Efsanelerin ve Halk Masallarının Dönüştürücü Gücü — Sharon Blackie

rolleston_thecurseofmacha_1857_1920

Bu çeviriyi Jineolojî dergisine hediye ediyorum.

Ayrıca bkz.
Twitter’daki #FolklorPerşembe hashtagi nasıl da küresel bir olaya dönüştü (David Barnett)
Neden Perşembe? Çünkü tek efsane! #FolkloreThursday (Dr. Işık Barış Fidaner)

Işık Barış Fidaner

Sharon Blackie — 5 Mayıs 2016 — folklorethursday.com

Efsaneler ve halk masalları kadim bir mirastır: İnsanların bize hayat veren toprakla ve bizimle birlikte toprağı işgal eden insan olmayan başkalarıyla binlerce yıllık etkileşiminin mirasıdır. Bu öyküler kendilerini kalplerimize derinden eker ve orada kalır, çoğu zaman da arketipleri –kişisel olanla evrensel olanı köprüleyen imgeleri– anımsattıkları için. Arketipler anahtar gibidir, sahip olduğumuzu belki de asla bilmeyeceğimiz kadim, derin, büyülü bir bilgeliğin kilidini açar. Ama bir öykünün vasıtası ile, arketipler salt imge olmanın ötesine geçer: Enerji olur, hayatın karmaşıklıkları boyunca bize rehberlik eden ve bize ne olabileceğimizi –ya da dünyanın gelişimine nasıl katılabileceğimizi– gösteren yönergelerle yüklenir. Efsanebilimci Joseph Campbell’in sözleriyle onlarda ‘insan ruhunu ileriye taşıyacak’ güç vardır. İşte bu yüzden, bireyler ve gruplarla terapi çalışmamda en derinden dönüştürücü tekniklerin, her zaman (efsane ve halk masallarıyla yaratıcı çalışmadan temellenen) anlatı teknikleri olduğunu buldum.

Anlatısal psikoloji yaklaşımlarına göre hayat öykülenmiştir: Tecrübelerimize anlam öykülerle verilir, kimliğimiz ve benlik duyumuz esasen hem hayatımız ve tecrübelerimiz hakkında anlattığımız öykülerce hem de kendimizi ve dünyada oynadığımız rolleri nasıl gördüğümüzü belirleyen öykülerce şekillendirilir. Çoğu kez, hayatlarımız ve benliklerimiz hakkında işlevsiz öyküler anlatırız: Bunlar büyümemizi, değişmemizi önler. Mesela, kendimizi sadece birer kurban gibi görebildiğimiz öyküler, kendimizi hem eylem hem de dönüştürülme gücüne sahip başkahramanlar gibi asla göremediğimiz öyküler işlevsizdir. Hayatımıza yön veren ‘sorunla yüklenmiş öykü’ o kadar hakim olabilir ki tecrübemizi başka herhangi bir yolla yorumlamamızı önler. Nijeryalı yazar Ben Okri bunu güzellikle söyler: ‘Öyle ya da böyle, bize erkenden ya da sonradan ekilmiş öyküleri yaşarız, yahut kendi kendimize –bilerek ya da bilmeyerek– ektiğimiz öyküleri de yaşarız. Ya hayatlarımıza anlam veren ya da onu anlamsızlıkla yadsıyan öyküleri yaşarız. Hayatımıza yön veren öyküleri değiştirirsek, hayatımızı değiştirmemiz gayet mümkündür.’ Bir anlatı psikoloğunun yeteneği, özünde, insanlara hayatlarına yön veren işlevsiz öyküleri değiştirebilme yeteneğini öğretmektir. Tam olarak, hayatlarını yeniden öykülendirme –ve böylece dönüştürme– yeteneğini öğretmektir.

‘Öyle ya da böyle, bize erkenden ya da sonradan ekilmiş öyküleri yaşarız, yahut kendi kendimize –bilerek ya da bilmeyerek– ektiğimiz öyküleri de yaşarız. Ya hayatlarımıza anlam veren ya da onu anlamsızlıkla yadsıyan öyküleri yaşarız. Hayatımıza yön veren öyküleri değiştirirsek, hayatımızı değiştirmemiz gayet mümkündür.’ Ben Okri

Öyküyle çalışmanın çok derinden dönüştürücü olabilmesinin birçok nedeni vardır; işte birkaç tanesi.

— Öyküler anlatmak temel bir insanî faaliyettir – herkes nasıl yapacağını bilir. Özünde anlatısal yaratıklarızdır.

— Öyküler güzeldir. Bizi etkiler ve hayal gücümüzü ele geçirir.

— İçimizdeki bir şey efsane ve halk masallarındaki arketip imgelerini içgüdüsel olarak anlar. Kemiklerimizin içinde, onları biliriz: Kötü üvey anne, bilge yaşlı adam, koca kötü kurt, zaman zaman hepimizin kaybolup gittiği karanlık orman.

— Öyküler zor durumlarda mesafe ve nesnellik edinmemize olanak verir: Duyguları –derinden travmatik malzemeyi bile– yapıcılık ve güvenle ifade edip soğurmak için mesafe edinmemize olanak verir.

— Öyküler sabitlenmiş değildir. Büyümeye müsaade eder çünkü onlar da zamanla değişebilir.

— Öyküler özdeşim kurmamıza ve kendi hayal gücü kaynaklarımızı kullanarak zorluklar karşısında yaratıcı ve biricik kişisel yollarla baş etmemize yardım eder. Böylece dirayetimiz kuvvetlenir.

— Öyküler kendimiz ve başkalarının oynadığı rolleri anlamamıza; birbirimizin yeteneklerine, farklarına, bazen de karşıt bakış açılarına saygılı olmamıza yardım eder.

— Öyküler kargaşada anlam bulmamıza, karmaşık olanı basitleştirmemize yardım eder. Senaryoyu anlamamıza ve oradaki rolümüze dair içgörü edinmemize yardım eder.

— Öyküler engelleri aşılacak zorluklar gibi görmemize ve (mesela bir kurbandansa bir kahramana daha yakışır) davranışlar seçmemize yardım eder. Bize küçük bir kızın bile koca kötü kurtu zekasıyla alt edebileceğini öğretir; karanlık ormanda kaybolmamak için yolumuza ekmek kırıntılarıyla nasıl iz bırakacağımızı gösterir.

Hem yazar hem de anlatı psikoloğu olarak benim kendi işlerim, Keltik ülkelerin efsanebilimi ve halkbilimi üstüne ömrüm boyunca yürüttüğüm çalışmamdan beslenir. Bu olağandışıdır; bugün popüler medyada yazılanların çoğu Grimm Kardeşler, Hans Christian Andersen, Perrault ve başkalarınca toparlanmış kuzey Avrupa’nın peri masalları merkezi etrafında döner. Jungcu arketip psikolojisi geleneğindeki çoğu terapi çalışması Yunan (ya da Roma) efsanelerine odaklanmıştır, bunlar da basit, hoş ve temiz arketipler çıkarmaya elverişlidir. Bilgelik arketipi tanrıça Athena; özlediğimiz vahşiliği temsil eden Artemis/Diana; yurt ve yuva simgesi Hestia. Hangi tanrıçanın ‘içinde daha faal’ (bir terapist böyle diyor) olduğuna göre bir kadın meslekî başarı kazanmaya daha bağlı olabilir, bir başkasıysa eş ve anne olmakla daha çok tatmin sağlayabilir. [*]

Keltik efsane ve halkbilimi üstüne çalışmayı sevmemin tek sebebi doğrudan doğruya kendi yerli kültürümden ve her gün yürüdüğüm topraklardan doğmuş olmaları değil – daha çok, Klasik efsane ve öykülerin aksine, öyle kolay kategorileştirmelere elverişli olmamaları. Bizim eski efsanelerimiz inanılmaz karmaşıktır: Hem yapısal hem de ahlakî anlamda. Keltik efsane ve arketipler üstüne çalışmamın esas sebebi, derinden ataerkil Yunan ve Roma uygarlıklarının aksine, gücü kadınlara vermeleridir. Bizim yerli Keltik efsanebilimimizde, kadınlar toprağın muhafızları ve koruyucularıdır, Öbürdünya’nın bütün ahlakî ve ruhanî yetkesini onlar taşırlar.

Ben de o zaman ortaçağ Galler’inin Blodeuwedd masalının karmaşıklıklarına dalmak isterim: Sırf insan eş alması yasaklanan bir adama eş olması maksadıyla erkeklerin çiçeklerden yarattığı Blodeuwedd. Kendi aşkını, kendi hayatını seçme günahı yüzünden (bir erkeğin) lanetleyip baykuşa çevirdiği Blodeuwedd. Kocasını öldürerek o özgürlüğe erişmeyi planlayan Blodeuwedd. Yok – bu öyküde kolay cevaplar yok. Ama hayatta da kolay cevaplar yok.

Ben hepimizin içinde yaşayan deli kadın Mis ile çalışmak isterim: Erkeklerin korkunç savaşlarından ve kendi babasının ölümünden kaçan ve ormanlarda vahşileşip kederlenen Mis. Uzuvları kürklenen, keçe gibi vahşi saçlarıyla, keder ve çaresizlikten dili tutulan Mis imgesi, yeşil ormanın açıklıklarında geyiğiyle hafif hafif gezinen güzel Diana’nın pastoral Romalı imgesine kıyasla çok daha derinden titreştirir beni.

Ben toprağı yaratmış ve şekillendirmiş Yaşlı Kadın Cailleach ile çalışmak isterim: Dağ doruklarında deli gibi dans eden, asasını yere vurarak düştüğü her yere kış getiren Cailleach. Ormanların mahvolması ile kederlenen ve vahşi şeyleri gayretkeş avcıdan korumaya çabalayan Cailleach. Bugün benim tanıdığım kadınları yansıtan arketipler bunlardır; bu zamanlarda gerek duyulan arketipler bunlardır. Öykünün dönüştürücü gücü sonsuzdur; yerli efsanebilimimizin gücü ve derinliği sonsuzdur. Hepimizin ondan yararlanmayı öğrenmemizin zamanı gelmiştir.

[*] Bu yaklaşımın tipik örneği Jean Shinoda Bolen gibi Jungcu terapistler ve Herkadındaki Tanrıçalar [Goddesses in Everywoman] gibi kitaplardır.

Kaynaklar:

Blackie, S. 2016. If Women Rose Rooted: the Power of the Celtic Woman. [Kadınlar Köklü Yükselirse: Keltik Kadının Gücü] London: September Publishing.

Campbell, J. 1972. Myths to Live By. [Hayata Yön Veren Efsaneler] New York: Viking.

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

2 Comments

Filed under çeviri, bilim

2 responses to “Efsanelerin ve Halk Masallarının Dönüştürücü Gücü — Sharon Blackie

  1. Pingback: Bitkiler Mantarlarla Eşyaşam İçinde Olduğunda Daha Dayanıklı Oluyor | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: Asla bir daha — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER