İşaret Değeri Üzerine — Slavoj Žižek

Yeni çıkan Incontinence of the Void kitabından bir kısmın Türkçe çevirisidir.

IBF

Şimdiye dek, temelini ya da sınırlamasını sorgulamadan farklı fazlalık biçimlerine ve farklı fazlalıkların birbirleri içine örülmelerine [intertwinement] başvurduk. Mesela metaların mantığı ile imleyenin mantığı arasındaki benzeşimi sorunlu kılan şey, en başından beri teşkil edici bir kısım olmasına rağmen, Marx’ın kavramlaştırmasında eksik olan bir şey kılığında imleyici boyutun metaların çeperine nakşedilmiş olmasıdır. Marx’ın başlangıç noktası bir metanın ikili tabiatıdır, kullanım değeri ile mübadele değeri arasındaki bölünmedir; fakat kullanım değeri – mübadele değeri çifti bütün kapsamı içermez: bir başka değer boyutu gerekir, Lacan buna “kült değeri” demiştir. Gelin taşlanmış kot metasını ele alalım: onda bir kullanım değeri (onları pantolon olarak giyebiliriz) ve mübadele değeri vardır (fiyat ile ifade edilir), ama bir de ilk ikisine indirgenemeyen üçüncü bir değer vardır, metaya hale olarak yapışan yoğun bir anlam ağı vardır: taşlanmış kotun imlettiği “yaşam tarzı” nedir; gerçekliğe yönelik tutum nedir, onu giydiğimde kendimi nasıl bir imajla sunarım? PD (politik doğrucu) zamanlarımızda çevresel kült değeri öne çıkıyor: yarısı çürük ve daha pahalı “organik” elmaların gerçekten daha sağlıklı olduğuna kim inanır? Öyle ki, onları satın almakla sadece bir ürünü satın alıp tüketmiş olmayız—aynı zamanda anlamlı bir şey yapmış, çevreye duyarlılığımızı ve küresel farkındalığımızı göstermiş, geniş bir küresel projeye katılmış oluruz. … Lacan bu boyuta “kült değeri” derken Thomas Presskorn-Thygesen ile Ole Bjerg buna basitçe “işaret değeri” diyor. [1]

Savlarına göre “keyif, belli işaret değerleri olan metaların tüketimiyle simgesel kimliğin yaratılmasında mühim bir rol oynar. Metadaki işaret değerini kurtarabilmek için, tüketici, ondaki kullanım değerinin keyfini çıkarabilmelidir. Zorlantılı satın alıcı bu keyif alma yeteneğinden yoksundur, bu da onun tüketici kimliğinde aslî bir bozukluğa sebep olur.” [2] “Keyif” terimi burada “haz”ın karşısına konmalıdır: bir metanın tüketiminde, haz, benim (elbette salt doğal olmayıp toplumsal bir inşa olan) bir ihtiyacım onun kullanım değeriyle tatmin edildiğinde yaşanır, keyif ise metadaki işaret değerinin tüketiciye olan etkisi ile üretilir—mesela taşlanmış kot örneğinde, onu giymek haz verir, bana keyif veren şeyse onları giymemin öz-kimliğimi belli tip bir kişi olarak şekillendirmesi ve öne sürmesidir:

Simgesel düzende arzunun yapılanması aynı zamanda öznenin toplumsal kimliğinin inşasıdır. Farklı arzu nesneleri-metalar tüketerek, tüketici, işaretlerin simgesel sistemi içine kendisini konumlandırır ve böylece belirli bir kimlik edinir. Metanın işaret değeri metanın belirli toplumsal anlamını belirtir, tüketici de tüketimi yoluyla bu anlamdan bir pay alır. Kısacası metalar kendimiz hakkında nasıl düşünüp hissettiğimizi şekillendirir. [3]

Dikkat ederseniz bir tüketicinin kullanım değeri ile işaret değerini birbirinden ayrı tutması mümkün değildir, çünkü işaret değeri, metadaki kullanım değerinin organik bir bileşeni gibi yaşanır: Taşlanmış kota arzu duyarım, çünkü onu giydiğimde, kendimi, kimliğimi, istediğim gibi yaşarım: “Metadaki kullanım değeri öznenin asıl benliğinin maddî eşi olarak ideolojik işlev görür.” [4] Kullanım değeri ile işaret değerinin örtüşmesi dolaysızca olmaz, zorla yapılması gerekir, ve bu zorlamanın etkin momenti işaret değeridir, tüketiciye baskı uygulayarak kendi asıl benliğinin “maddî eşi” olarak bu metaya gerçekten ihtiyaç duyduğuna onu ikna eder:

Şayet metadaki işaret değeri, kimliği işaretleme ve yaratma işlevini görecekse, satın alıcı, metadaki kullanım değerine dönük bir ihtiyacı ortaya çıkarabilmelidir, hem kendine dönük hem de başkalarıyla olan ilişkisi içinde bu ihtiyacı koruyabilmelidir. İşaret değeri ne kadar yüksekse, tüketicinin ihtiyaçlarını ve tüketim kapasitesini genişletebilmesine dönük talep de o kadar büyüktür. Başka bir deyişle, bu belirli metaya ihtiyaç duyduğuna kendisini ve etrafındaki dünyayı ikna edebilmelidir. Bu ikna etme sadece entelektüel değil alışkanlıklarla da olmalıdır. [5]

Burada sözkonusu metanın keyfini çıkarma buyruğu kılığında açıkça ortaya çıkan, üstben boyutudur. Üstbenin burada iş başında olan tersine dönme karakterine dikkat edilmeli: buyruk bizi metanın kullanım değeriyle sağlanan hazza kapılma ayartısına karşı koyarak görevimizi yerine getirmeye itmez (“Taşlanmış kot satın alma—giymesi rahat bile olsa, bunu yapmakla emperyalist ideolojiyi teşvik ediyorsun!”); aksine, metanın işaret değeri, onunla ilişkili ideoloji, bizi hiç ihtiyaç duymasak bile onun kullanım değerinin keyfini çıkarmaya iter: “Bir metanın edinilmesini, tüketicinin metaya olan acil ihtiyacına delalet etme işlevi gören bir keyif duyusu takip etmelidir. Zorlantılı satın alıcı böyle bir delaleti üretememenin acısını çeker. Bu zorlantılı satın alıcının metaya hiçbir arzu duymadığını göstermez, ama onun arzusu sadece metanın işaret değerine yönelmiştir.” [6]

Burada ortaya çıkan gerilim kaçınılmaz olarak Baudrillard’ın “düşen keyif oranı” dediği şeyle sonuçlanır: satın aldığım her yeni metanın tüketiminde keyif bulmak için daha çok çaba gerekir. Bu açmaza olan spontan reaksiyonum basitçe eldeki metayı tatmin etmiyor diye atıp daha yeni ve daha çok meta satın almaya devam etmek olur (ve bunların keyif oranı da düşmeye devam eder, elbette): “Her meta bizi sadece bir an için tatmin eder. Gerçek şey her zaman elimizden kaçar. Keyfiyetle çekilen bu acının belki de en açık sergilendiği vaka, kapitalist simgesel düzenin reçete ettiği nesnelerin peşinde durmadan dinlenmeden koşan zorlantılı satın alıcıdır—umudu keyif almaktır ama trajik bir yineleme zorlantısı içinde bir işaret değerinden bir sonrakine doğru sürüklenir.” [7] Bütün bu hareketin hakikati, elbette, zorlantılı satın alıcıya karakterini veren tam anlamıyla diyalektik tersine dönmedir: libidinal yatırım iddia edilen hedeften (nesneyi tüketmek) aracı faaliyete (satın almak) doğru yerdeğiştirir, yani asıl neşe kaynağı satın alma eyleminin kendisi olur; satın alınan metaların ne olduğu fark etmez, çoğu zaman kullanılmadan kalırlar (mesela erkekler sık sık PClerine eklenti olarak aslen işe yaramaz cihazlar satın almaya devam ederler). Bu tersine dönme “normal” satın alma sürecini bozan bir patoloji değildir; o, aksine, en basit satın alma eyleminin altında saklanan bir şeydir: “Zorlantılı satın alıcıda bulunan şey, normal tüketicide zaten daha az ölçüde mevcut olan bir şeyin abartılı bir biçiminden ibarettir.” [8] Aynı arzunun bastırılmasının bastırma arzusuna dönmesinde olduğu gibi, ya da gayrımeşru bir arzunun cezalandırılmasının cezalandırma arzusuna dönüşmesinde olduğu gibi, burada bir arzuyu tatmin etmek amacıyla satın alma eylemi, satın alma eylemine yönelik bir arzuya döner.

Peki Marx ile Lacan’a geri dönersek: o zaman Marx metaların bir boyutunu kaçırmış mıdır? İşler daha karışıktır: işaret değerinin gözden kaçması, işaret değeri ile kullanım değerinin bütünleşmesi, metalar çeperinin kendisine ait gerekli bir yanılsamadır.

[1] Thomas Presskorn-Thygesen and Ole Bjerg, “The Falling Rate of Enjoyment: Consumer Capitalism and Compulsive Buying Disorder,” [Düşen Keyif Oranı: Tüketici Kapitalizmi ve Zorlantılı Satın Alma Bozukluğu]
Ephemera 14, no. 2 (2014): 197–220, .

[2] Age., 197.

[3] Age., 202.

[4] Age., 205. Elbette şöyle akıl yürüten bir tüketiciyi hayal edebiliriz: “Taşlanmış kottan nefret ediyorum, gülünçtür, sadece belli bir imajımı korumak için onu satın alıp giyeceğim!” Fakat bu durumda tüketicinin arzusu ne metaya ne de kendi kimliğine yöneliktir, sadece ne olduğuna dair başkalarını kandırma oyunu oynar.

[5] Age., 212.

[6] Age.

[7] Age., 206.

[8] Age., 199.

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

1 Yorum

Filed under çeviri

One response to “İşaret Değeri Üzerine — Slavoj Žižek

  1. Geri bildirim: Hayat hayattır — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER