Joker üzerine devam: Apolitik nihilizmden yeni bir sola ya da Trump neden bir Joker değil? — Slavoj Žižek

11 Kasım 2019

Türkçesi: Serap Güneş, Işık Barış Fidaner

Todd Phillips’in Joker’i gibi bir film yapmanın mümkün olduğu bir Hollywood’u ve filmi mega bir gişe rekortmeni yapan kamuoyunu takdir ederek başlamalı söze. Ancak, filmin popülerliğinin sebebi, üst-kurgusal boyutunda yatıyor: Batman hikayesinin karanlık başlangıcını anlatıyor, öyle bir başlangıç ki, Batman mitinin iş görebilmesi için görünmez kalmak zorunda. Joker’i Batman mitine bu referans olmadan, düşürüldüğü kurban durumundan kurtulmak için palyaço maskesini benimseyen bir çocuk olarak hayal etmeye çalışalım. Olmaz, bir başka gerçekçi dramdan ibaret kalır. Şunu da hatırlayın: Time Out, Joker’i “gerçek anlamda kâbus gibi bir geç kapitalizm vizyonu” olarak tanımladı ve onu “toplumsal korku filmi” kategorisine soktu. Bu, yakın zamana dek hayal edilemez bir şeydi: toplumsal sefaletin gerçekçi bir tasviri ile düşlenmiş dehşet şeklindeki birbirinden apayrı iki janrın bileşimi; elbette, ancak toplumsal gerçeklik dehşet kurgusu boyutlarına ulaştığında işe yarayan bir bileşim.[1]

Medyada filme yönelik üç ayrı tavır, siyasal alanımızın üçlü bölünmüşlüğünü mükemmel yansıtıyor. Muhafazakârlar, filmin izleyiciyi şiddet eylemlerine kışkırtabileceğinden kaygılanıyor. Siyasi doğrucu liberaller, onda ırkçı ve başka klişeler (daha ilk sahnede, Arthur’u döven bir grup siyah genç var), artı, kör şiddete belli belirsiz bir düşkünlük buluyorlar. Solcular, toplumlarımızda şiddetin yükselişinin koşullarını hakikatli bir şekilde yansıttığı için filmi kutluyor. Ama Joker gerçekten de izleyicileri Arthur’un eylemlerini gerçek hayatta taklit etmeye mi kışkırtıyor? Kesinlikle hayır, çünkü Arthur-Joker bir özdeşleşme figürü olarak sunulmuyor. Aslında tüm film, biz izleyiciler için, onunla özdeşlemenin imkânsız olduğu temelinde gelişiyor. En sonuna dek bir yabancı olarak kalıyor o.

Joker gösterime girmeden önce, medya çoktan kamuoyunu bu filmin şiddeti kışkırtabileceği konusunda uyarmıştı. Bizzat FBI, filmin, It filminden Pennywise ve Joker gibi palyaçolarla kafayı bozmuş bir incel alt grubu olan Palyaço-incel’leri (Clowncel) şiddete kışkırtabileceği konusunda uyarıda bulunmuştu. (Filmin kışkırtması sonucu herhangi bir şiddet olayı yaşanmadı.) Film gösterime girdikten sonra, eleştirmenler onu nasıl kategorize edeceklerini bilemediler. Joker eğlenceye yönelik bir eser mi (tüm Batman serisinin olduğu gibi), patolojik şiddetin doğuşunun derinlemesine bir incelemesi mi, yoksa bir toplumsal eleştiri denemesi mi? Bu radikal sol duruş noktasından, Michael Moore, Joker’i “tam zamanında gelmiş bir toplumsal eleştiri ve Amerika’nın mevcut toplumsal hastalıklarının sonuçlarının mükemmel bir tasviri” olarak görüyor. Film Arthur Fleck’in nasıl Joker haline geldiğini keşfederken, bankacıların rolünü, sağlık hizmetlerinin çöküşünü ve zengin ile yoksul arasındaki bölünmeyi açığa vuruyor. Moore, bu sebeple, filmin gösterime girmesinden korkanlarla dalga geçmekte haklı: “Ülkemiz derin bir umutsuzluk içinde, anayasamız pel pel dökülüyor, Queens’li ipini koparmış bir manyağın nükleer kodlarına erişimi var – ama korkmamız gereken şey niyeyse bir film. […] Asıl gidip bu filmi GÖRMEMENİN topluma daha büyük tehlikesi var. […] Bu film Trump’ı anlatmıyor. Bize Trump’ı veren Amerika’yı anlatıyor – kimsesizlere, aç biilaçlara yardım etme ihtiyacı hissetmeyen bir Amerika.” Sonuç olarak, “Joker’le ilgili korku ve yaygara numaradan ibaret. İnsanları perperişan eden gerçek şiddete bakmamamız için bir dikkat dağıtmaca – 30 milyon Amerikalının sağlık sigortası olmaması bir şiddet eylemidir. Milyonlarca kadının istismara maruz bırakılması, milyonlarca çocuğun korku içinde yaşaması bir şiddet eylemidir.”

Ancak, Joker yalnızca bu Amerika’yı tasvir etmekle kalmıyor, “insanın rahatını bozan bir soru” da soruyor: “Mülksüzleştirilenler, gün gelir de karşılık vermeye karar verirse, ne olur? Ve kastettiğim, elinde dosyayla insanlara seçmen kaydı yaptırmak değil. Herkes bu filmin onlar için fazla şiddet içeriyor olabileceğinden kaygılanıyor. Hakikaten mi yahu? Gerçek hayatta başımıza gelen her şeyi düşününce bile mi?” Kısacası, film, “masum insanların, artık takatleri kalmadığında nasıl Joker’e dönüştüğünü anlamaya” çalışıyor: şiddete kışkırtılmış gibi hissetmek yerine, izleyici, “bu filme sizi yeni bir arzuya bağladığı için teşekkür edecektir – kendi kıçınızı kurtarmak için en yakın çıkışa koşmak değil, kalıp dövüşmek ve dikkatinizi her gün elinizde tuttuğunuz şiddet dışı güce odaklamak.”[2]

Peki ama, işler gerçekten böyle mi ilerler? Moore’un sözünü ettiği “yeni arzu,” Joker’in arzusu değil: bunu görmek için, insanın burada dürtü ile arzu arasındaki psikanalitik ayrımı koyabilmesi gerek. Dürtü zorlantılı-tekrarlayıcıdır; onda, aynı nokta etrafında yeniden ve yeniden dönen bir döngüye yakalanmışızdır; oysa arzu, yeni bir boyuta açılan bir kesilme yaratır. Joker, bir dürtü varlığı olarak kalır: filmin sonunda, bir gücü yoktur ve şiddet patlamaları, sadece iktidarsız öfke patlamaları, kendi temel güçsüzlüğünün dışa vurumu olan eylemlerdir. Moore’un tarif ettiği arzunun ortaya çıkması için, bir adım daha ileri gitmek gereklidir. Joker’in patlamalarından “kalıp dövüşebilen ve dikkatini her gün elinde tuttuğu şiddet dışı güce odaklayabilen” biri haline gelebilmek için, öznel tutumda ilave bir değişikliğin başarılması gerekecektir. Bu gücün farkına vardığınızda, acımasız bedensel şiddetten feragat edebilirsiniz. Paradoks, mevcut sisteme tehdit teşkil edecek anlamda gerçekten şiddetli hale gelebilmenizin ancak fiziksel şiddetten feragat ettiğinizde mümkün olmasıdır.

Bu, Joker’in eyleminin kaçınılması gereken bir çıkmaz olduğu anlamına gelmez. Daha ziyade, bir tür Malevich momenti, minimal bir protesto çerçevesinin sıfır noktasına indirgemedir. Malevich’in beyaz bir yüzey üzerindeki ünlü siyah karesi, onun tarafından yutulmamak için dikkatli olmamız gereken bir tür öz-yıkım uçurumu değil, yeni bir başlangıca ulaşmak için geçmemiz gereken bir noktadır. Yüceltmeye alan açan ölüm dürtüsü momentidir. Ve, Siyah Kare gibi minimalist resimlerinde, Malevich bir resmi onun çerçeveye ve arka plana minimal zıtlığına nasıl indirgediyse, Joker de, protestoyu minimal içeriksiz öz-yıkıcı biçimine indirgemiştir. Dürtüden arzuya geçmek, nihilist öz-yıkım noktasını geride bırakmak, bu sıfır noktası işlevini yeni bir başlangıç yapmak için, bir dönüş daha gerekmektedir. Ancak, Joker’in dersi, mevcut düzene dair yanılsamalardan kurtulmak için bu sıfır noktasından geçmemiz gerektiğidir.

Joker’in karanlık dünyasına dalmamız, başka şeylerin yanı sıra, bizi Siyaseten Doğrucu yanılsamalardan ve basitleştirmelerden de kurtarıyor. Bu dünyada, cinsel ilişkiye girmek için karşılıklı rızanın gerçek anlamda rıza olduğu fikrini kimse ciddiye alamaz: “‘rıza söylemi’nin kendisi koca bir aldatmaca. Karanlık, rahat kaçıran, acımasızca zalim, travmatik cinsellik aleminin üzerini temiz ve düzenli, anlaşılır bir eşitlikçi toplumsal adalet dili ile örtme amaçlı nahif bir çaba. İnsanlar, ne istediklerini bilmez, arzularından rahatsız olurlar, nefret ettikleri şeyler arzularlar, babalarından nefret ederler ama babaları ile sikişmek isterler, annelerinden nefret ederler ama anneleri ile sikişmek isterler, vb., sonsuza dek.” Joker’in o yabani kahkahası ile “rızası vardı, o zaman sorun yok,” iddiasına tepki verdiği kolayca hayal edilebilir – annesi onun hayatını böyle mahvetmişti… Ve Joker (tam anlamıyla şiddet kurbanı), rızayı bir gerekçelendirme olarak nasıl kenara iterse, birinin, başka birini yatağa atmak için kimliği hakkında yalan söylemesinin tecavüz olduğu fikrini de kenara itecektir.

“Elbette, dümdüz dolandırıcılık kötü bir şey, insanların birbirine yalan söylemesi, birbirlerini istismar etmesi kötü bir şey. Ama birbirimize sürekli yalan söylemiyor muyuz, olmadığımız insanlar gibi davranmıyor muyuz, zavallı solucanlar olduğumuz halde ‘gerçek erkek’mişiz gibi yapmıyor muyuz, partnerlerimizden daha seksi birisiyle sevişmeyi düşlemiyor gibi yalan söylemiyor muyuz, vb.? Sırf yataktan çıkabilmek için her gün kendimize söylediğimiz parçalı ve eksikli hakikatlerden oluşan sonsuz türbülanslı bir girdaptan bulup çıkararak, sadece birbirimizi gerçekten anlayabilmek adına, bir kere olsun ‘hakikat’i söylemek, aslında, istisnai bir durum olacaktır.”[3]

Kısacası, seks ibretlik bir yalanlar alanıdır… Bu sıfır noktası, kaybedecek hiçbir şeyi olmayanların deneyimi (veya Arthur’un filmden bir sözünü alıntılarsak, “Kaybedecek hiçbir şeyim kalmadı. Artık kimse zarar veremez bana. Hayatım komediden ibaret.”), bir zamanlar proleter bir pozisyon dediğimiz şeyin günümüzdeki versiyonudur. Burası, Trump’ın bir tür iktidar olmuş Joker olduğu fikrinin sınırlarına ulaştığı yer: Trump kesinlikle bu sıfır noktasından geçmedi. Kendi tarzında müstehcen bir palyaço olabilir ama o bir Joker figürü değil: Trump’a benzetmek, Joker’e hakaret olur. Filmde baba Wayne, basit anlamda, iktidarın müstehcenliğini gösteren bir aracı olarak bir “joker.”

Şimdi M.L. Clark’ın benim kendi felsefemi Joker’in nihilist duruşunun bir versiyonu olarak okurken gülünç bir şekilde hataya düştüğü noktayı görebiliriz: “Žižek’in uydurmasyon-popüler-bilimle-buluşan-Hegelci-felsefesi, tek objektif gerçekliğin, Bir Şeyin meydana gelebileceği Hiçlik olmayıp, bundan ziyade, gerçek varoluşu payandalayan hakiki hiç-burger ile ona anlam atfetmeye dönük çaresiz girişimlerimizin ahlak yoksunluğu arasındaki gerilim olduğu konusunda bıkıp usanmaksızın ısrar ediyor.” Kısacası, benim için, temel ontolojik olgu, en üst düzeyde anlamsız boşluk/yarık ile bizim (insanlığımızın) bu kaotik yarığa evrensel bir anlam atfetme girişimlerimiz arasındaki gerilimmiş. Böylesi bir pozisyonda özel bir şey yok: insanları, içine atıldığımız dünyanın kaosuna bir anlam atfetmeye dönük kahramanca girişimlerde bulunan varlıklar olarak algılayan belirli bir varoluşsal hümanizmi yeniden üretmekten ibaret. Ancak, Clark’a göre, burada Joker’e doğru bir adım daha atıyorum: iptidai kaotik Boşluk’a anlam atfetmeye yönelik tüm girişimler, bu boşluğu örteceğinden ve dolayısıyla da ikiyüzlüce olacağından, yani bunlar, varoluşun temel saçmalığından kaçtıklarından, ahlak yoksunluğu eylemleridirler—ya da, bu noktayı uçlaştırırsak, ahlaklılığın kendisi (gerçekliğe evrensel bir anlam atfetme girişimleri), bir tür ahlak yoksunluğudur. Dolayısıyla tek tutarlı ahlaki duruş, tam nihilizmdir, kaotik yaşamımıza ahlaki bir düzen dayatmaya dönük her girişimimizin şiddetle imhasını keyifle benimsemektir, kavgalarımızın üstesinden gelmemizi sağlayacak her evrensel hümanist projeyi reddetmektir:

“ortak insanlığımızın anlık kavgalarımızdan ve sonsuz kişisel farklılıklarımızdan güçlü olduğu konusunda istediğimiz kadar ısrar edelim, […] Joker’ler ve Žižek’ler asla ikna olmayacak. İdeolojik çerçeveleri, onları kalan toplumsal gerilimlere işaret edip durmaya zorluyor: daima, daha iyi sentezlenmiş bir toplumsal bütüne doğru kolektif baskımızın bir parçası olacak olan kaos.”[4]

Ben, elbette ki, bu radikal nihilizm duruşunu yalnızca açık siyasi bağlılıklarıma tamamen zıt değil, kendi kendisiyle de çelişkili görüyorum: bu duruş nihilist yıkımda ve ikiyüzlülüğünün maskesini düşürmede, sahte-ahlaki rakibinin kendisini dayatmasını gerektiriyor. Incel’ler, palyaço incel’ler ve bizzat Joker’in uyguladığı, trajediyi ters yüz edip muzaffer komediye dönüştürmeye yönelik tüm umutsuz girişimlerin sınırı işte burada yatar. TV sunucusu Murray’i öldürmeden hemen önce Joker ona şöyle der: “Dışarıdaki hayatın nasıl olduğunu gördün mü Murray? Aslında hiç stüdyodan dışarı çıktın mı? Herkes birbirine bağırıp duruyor. Kimse artık medeni davranmıyor! Kimse öteki adam olmanın nasıl bir şey olduğunu düşünmüyor. Thomas Wayne gibi adamların benim gibi biri olmanın nasıl bir şeye benzediğini hiç düşündüğünü mü sanıyorsun? Kendileri dışında herhangi biri gibi olmanın? Düşünmüyorlar. Oturup iyi oğlanlar gibi her şeyi olduğu gibi kabul edeceğimizi sanıyorlar! Kurt adama dönüşüp vahşileşmeyeceğimizi düşünüyorlar!” Neşeli yıkım iddiası, bu yakınmaya asalak kalıyor. Joker mevcut düzenin yıkımında “fazla ileri” gitmez; somut olumsuzlamasını öneremeyerek, Hegel’in “soyut olumsuzluk” dediği şeye sıkışıp kalır.

Bu olumsuzlamanın Freudyen adı ölüm dürtüsü olduğu sürece, Trump’ın onu yargılamaya dönük girişimler karşısındaki öz yıkımcı savunmasını ölüm dürtüsü olarak karakterize etmemeye dikkat etmeliyiz.[5] Evet, Trump suçlamaları reddediyor ama eşzamanlı olarak kendisine yönelik suçlamaları teyit ediyor (hatta onlarla övünüyor) ve savunmasıyla yasayı ihlal ediyor. Ancak böylece sadece (olağandan daha açık şekilde de olsa) hukukun üstünlüğünü teşkil eden paradoksu sahnelemiyor mu, yani, bizzat hukukun uygulanmasını düzenleyen failliğin, kendisini hukuk egemenliğinden muaf tutması gerektiği olgusunu?

Dolayısıyla evet, Trump davranış şekliyle müstehcen ama bu şekilde yaptığı şey, hukukun kendisinin zıddı olan müstehcenliği ortaya çıkarmaktan ibaret; eylemlerinin “olumsuzluğu”, tamamen onun hırslarına ve selametine (yönelik algısına) tâbi. Joker’in sahnelediği mevcut düzenin öz-yıkımından çok uzak o. Trump’ın kuralları çiğnemekle böbürlenmesinde intihara ilişkin hiçbir şey yok. Yolsuz seçkinlerin rahat vermediği, ABD’yi yurtdışında güçlendiren sert bir başkan olduğuna ve yalnızca kuralları çiğneyen biri Washington’daki bataklığın gücünü ezebileceğinden, sınırları çiğnemesinin gerekli olduğuna dair mesajının parçasından ibaret bu. Bu iyi planlanmış ve son derece mantıklı stratejiyi ölüm dürtüsü gibi okumak, sol liberallerin, Başkan ülke için iyi bir iş yaparken, kendilerinin bürokratik-yasal dırdırlarla uğraştıkları izlenimini yaratarak, nasıl da aslında kendileri bir intihar eylemi içinde olduğunun bir başka örneği.

Christopher Nolan’ın Kara Şövalye’sinde, Joker tek hakikat figürüdür. Gotham Şehrine yönelik terör saldırılarının hedefi nettir: Batman maskesini çıkarıp gerçek kimliğini gösterdiğinde sonlanacaklardır. O zaman, Joker’in istediği şey, bu ifşanın toplumsal düzeni ortadan kaldıracağı inancıyla Maske’nin ardındaki hakikati ifşa etmek midir? Ama o da maskesiz bir adam değildir, aksine, tamamen maskesi ile özdeşleşmiş bir adamdır, maskesi OLAN bir adamdır. Maskesinin arkasında hiçbir şey, “sıradan bir adam” falan yoktur. Bu yüzden Joker’in hiç arka plan öyküsü yoktur ve belirli bir motivasyondan yoksundur: onu motive eden derin travmalar olması gerektiği fikriyle dalga geçerek, yaraları konusunda farklı insanlara farklı hikayeler anlatır. Joker filminin, kendisini olduğu şahsiyete dönüştüren travmatik olayları anlatarak tam da Joker için bir tür sosyo-psikolojik çıkış öyküsü sunmayı hedeflediği intibaı oluşabilir.[6] Sorun, harap olmuş ailelerde büyüyen ve zorbalık gören binlerce genç oğlanın da aynı kaderden mustarip olması, ama yalnızca bir tanesinin bu koşulları benzersiz Joker figürüne “sentezlemesidir.” Yani, Joker bir dizi patojenik koşulun sonucudur ama bu koşullar ancak Joker zaten ortaya çıkmışken, geçmişe dönük olarak değerlendirildiğinde bu benzersiz figüre yol açar. Hannibal Lecter’la ilgili ilk romanlardan birinde, Hannibal’ın canavarlığının bahtsız olayların sonucu olduğu iddiası reddedilir: “Ona hiçbir şey olmadı. O oldu.”

Ancak, Joker tam zıddı anlamda okunabilir (ve okunmalıdır) ve “Joker” şeklindeki esas figürü teşkil eden eylemin, Arthur’un kendi durumunun nesnel koşullarını aşmasını sağlayan özerk bir eylem olduğu iddia edilebilir (edilmelidir). O kendi kaderi ile özdeşleşir ama bu özdeşleşme özgür bir eylemdir: bunda, kendisini benzersiz bir öznellik figürü olarak konumlandırır…[7] Bu ters yüz oluşu, filmde kahramanın şöyle dediği anda kesin şekilde konumlandırabiliriz: “Beni gerçekten kahkahaya boğan ne, biliyor musun? Hayatımın trajedi olduğunu düşünürdüm. Şimdi fark ediyorum ki, lanet bir komediymiş.” Bu eylem sebebiyle, Joker ahlaklı olmayabilir ama kesinlikle etiktir. Arthur’un bunu söylediği ana dikkat edilmelidir: annesinin yatağının başında, yastığı alıp bastırarak onu öldürdüğü sahne. O vakit, annesi kimdir? Arthur’un onun varlığını tarifi şöyle: “Bana hep gülümsememi söylüyor, hep mutlu görünmemi. Benim neşe ve kahkaha yaratmak için var olduğumu söylüyor.” Bu, en saf haliyle analık süperegosu değil mi? Ona Arthur değil Happy (Mutlu) demesine şaşmamalı. Annesinin kontrolünden (onu öldürerek), onun kahkaha atmasına yönelik komutuyla özdeşleşmek suretiyle kurtuluyor.

Ahlak, ortak İyiliğimiz bakımından başkalarıyla nasıl ilişkilendiğimizi düzenler, etik ise arzumuzu tanımlayan Davaya sadakatimizle ilgilidir, bu sadakat haz ilkesinin ötesine geçer. Temel anlamda ahlak, toplumsal adetlere karşıt değildir; antik Yunan’da eumonia yani topluluğun ahenkli iyiliği denilen şeye bağlıdır. Antigone’nin başlangıcında birinin (o noktada kim olduğunu bilmeyiz) Kreon’un yasağını ihlal ettiği ve Polynices’in bedeniyle cenaze ayini yaptığı haberine koronun verdiği tepkiyi hatırlamalı. Devletin eumonia’sını bozan aşırı şeytani eylemlere karışan “şehirsiz parya” olarak örtük olarak cezalandırılan Antigone’nin kendisidir. Eumonia oyunun son satırlarında yeniden öne sürülür: “Mutluluğun en önemli kısmı / o halde bilgeliktir — tanrılara / saygısızlık etmemektir, zira küstah insanların övünçleri / büyük ceza darbeleri getirir / böylece yaşlılıkta insanlar bilgeliği bulabilirler.”

Eumonia’nın bakış açısından Antigone kesinlikle şeytani/tekinsizdir. Başkaldıran eylemi şehrin “güzel düzenini” bozan ölçüsüz bir aşırı ısrar duruşudur; onun koşulsuz etiği polis’in ahengini ihlal eder ve tam olarak “insan sınırının ötesindedir.” İroni odur ki Antigone kendisini insan düzenini sürdüren kadim yasaların muhafızı olarak sunsa da acibe ve acımasız bir iğrençlik olarak eylemde bulunur. Onda kesinlikle soğuk ve canavarca bir şey vardır, onunla sıcak-insani kızkardeşi Ismene arasındaki karşıtlıkta ortaya çıkar bu. Ve işte bu aynı anlamda Joker etiktir ama ahlaki değildir.

Arthur’un soyadına da dikkat etmeli, Fleck Almanca’da leke/nokta anlamına gelir. Arthur toplumsal yapıda ahenksiz bir lekedir, orada yeri yoktur. Ama onu leke yapan şey sadece onun zavallı marjinal varoluşu değil, öznelliğinin bir özelliğidir, zorlantılı ve denetimsiz kahkaha patlamalarına meylidir. Bu kahkahanın statüsü paradoksaldır: tam anlamıyla uzakındır (ex-timate, Lacan’ın neolojizmini kullanırsak), yakın ve dışsaldır. Arthur bu kahkahanın onun öznelliğinin çekirdeğini oluşturduğunda ısrar eder: “Hani bana kahkahamın bir hastalık olduğunu, bende yanlış bir şey olduğunu söylerdin ya? Öyle değil. Gerçek ben oyum.” Ama tam olarak bu şekliyle, kahkaha onun dışındadır, kişiliğinin dışındadır; kahkahayı, denetleyemediği özerkleşmiş bir kısmi nesne olarak deneyimler – bu açıkça Lacan’ın “semptom ile özdeşleşme” dediği şeydir (ya da daha ziyade “sinthome”: anlam yükü taşımaz, bilinçdışından gelen kodlanmış bir mesaj taşımaz, ama bir keyif şifresidir, öznenin keyfinin temel formülüdür). Buradaki paradoks şöyledir: standart Ödipal senaryoda bireyi ana arzusunun elinden kurtaran şey Babanın Adı’dır; Joker’de baba işlevi hiçbir yerde yoktur, o yüzden özne anneyi ancak onun süperego komutu ile aşırı-özdeşleşerek geride bırakabilir.

Film sadece Joker’in sosyo-psikolojik çıkış öyküsünü vermekle kalmıyor, ayrıca protestoların Joker’in liderlik ettiği yeni kabile biçimini aldığı toplumu da kınıyor. Joker’in hamlesinde öznel bir eylem var, ama buradan hiçbir yeni siyasi öznellik ortaya çıkmaz: filmin sonunda Joker yeni bir kabile lideri olur, ama siyasi programı yoktur, olumsuzluk patlamasından ibarettir. Murray ile konuşmasında Arthur eyleminin siyasi olmadığını iki kere vurgular. Palyaço makyajıyla ilgili Murray ona sorar: “Ne bu yüz? Yoksa protestoya mı dahilsin?” Arthur’un yanıtı: “Hayır, onlara hiç inanmıyorum. Hiçbir şeye inanmıyorum. Sadece performansıma iyi gideceğini düşündüm.” Sonra yine: “Ben siyasi değilim. Sadece insanları güldürmeye çalışıyorum.”

New York Times’da A. O. Scott bu yüzden konuya hatalı yaklaşır, “hiçbir konusu olmayan bir öykü” diyerek Joker’i reddeder: “Görünüş ve ses /…/ ciddiyet ve derinlik belirtiyor, ama film hafif ve sığ.” Joker’in son duruşunda “ciddi ve derin” hiçbir şey yoktur. Onun isyanı “hafif ve sığ”dır, ama filmin tamamen umutsuz olan mesajı budur. Filmin evreninde militan Sol yoktur; küreselleşmiş şiddet ve yozlaşmanın düz dünyasıdır. Yardım etkinlikleri oldukları gibi yansıtılmıştır: eğer orada bir Rahibe Theresa figürü olsaydı, mutlaka Wayne’in örgütlediği yardım etkinliğine, ayrıcalıklı zenginlerin bu insaniyetçi eğlencesine katılırdı. Fakat Joker isyanına olumlu bir alternatif sunmuyor demekten daha aptalca bir Joker eleştirisi hayal etmek zordur. Öyle bir film çekildiğini hayal edin: fakir, işsiz, sigortasız, sokak çeteleri ve polis şiddetine kurban olanların şiddetsiz protestolar ve grevlerle kamuoyunu harekete geçirdiği öğretici bir hikâye. Bu Martin Luther King’in ırksal olmayan yeni bir versiyonu olurdu … ve aşırı sıkıcı bir film olurdu, Joker’i izleyicilere bu kadar çekici kılan delice aşırılıklar eksik olurdu.

Burada esas meseleye dokunuyoruz: şiddetsiz protesto ve grevler bir Solcu için iktidardakilere etkili baskı yapmanın bariz tek yolu olduğundan, burada siyasi mantıkla anlatı etkisi arasındaki basit aralıkla mı uğraşırız? (kabaca, Joker’in vahşi patlamaları siyasi olarak çıkmaz sokaktır ama hikâyeyi ilginç kılarlar) Yoksa Joker’in öz-yıkım duruşunda içkin bir siyasi gereklilik de var mıdır? Benim hipotezime göre Joker’in durduğu öz-yıkıcı sıfır noktasından geçilmesi gereklidir. Gerçeklikte değil, ama bunu bir tehdit, bir imkân olarak deneyimlemek gerekir. Ancak bu yolla var olan sistemin koordinatlarının dışına çıkılabilir ve gerçekten yeni bir şey tasavvur edilebilir. Joker’in duruşu bir çıkmaz sokaktır, tam bir kördüğümdür, gereksiz ve verimsizdir, ama paradoks odur ki bu çıkmazın gereksiz karakterini görmek için oradan geçmek gerekir. Var olan zavallılıktan onun yapıcı şekilde aşılmasına giden doğrudan bir yol yoktur.

Doğu Avrupa Komünizmi’nin düşüşünü yorumlarken Habermas son tahlilde Sol Fukuyamacı olduğunu kanıtlamış, var olan liberal-demokratik düzenin en iyi imkan olduğunu, ve onu daha adil vb. kılmaya çalışsak dahi temel öncüllerini zorlamamak gerektiğini sessizce kabullenmişti. İşte bu yüzden birçok Solcunun Doğu Avrupa’da anti-Komünist protestoların büyük yoksunluğu olarak gördüğü şeyi hoş karşıladı: bu protestoların Komünizm-sonrası geleceğe dair yeni vizyonlarla güdülenmemiş olması. Ona göre, Orta ve Doğu Avrupa devrimleri “düzeltici” ya da “ara kapatmacı” devrimlerdi: amaçları, bu toplumlara Batı Avrupalıların zaten sahip oldukları şeyi kazandırmaktı, yani Batı’nın Avrupalı normalliğine yeniden katılmalarıydı. Fakat, Hong Kong protestoları bu çerçeveye uyar gözükse de, dünyanın farklı yerlerinde süregiden protesto dalgaları bu çerçeveyi sorgulama eğilimindedir – ve işte bu yüzden “joker” gibi figürler onlara eşlik eder. Bir hareket var olan düzenin normatif temellerini sorguladığında, şiddetli aşırılıkları olmayan barışçıl protestolar bulmak neredeyse imkansızdır.

Filme atıf yaparak bitirelim: Joker’in zarafeti, öz-yıkıcı dürtüden özgürlükçü bir siyasi projenin “yeni arzu”suna (Moore) yönelik kritik hamlenin filmin öyküsünde eksik olmasıdır: bu eksikliğin doldurulması biz izleyicilerden istenir.

P.S. Bu metinden parçalar internette dolaşıma girdi. Bu parçalardan kaynaklanan birçok kafa karışıklığını dağıtan bütünlüklü versiyonu yayınladığı için LARB’ın “The Philosophical Salon”una müteşekkirim.

Notlar:

[1] Joker’in ayrıca bir üst-kurgu olduğu açıktır: Batman öyküsünün çıkışını verir, Batman efsanesinin işlemesi için bu çıkışın görünmez kalması gereklidir – ama bu yönünü burada göz ardı edeceğiz.

[2] Alıntı: https://www.good.is/the-five-most-powerful-lines-from-michael-moores-masterful-joker-review.

[3] Mike Crumplar, kişisel iletişim.

[4] https://www.patheos.com/blogs/anotherwhiteatheistincolombia/2019/10/tribelessness-secular-zizek-joker/.

[5] Bkz https://www.lrb.co.uk/v41/n20/judith-butler/genius-or-suicide.

[6] Filmi görmeden önce sadece eleştirel tepkilere bakarak filmin Joker figürünün toplumsal çıkışını verdiğini düşünmüştüm; şimdi filmi gördükten sonra Komünist özeleştiri ruhuyla kabul etmeliyim ki haksızdım: edilgen kurbanlıktan yeni bir öznellik biçimine geçiş filmin temel momentidir.

[7] Palyaço incel’ler sadece kendi koşullarınca belirlenmezler: genel olarak incel’lerden daha çok onlar kendi acılarını bir keyif biçimine dönüştüren simgesel bir jest sahnelerler – belli ki kendi hallerinden keyif alırlar, gururla onu sergilerler, ve dolayısıyla ondan sorumludurlar, sadece talihsiz koşulların kurbanı değildirler.

1 Yorum

Filed under çeviri

One response to “Joker üzerine devam: Apolitik nihilizmden yeni bir sola ya da Trump neden bir Joker değil? — Slavoj Žižek

  1. Geri bildirim: Nazar Noktası — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER