Özgürlük ve sınıf özdeşimi — Işık Barış Fidaner

(Bu yazının İngilizce özgün metni Žižekian Analysis’de yayınlanmıştır)

Parallax View‘daki [1] mükemmel bir pasajda, Žižek “özgürlük”ü “tanınmış/üstlenilmiş gereklilik” olarak tanımlar. Bu özgürlük tanımı sınıf özdeşimi ile nasıl ilişkilenir?

Burjuva özdeşimi işçi sınıfı özdeşiminden ayırt etmenin bir yolu, tanınmış/üstlenilmiş gerekliliklerin karakterine bakmaktır: Hayatın aslî gerekliliği, bir burjuva için, sermayeye eklenen değer fazlasıdır; ama bir işçi için, kendi emek-gücünü satma gereğidir. Marksist proleter özdeşim mefhumu da işçi sınıfı özdeşiminden ayırt edilebilir: Proleter özdeşim “siyasî” bir gerekliliği tanır/üstlenir, mesela “egemen sınıf olarak örgütlenme ve sonunda kendisini sınıf olarak ortadan kaldırma” gerekliliğini. Bu proletarya mefhumu hem topluma egemen olmayı hem de kendini ortadan kaldırmayı amaçlayan bir toplumsal sınıfın paradoksudur. Böyle tanımlanıp ayırt edildiğinde proletarya ile işçi sınıfı arasındaki çelişki açıkça görülebilir: Egemen olan bir sınıfın artık emek-gücünü satması gerekmez, ve işçi sınıfı bir özdeşim olarak “ortadan kaldırılamaz”. Bunun alternatifi proletaryayı devrimci parti bakımından tanımlamaktır.

Simgesel düzenin bu özdeşimlerdeki rolünü görmek için, gelin Lacancı-Žižekçi yabancılaşma ve ayrılma mefhumlarını bu bakımdan yeniden tanımlayalım.

Yabancılaşmada, tanınmış/üstlenilmiş gereklilik, önceden işlendiği mevcut bir simgesel düzenden gelir. Dolayısıyla, yabancılaşma büyük Öteki’ye bağlı olan izafî bir özgürlüktür. Örneğin, burjuva yabancılaşmada, değer fazlası “kâr” mefhumuna işlenmiştir. İşçi sınıfı yabancılaşmasında, kendi emek-gücünü satma gereği “iş” mefhumuna işlenmiştir. Proleter yabancılaşmada, egemen olma ve kendini ortadan kaldırma gereği belli bir Marksist “tarih” mefhumuna işlenmiş olabilir. Genel olarak sınıf yabancılaşmasında, özdeşim kurulan sınıf mevcut simgesel düzende önceden işlenmiştir.

Ayrılmada, tanınmış/üstlenilmiş gereklilik önceki bir işlenişten gelmez: tanıma/üstlenme eylemi yeni bir gerekliliğin işlenişi ile sonuçlanır. Başka bir deyişle, ayrılma tanıdığı/üstlendiği gerekliliği yaratır. Dolayısıyla, ayrılma mutlak bir özgürlüktür, simgesel düzene yeniden zemin vermek için uzamı temizleyen bir kurucu jesttir. Bu anlamda, ayrılma esasen siyasîdir. Örneğin, burjuva ayrılmada, değer fazlası “katı olan herşeyi buharlaştıran” (Marx) bir soyutlama rolünü oynar. İşçi sınıfı ayrılmasında, emek-gücü, “zaruret hakkı” (Žižek’in vurguladığı, Hegel’e ait bir mefhum) üreten bir soyutlamadır. Proleter ayrılmasında, kişi Parti’nin bedenlenişi olur: “Parti biziz. Sen, ben, hepimiz.” (Brecht). Demek ki ayrılmada, özdeşim kurulan sınıf önceden varolmaz. Özgür bir özdeşim eylemi vardır, bu eylem kendine ait bir sınıf üretebilir de üretmeyebilir de.

Yabancılaşmadaki izafî özgürlük önceki bir imleyenler zincirine (S2) bağlıdır, ayrılmadaki mutlak özgürlük ise temelde objet petit a ile özdeşleşerek uzamı temizleyen özgür bir eylemdir, yeni bir imleyenler zincirini başlatacak bir Esas-İmleyen (S1) onu takip edebilir.

“Yabancılaşmaya karşı ayrılma” ayrımını vurgulamak için bilgisayar biliminden bir terim alacağım ve “sınıfa karşı öbek”ten söz edeceğim.

Bilgisayar biliminde, “sınıflandırma” önceden etiketlenmiş verilere dayanarak yeni verileri etiketleme görevidir. Bu yönteme “supervised” denir çünkü önceki etiketlere bağlıdır. Mantığı, simgesel düzenin önceden varolmasına bağlı olan “yabancılaşma”ya benzer. Öte yandan, “öbekleme” önceden konmuş etiketler olmadan verileri etiketleme görevidir. Bu yönteme “unsupervised” denir çünkü bağımsızdır, ve mantığı, simgesel düzene yeniden zemin veren “ayrılma”ya benzer. Bu benzerliğe dayanarak “sınıf yabancılaşması” ve “öbek ayrılması”ndan söz etmek anlamlıdır.

“Öbek” bir ön-sınıftır, imlenen bir şeydir, simgesel anlamda işlenmiş bir nesneler sınıfına dönüşebilir de dönüşmeyebilir de. Öbek, temelde Esas-İmleyenin kurucu eylemine zemin veren objet petit a’dır. Žižek’ten tanıdık bir örnek verelim, “dayanışma” sözünün Esas-İmleyen olarak kullanımını düşünün. Bu özel kelime, “dayanışma”, siyasî olarak yeni bir simgesel düzen kurmakta kullanıldığında, “dayanışmalı” faaliyetler toplamını imler, ki bu imleyici eylemin öncesinde bu toplam sınıflandırılmış bir bütün oluşturmaz. Yani bir Esas-İmleyen olarak kullanıldığında, “dayanışma” kelimesi başlangıçta bir faaliyetler sınıfını değil, bir faaliyetler öbeğini imler, ki bu öbek simgesel anlamda işlenmiş bir faaliyetler sınıfını üretip kurabilir de kurmayabilir de. Eğer imlenen faaliyetler öbeği geçici bir görüngüden ibaretse, o zaman “dayanışma” kısa sürede kaybolacak ve siyasî tarihten bir sayfa olarak hatırlanacaktır, kaybolan aracı olarak kritik bir rol oynamış olsa bile. Eğer imlenen faaliyetler öbeği kalıcı bir faaliyetler sınıfı olarak kendini kurabilirse, o zaman “dayanışma” kelimesi tam anlamıyla bir Esas-İmleyen olacak ve yeni bir imleyenler zincirini başlatacaktır.

Burjuva öbek ayrılmasında, “katı olan herşey buharlaşır” çünkü değer fazlasının toplumsal etkisiyle ilişkili çok sayıda faaliyet öbeği ısrarla ortaya çıkar. Ortaya çıkan burjuva faaliyet öbekleri, sermaye ve değer fazlasının kendini üreten döngüsünde rol alabildikleri ölçüde, kalıcı faaliyet sınıfları olarak kendilerini kurabilirler. Böyle tortulaşmalar “kâr”, “büyüme” gibi mefhumlara dayanan burjuva sınıf yabancılaşmasına yol açar. Burjuva öbek ayrılması zaman zaman büyük tarihsel olaylar yaratır, ama Esas-İmleyene yol açabilir de açmayabilir de, kaybolan aracı olarak yok olabilir.

İşçilerin öbek ayrılmasında, özneler kitleler hâlinde emek-güçlerine indirgenirler, burjuva yabancılaşma onları hem içerir hem dışarır. “İş”lerinde yabancılaşmış “işçi sınıfı” elbette vardır, ama işler her zaman tehdit altında, kırılgan ve güvencesizdir, o yüzden burjuva simgesel düzen altında hiçbir zaman sınıf hâlini alamayacak “işçi öbekleri”nden de söz etmek anlamlıdır. “İşçi öbekleri”nin bu kalıcı dışarılması “zaruret hakkı”nı (Hegel) üretir, bu da burjuva toplumdaki işçilere özel bir statü vererek proletarya mefhumunun mantıksal temelini oluşturur. İşçiler de Esas-İmleyenler ve kaybolan aracılar olarak büyük tarihsel olaylar yaratabilirler.

Proleter öbek ayrılmasında, proleter özne Parti’yi bedenlendirerek tarihsel faaliyet öbekleri gerçekleştirir. Eğer proleter özne kendini “tarih”in (büyük Öteki’nin) salt enstrümanı olarak algılarsa, statüsüne proleter sınıf yabancılaşması demek daha uygundur. Örneğin, “proletarya egemen sınıf olup kendini ortadan kaldıracak”, önceden varolan bir tarihsel gerekliliğin varsayılmasıdır ve proleter sınıf yabancılaşması olarak adlandırılmalıdır. Öbek ayrılmasının mutlak özgürlüğünde, tanınan/üstlenilen gereklilik tam da bu tanıma/üstlenme eylemi ile yaratılır, böylece proleter kendisini neyin tarih olmuş olacağını kararlaştıran özgür bir fail olarak algılar. Proleterin tarihsel müdahalesini oluşturan faaliyet öbekleri, kalıcı faaliyet sınıfları olarak kurulabilir de kurulmayabilir de. Proleterin tarihsel faaliyet öbekleri geçici de olabilir, simgesel düzene yeniden zemin vererek kaybolan aracılar olarak unutulabilirler. Proleter öbek ayrılmasında Parti “sana” bağlıdır, tersi değil. Haklı olanı kararlaştıran, “seni” de içeren Parti’nin “biz”idir. Brecht’in sözleriyle, “Belki biz yanılırız, belki sensin haklı. Öyleyse kopma bizden!”

Işık Barış Fidaner doktoralı bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler blogunun Admini, Žižekçi Analiz’in Admin/Editör/Küratörü, ve Facebook’taki “Žižek and the Slovenian School” grubunun adminlerinden birisidir. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Parallax View, sayfa 206. İngilizce metin: https://vanishingmediator.blogspot.com/2011/06/loop-of-freedom.html

1 Comment

Filed under çeviri

One response to “Özgürlük ve sınıf özdeşimi — Işık Barış Fidaner

  1. Pingback: Freedom and class identification — Işık Barış Fidaner – Žižekian Analysis