Psikanaliz ve BDT — Agnès Aflalo

(Psikanalizin Başarısız Suikasti kitabından bir kısım)

Psikanalizin bilişsel-davranışçı terapilerle (BDT) hiçbir ortak yanı yoktur.

Psikanalize göre semptom bir “bozukluk” değildir, duyulması gereken susturulmuş bir hakikattir. Semptom aynı zamanda acı çekmeye yol açan paradoksal bir tatmini de (keyfiyet, jouissance) içerir. Tedavi, kelimelerin taşıdığı keyfiyetin ağırlığını su yüzüne çıkaran diyalektik bir yordamdır. Kelimeler hakikati çevreler, özne bunun farkına varmaz. Semptomun bu iki yüzünü –dil ve keyfiyet– kavramak öznenin kendi öyküsünü okumasını ve onu yine kendine ait kılmasını sağlar. Sonra keyfiyetinin bir kısmını geride bırakabilir ve arta kalanından sorumlu olabilir, hayatının yaygın ahlaka uyumlanması gerekmez ama bu yüzden kuralsız da olmaz. Psikanalist, kendini analiz etmiştir, ve kendini bu düşlemsel keyfiyetten koparmıştır. Önyargıdan muaftır ve danışanın kendisine uyan özel sipariş tepkisini icat etmesini sağlayabilir.

BDT’ye göre semptom kendine özgü bir hakikati barındırmaz: Bir “bozukluk”tur, yani hatalı koşullandırmadan kaynaklanan bir arızadır ve bütün hastalar için aynı kriterlerle tanımlanmıştır. Dolayısıyla tedavi de bütün herkes için aynıdır ve el kitaplarında yazılıdır. BDT terapisti nedir? Bir operatördür (hemşire, eğitimci, psikolog veya psikiyatr olabilir), el kitabını ezberlemiştir, standart prosedürü adım adım uygular ve eşleşen tepkiyi dayatır.

Yöntemin temeli koşullandırma/koşulsuzlandırma prosedürüdür. Bütün bilişsel-davranışçı terapiler eski Pavlov kuramından ilham alır. Pavlov yirminci yüzyılın başında sindirim bezleri uzmanıydı. Bir hayvana her yemek verildiğinde sistematik olarak bir zil çalındığında, kısa sürede sadece zili çalarak hayvana tükürük salgılatılabildiğini buldu. İşte temel model budur. Fikir, bu modeli insanlara taşımak, insanlara otoriter öğrenme prosedürleri uygulamaktır. Kendi zamanında hemen itibarını kaybetmişti, ama sonradan ABD’de yeniden canlandı. Bu canlanma, 1960’larda öne çıkan “bilişsel psikoloji” olarak bilinen psikoloji dalından öğelerle birleştirilerek sağlandı. Bilişsel psikoloji, beyin işlevinin modeli olarak bilgisayarlı bilgi işlemeyi alır. Daha sonra bu altta yatan önkabul, yeni “terapi”lerin ilkesi oldu: Rus köpeği + Amerikan bilgisayarı = insan.

Bu düpedüz zorlama pratiği ahlakî önyargılarla desteklenir; öznenin, kendi değer ve arzularının özgüllüğünden bağımsız olarak bunlara uymaya zorlanması, onun için mahvedici olabilir. Yöntem gereği ızdırap vererek danışanın tedavisini amaçlayan “aversif” prosedürlerde bu böyledir. Mesela örümcek fobisi olan bir çocuk, ne kadar şikayet ederse etsin, kaygısı durana kadar örümceklerle temas içine sokulur. Terapistlerin kendi sadist düşlemlerine ifade yolu bulduklarını düşünür insan, John Watson’un zamanında onbir aylık bebekler üzerinde yaptığı deneylerde olduğu gibi, ya da bu tür tedavilere dirençli mental engelli hastalar üzerinde daha yakın zamanda kullanılan elektrik şoklarında olduğu gibi.

Daha genel anlamda, bu terapilerin esas kaynağı telkindir: Terapist ona verilen yetkiyi kullanır, onda varsayılan bilgiyi kullanır, ve ısrarla kendi görüşlerini dayatır. Freud telkinden vazgeçmişti çünkü sonuçlarının kalıcı olmadığını gördü, semptomları ortadan kaldırmıyor, sadece yerlerini değiştiriyordu. Freud bilinçdışını böyle keşfetti ve psikanalizi böyle icat etti. Sonuçları, daha yavaş olsa da daha büyüktür ve daha kalıcıdır çünkü öznenin kendi ölçüsüne göre yapılmışlardır.

Psikanalizin etiğinin BDT’nin sert mental ortopedisiyle hiçbir alakası yoktur. Bu ikisini aynı “psikoterapi” sepetine koymak gerçekten meşru mudur?

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

1 Yorum

Filed under çeviri

One response to “Psikanaliz ve BDT — Agnès Aflalo

  1. Geri bildirim: Nazar Noktası — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER