek sağlar, ve bu sürekliliği ifade etmenin en iyi yolu fenotip kavramıyla olur, sadece Homo Sapiens‘inkilerle değil, Dünya’daki bütün türlerde bulunan fenotiplerin tüm zenginliğiyle.

Hayal edebiliriz ki, eğer Sigmund Freud Die Wir und Die Sie (“Biz ve Onlar”) diye bir başka kitap yazacak zaman ve enerjiyi bulmuş olsaydı, belki de bu eşzamanlı ‘o’nun sınırını ele alacaktı, yani okuryazar insanlık (Hegelci Geist‘ın bir versiyonu) olan ‘biz’im tüm doğal canlılık (insanların bedensel varoluşu da dahil) olan ‘onlar’dan ayrıldığı yeri, ve böylece ‘bizim için’ muhafaza edilen simgesel kodlar (literatür) ile ‘onlar için’ muhafaza edilen kodlar (genetik) ayrı ayrı tespit edilebilecekti.

Fenotipler üstüne bilimsel çalışma ‘onlar’ zamirinin özel bir kullanımını teşkil eder: Freudcu üstben orada ayrı bir ajans olarak hakimiyet kazanamaz, çünkü ‘onlar’ (insanları da içeren doğal canlılık) hakkında bilgi, insan bilgisinin bütünü adına evrensel bir ifade verilmesini gereksinir. ‘Onlar’ın bilimsel versiyonu, ‘onlar’ın zenofobik versiyonunun tam karşıtıdır, ve doğal canlılığa yönelik bir empatiyi gereksinir, bir tür zenofiliyi gereksinir (fel-sefe’den philia‘yı ödünç alarak). Literatürde zenofilinin ‘onlar’ı birçok bilim kurgu eserinde bulunabilir.

Hegel’in Kant’ın eleştirel felsefesine yaptığı müdahale, insan okuryazarlığı ve doğal canlılığın “Biz ve Onlar”ı cinsinden okunduğunda, fenotiplere evrensel bir ifade vermenin yolunu gösterir:

“[Eleştirel felsefe] bir yandan anlayışın sadece görüngüleri bildiğini söyleyen, öbür yandan bu bilginin mutlak karakterini öne süren ‘Biliş bundan öteye gidemez’; ‘Burası insan bilgisinin doğal ve mutlak sınırıdır’ gibi beyanlarında bir bağdaşım gereğini öne sürer. Oysa ‘doğal’ burada yanlış kelimedir. Doğanın şeyleri, ancak kendi evrensel sınırlarının farkında olmadıkları ölçüde sınırlıdırlar ve doğal şeylerdir, ya da kendi şekil ya da niteliklerinin kendilerinin değil de bizim bakış açımızdan bir sınır olması ölçüsünde böyledirler. Bir şeyin sınır ya da arıza olduğunu kimse bilmez ya da hissetmez, aynı zamanda onun üstünde ve ötesinde olana kadar.” (Hegel’in Mantığı, Wallace çevirisinden, s. 116)

Sonuç olarak:

1) İnsan bilişinde ‘doğal’ sınırlar ve arızalar gibi gözüken şey aslında insanlığın doğadaki nitelikleri kavrama ve ifade etmekteki kendi sınırlamalarıdır: ‘Bizim’ fenotipler hakkındaki bilgimizle ilgilidirler.

2) ‘Biz’im (okuryazar insanlık) ‘onlar’ (doğal canlılık) hakkındaki bilişi’miz’de bir sınır ya da arıza ile karşılaşmamız, ‘biz’im ‘onlar’ hakkında mevcut biliş şekli’miz’in “üstüne ve ötesine” geçtiğimizi kanıtlar: Bu karşılaşma ‘parapratik’ olarak özdeştirilen bir ‘böcek’tir. “Zaman ve mekân odağına sıkışan” [0] bu böceğin özdeşim (‘me’) ile aciliyet (‘I’) diyalektiği ile verilen sosyoteknik bir statüsü vardır.

3) Sonuç olarak, ‘biz’im epigenetik bilgiyi doğrudan doğruya genel insan okuryazarlığı ile, [0]’da anılan okuma ve yazma yeteneği ile ilişkilendirmemiz meşrudur.

Bu bölümü okuduğunuz için teşekkür ederim.

Dr. Işık Barış Fidaner

***

Kaynakça

[0] K. Evers. (2015). Can we be epigenetically proactive? In T. Metzinger & J. M. Windt (Eds.) Open MIND. Frankfurt a. M., GER: MIND Group.

[1] I. B. Fidaner. “Postmodern Yabancılaşma için Bir Model Önerisi,” [A Model Proposal for Postmodern Alienation] In Yeni Medya Çalışmaları Kongresi [New Media Studies Congress] 2013.

https://yersizseyler.wordpress.com/2013/03/25/postmodern-yabancilasma-modeli-2/

English translation: http://sakareller.net/insan/baris/postmodern-alienation.pdf
https://ekitap.alternatifbilisim.org/yeni_medya_calismalari-1_kongre_kitabi.html
http://yenimedya.org.tr

1 Comment

Filed under çeviri, bilim

One response to “Nörobilim diyalektik bir sosyoteknik biliş felsefesi geliştirebilir — Dr. Işık Barış Fidaner

  1. Pingback: Mikorize Paylaşım Ağlarının Ne Olduklarını Öğreniniz — IBF | YERSİZ ŞEYLER