Žižek sonrası evren için Tanrı ve Doğa’yı yeniden tanımlamak — Işık Barış Fidaner

Öncelikle neden tanrı ve doğadan bahsedelim ve niye onları yeniden tanımlayalım? Žižek ve diğer kaynaklardan bildiğimiz gibi ne tanrı ne de doğa vardır, farklı nedenlerle ve farklı şekillerde de olsa. Žižek’e göre Hıristiyanlıkta tanrının kendisi kendi yokluğuna tanık olup bir ateist olur. Tanrı gibi doğa da varolmaz, ama daha radikal bir anlamda (kendi yokluğuna tanık bile olmaz). Tanrı ve doğanın ortak özelliği bazen bir büyük Öteki figürü işlevi görmeleridir, yani imleyenler olarak bilinçdışında etkide bulunsalar da tutarlı bir anlamda gerçekten varolmazlar. Peki “tanrı” ve “doğa” böyleyse, birer imleyen ise, neden onları imleyenler olarak yeniden tanımlamayalım? Buradaki derdim “tanrı” ve “doğa”yı dairesel olarak birbirlerine atıfla yeniden tanımlamaktır, öyle ki herhangi biri büyük Öteki rolü üstlenmeden anlam taşıyabilsinler.

Žižek okurları evrenselliği temellendiren istisna mefhumuna aşinadırlar. Bu mefhum doğrudan tanrı ve doğaya uygulanabilir: Tanrı doğanın evrenselliğini temellendiren istisnadır. Tanrı doğanın istisnasıdır, doğal yasalara bağlı değildir, ama tam da bir istisna olarak, evrensellik olan doğayı temellendirir, doğaya anlam verir, mesela insanlığa hizmet etme amacı gibi. Tanrı olmadığında, doğa, tek görünür işlevi bencilce kendini yeniden üretmek olan rastgele şeyler ve olayların anlamsız bir toplaşması olur. Doğa olmadığında ise tanrının işe yarar bir amacı olamaz. Tanrı doğadan yoksun olduğunda, işe yaramaz bir fail olur, hatta belki daha kötüsü, istismarcı bir canavar olur. [1]

Şimdi elimizde tanrıyı doğaya bağlayan iyi bir formül var, ama kendi başına yetersizdir, çünkü Žižek’ten bildiğimiz gibi, evrenselliği temellendiren istisna mefhumu eril bir mefhumdur. Bütün’ün Bütün-değil olduğu dişil karşılığı, ya da dişil “limit”i (matematiksel anlamda) de düşünmeliyiz.

Tanrı doğanın istisnası olmaktan çıkarsa ne olur? Doğanın tepesine çıkan aşkın bir Tanrı yerine, doğanın içinde barınan içkin bir tanrı olur. Eril Tanrı mefhumu, doğanın amaç ve anlamlarına beden veren aşkın bir varlıktır; dişil tanrı mefhumu, doğanın amaç ve anlamlarına beden veren doğal varlıklardan oluşan dağınık bir varlıktır. Bu işlem doğayı Bütün-değil yapar.

İki cinsiyet için de geçerli olan bir formül elde etmek istiyoruz. Tanrı-doğa ikilisini keyfiyet-iğdiş ikilisinin yer değiştirmesi olarak formülleştirelim. Bu şekilde ulaştığımız dairesel tanrı ve doğa tanımı iki ilişkili cümleden oluşur:

A. Tanrı doğanın keyfiyetidir.

B. Doğa tanrının iğdişidir.

A: Tanrı doğadaki amaçlılık ve anlamın (ya aşkın ya da içkin) bedenlenişidir. Ama Žižek’ten bildiğimiz gibi, bu anlam ve amaçlılığa eşlik eden keyfiyet dediğimiz altta yatan amaçsız bir anlamsızlık vardır. Keyfiyet insanları doğanın geri kalanından, bitkiler ve insan olmayan hayvanlardan ayırt eden insandışı fazlalıktır. Buna göre tanrıya doğanın keyfiyeti dememiz meşrudur. İmleme bakımından “tanrı”nın “doğa”ya getirdiği fark bir keyfiyet farkıdır.

B: Doğa tanrının sarf ettiği söze bağlıdır. Schelling’in Žižekçi yorumuna göre, doğa tanrının sözünden doğar, dürtüler tanrısının arzu tanrısına dönüşümünden doğar. Ama, bildiğimiz gibi, bu ilk söz aynı zamanda yabancılaşmayı getirir, simgesel iğdişi getirir. Doğa tanrının kendini iğdiş etmesinden kaynaklandığına göre doğaya tanrının iğdişi diyebiliriz. İmleme bakımından “doğa”nın “tanrı”ya getirdiği fark bir iğdiş farkıdır.

Şimdi elimizde iki cinsiyet için de geçerli, kendine atıf yapan bir tanrı ve doğa formülü var. Görelim:

Eril versiyonda, doğanın keyfiyeti olan tanrı doğayı evrenselleştiren istisna biçimini alır. Tanrı istisnai bir keyfiyet (amaçsızlık) olarak belirdiği zaman, doğa evrensel bir lüzum (amaçlılık) olarak belirir. Dinde Tanrı’nın biz salt ölümlülerin erişemediği aşkın amaçları olduğu söylenir, ama esasen Tanrı’nın keyif alması gerektiği ve bizim onun (tanımı gereği amaçsız) keyfine hizmet etmemiz gerektiği açıktır. Öte yandan, doğayı evrenselleştirmekle, onun istisnasına indirgenmekle, tanrı, doğa tarafından iğdiş edilir. İlk günah ve cennetten düşüş aynı zamanda tanrının kendi düşüşüdür. Hıristiyanlık İsa’nın çarmıha gerilmesi ile doğanın tanrıyı iğdiş etmesini sahneler.

Dişil versiyonda, doğanın keyfiyeti olan tanrı, doğayı evrenselleştiren aşkın bir varlık değildir, tanrısal bir keyfiyet gibi doğanın içine içkince dağılmıştır. Tanrısallık yine doğaya amaç ve anlam verir (eril versiyondaki gibi), ama tanrısal keyfiyet kendisini evrensel bir doğal lüzumun karşısına koymaz. Onun yerine, doğal lüzumlar tanrısal keyfiyetlerle iç içe örülürler. Buna göre mutlak amaçlar ve anlamlar yoktur, tüm amaç ve anlamlar reflexive olarak tanımlanır ve izafi olarak gerçekleşir. Bu durum simgesel iğdişin statüsünü değiştirir. Tek bir failin (Tanrı) tek bir lüzumla (doğa) iğdiş edilmesinden söz edemeyiz. Bunun yerine, iğdiş hem tanrı hem de doğaya içkindir, onların girift ilişkisine içkindir. Dişillikte amaçlılık (lüzum) ve amaçsızlık (keyfiyet) girift bir ilişki içine girer ve çözülmez olur. Keyfiyete lüzum (görev, mecburiyet) biçimi veren üstben buyruğu gibidir. [2]

Artık “tanrı” ve “doğa” imleyenlerinin erillik ve dişillikte nasıl işlediğini bildiğimize göre, erillik ve dişilliği tanrı ve doğa cinsinden yeniden tanımlayabiliriz.

A. Erillik tanrının doğaya istisna olmasıdır.

B. Dişillik tanrının doğayla örtüşmesidir.

(English)

Işık Barış Fidaner doktoralı bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler blogunun Admini, Žižekçi Analiz’in Admin/Editör/Küratörü, ve Facebook’taki “Žižek and the Slovenian School” grubunun adminlerinden birisidir. Twitter: @BarisFidaner

Notlar

1. Formülün öbür yönde işlememesine dikkat: “Doğa tanrının evrenselliğini temellendiren istisnadır” diyemeyiz. Tanrının evrenselliğini doğada gerçekleşen bir istisna (mesela bir mucize) ile temellendirmek mümkün olsa da, bu istisna doğal olmayacaktır ve ona “doğa” denemez.

2. Bkz. “Lüzum ve Keyfiyet” Işık Barış Fidaner

Leave a comment

Filed under şey

Comments are closed.