Hep Çalışıp Hiç Oynamamak Mutantları Sıkıcı Yapar — Işık Barış Fidaner

the-gifted-polaris-and-eclipses-powers-explained

Şekil 1: Lorna ile Marcos’un dokunarak ürettikleri Aurora Borealis

The Gifted, süper yetenekleri olan mutantlarla ilgili bir TV dizisidir. Dizideki mutantlar yeteneklerini çeşitli amaçlar için mükemmel şekilde “kullanırlar”, ama aslında daha yaratıcı olup süper güçleriyle daha çok “oynayabilirlerdi”. Başlıkla kimseye sıkıcı demek istemiyorum, demek istediğim sadece mutantların şimdiki hâllerinden çok daha yaratıcı olabilecekleri. Bu metnin iki amacı var: Kuramımdan [1] birkaç temel kavramı tanıtmak ve bu TV dizisinin içeriğini incelemek.

Bir Žižekçi olarak, jouissance‘ı “psikanalizin tanıdığı tek cevher” [2] olarak görürüm ama onu iki paralel unsura ayırırım: Lüzum ve Keyfiyet. Üç temel tutum bu ayrıma dayanır: Tüketici Lüzum ile Keyfiyetin ayırt edilmeden kaldığı tutumdur, Kullanıcı Lüzumun hakim olduğu tutumdur, Oyuncu Keyfiyetin hakim olduğu tutumdur. Lüzum ile Keyfiyet arasında diyalektik bir ilişki vardır, bunlar özünde aynı jouissance‘ın iki tarafıdır.

The Gifted‘da süper güçler esasen (1) denetlenemez itkiler olarak ve (2) eğitilmiş yetenekler olarak tezahür eder. Olayların doğal akışına göre süper güçler başlangıçta denetlenemez itkiler olarak tezahür ederler, daha sonra mutant gerektiği durumlarda düzgünce “kullanabilmek” için kendi güçlerini eğitir.

Eğitilmiş bir yetenek, Lüzumları kusursuzca ayırt eder, yani bir Kullanıcı tutumudur, bir mutantın kendi gücünü etkili olarak “kullanmasıdır”. Dizide süper güçlerin en yaygın tezahür yolu budur. Savaşın her tarafı kendi süper güçlerini kendi amaçlarına en uygun olarak “kullanmaya” çalışır. Tipik örnek: mutantları belirli yerlere ulaştırmak için Clarice’in açtığı portallar. Hatta Clarice bu yüzden “kullanılmak”tan şikayet eder. “Mutantlar güçlerini neden ve nasıl kullanmalıdır?” temel sorusu senaryoyu ilerletir.

Denetlenemez bir itki, karışık bir zihin durumunda tezahür eder, Lüzumları Keyfiyetlerden düzgünce ayırt etmez, o yüzden bir Tüketici tutumudur, güçlerine kendini kaptırmış bir mutanttır, güçleri bir nevi Freudcu parapraksis gibi tezahür eder. Bu, süper güçlerin ilk ortaya çıkışının doğal yolu olarak sunulmuştur, mesela Andy’nin okul binasını yıkması böyledir. Aşırı psikolojik şartlarda da bu oluşabilir, mesela Clarice’in bilinçsiz hâlde portallar açması, Lorna’nın Esme’ye sinirlenip yatağı kırması böyledir.

Bu ikisinden daha az rastlanan üçüncü bir tür tezahür daha var: Bazen mutantlar Keyfiyetlerini ayırt eder ve güçleriyle “oynarlar”. Diğer iki tezahür türü kadar vurgulanmış olmasa da, bu üçüncü türün dizinin etik odak noktası olduğu savunulabilir. İyi tarafı kötü taraftan ayırt eden, kendi güçleriyle özgürce oynayabilmeleridir, bunun tipik örneği Lorna ile Marcos’un dokunarak ürettikleri Aurora Borealis’tir (Şekil 1). Ama güçlerle oynamak bir günah ihtimali olarak da gösterilir, Wes’in görüntü manipülasyonlarındaki gibi.

Bu üçüncü tezahür türü dizide oldukça seyrektir. “İyi taraf”ın “özgürlüğü” onların süper güçlerini “iyi amaçlar” için “kullanmaları” ile temsil edilir çoğunlukla, ve sonunda doğru yol ve amaçlar üstüne bir bölünme ve anlaşmazlığa yol açar (birinci sezon böyle sona erer; ikinci sezon 25 Eylül 2018’de başlayacak). Bence mutantların etkin özgürlüğü güçleriyle özgürce oynamaları ile daha sık temsil edilebilir, Aurora Borealis örneğinde olduğu gibi.

Bir flashback sahnesinde, Lorna Marcos’a sorar: “Gücünü keşfettiğinde eğlencesine yaptığın ilk şey neydi?” Marcos şöyle der: “Ne eğlencesi? Sokaklarda bir karton kutuda yaşıyordum.” Lorna ona nasıl havada süzüldüğünü gösterip onun da bir şey göstermesinde ısrar edince, şöyle der: “Cidden, bilmiyorum… Aptalca bir şey.” ve sonunda cam parçalarıyla bir ışık yansıması oyunu gösterir. Bu diyalogun ardından Aurora Borealis yapabildiklerini keşfederler.

O halde mutantlar neden güçleriyle pek sık “oynamazlar”? Marcos’un deyişiyle, belki yaratıcı olmayı “aptalca” bulurlar. Belki de güçlerini sürekli ölüm-kalım durumlarında haklı bir paranoya (senaryo yazarları sayesinde tabi ki) içinde “kullanmayı” daha “zekice” bulurlar. Paranoyak bir dünyada etkili ve işlevsel olmak, daha affedici bir dünyada yaratıcı olmaktan daha “akıllıca”dır. The Gifted‘daki mutantların faaliyetlerindeki “hep çalışıp hiç oynamamak” boyutu bu şekilde açıklanabilir.

(İngilizcesi)

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Postmodern Yabancılaşma Modeli, Dr. Işık Barış Fidaner
https://yersizseyler.wordpress.com/2013/03/25/postmodern-yabancilasma-modeli-2/

[2] Less Than Nothing, sayfa 457.

3 Comments

Filed under çeviri