Simgesel Angajman ile Gerçek Angajman — Işık Barış Fidaner

Bilinç ile bilinçdışı arasındaki psikanalitik ayrımı dikkate alarak iki tür angajmanı birbirinden ayırt etmeliyiz. [1] Bu metinde bunu yapacağım.

Zor bir felsefî metni okuduğunuzu düşünün. Cümleleri fiilen takip ettiğinizde, içerimlerini ayırt edebildiğinizde, metinle bilinçli olarak angaje oluyorsunuz demektir. Bilinçli angajmanın bir başka örneği belli bir siyasî partiyi ya da belirli düşünce çizgileri olan belli bir yayını fiilen takip etmenizde olur. Bilinçli angajmanın bir başka örneği birini (mesela kız/erkek arkadaşınızı) sevmenizde ve aşkınızı açıkça ilan etmenizdedir. Böyle bir konuma “simgesel angajman” diyorum; buna “ilişki” de denir. Herhangi bir simgesel angajmanınız olduğunda, aklınızda bu belirli angajmanınıza ilişkin bir grup düşünce ve fikir tutmanız muhtemeldir, ki konu açılırsa söyleyecek bir şeyiniz olsun, ya da en azından ilginizi ilan edebilesiniz, öyle ki söyledikleriniz simgesel angajmanınıza delil olabilsin. Böyle bir ilişkinin kurumlaştırılması “akademisyen”dir: Onun işi, belli “çalışma alanları”ndaki belli “konular”la bir dizi etkin simgesel angajmanın sürdürülmesi ve iyileştirilmesidir.

Simgesel angajmanın büyük sırrı, varolmamasıdır (Lacan: “Cinsel ilişki yoktur”); bu yüzden de bir adamın bir kadına olan aşkı o kadının simgesel varoluşunu kanıtlayamaz (Lacan: “Kadın yoktur”). Yine bu yüzden birçok akademisyen “impostor sendromu” denen şeyden muzdariptir. Elbette bir kadının (erkek gibi) gerçek bir varoluşu vardır (Lacan: “ex-sistence”) ama bu gerçek varoluş ancak o kadının simgesel angajmanları ile karşıtlık içinde gerçekleşebilir: Kadının gerçek varoluşu ancak onun simgesel angajmanları bozulduğu zaman kanıtlanır. Onun simgesel angajmanları, onun gerçek varoluşu karşısında bir savunma mekanizması olarak biçimlenir; gerçek varoluş simgesel angajmanlardan önce gelir ve onları başarısızlığa uğratır. Başka bir deyişle, onun gerçek varoluşu simgesel angajmanın bozulmasına sebep olur, ki bu angajmanın tamamen bozulması değildir. Psikanalitik bilinçdışı mefhumu şu formülde özetlenebilir: Simgesel angajmanın bozulması gerçek angajmandır.

Şimdi bilinçli angajmanınızı yitirdiğinizi düşünün: Okuduğunuz ağır felsefî metnin paragraflarına boş boş bakıyorsunuz. O siyasi partinin toplantılarını takip edemez hâle geldiniz, ya da o yayındaki düşünce çizgisini artık takip edemiyorsunuz. Ya da, artık ona “seni seviyorum” diyemiyorsunuz (Etki Altında Bir Kadın filmindeki sahne gibi: “Beni seviyor musun?” “Ben, ıı… Ben, ıı… Gel şu bulaşıkları toplayalım.”). Dışsal bir sebeple dikkatiniz dağılmış gibi gözükebilir (yani “Başka bir parti, başka bir adam/kadın vardır” vb.) ama gerçekten öyle midir? (Lacan’ın dediği gibi, “Başkası yoktur”) Sebebin içkin olması kuvvetle muhtemeldir: Nesne sizin onunla olan simgesel angajmanınıza sığmaz ve onu aşar, böylece ilişki yahut aşkınızı çürütür. Önceden angaje olunan nesne hâlâ psişenize katılmaktadır, ancak bastırılmış ya da inkâr edilmiş olarak.

Yani paragrafa boş boş bakarsınız çünkü o cümleler, içlerindeki imleyenlerle ilişkili başka “alâkasız” düşünceleri tetiklemiştir. Ya da siyasi toplantılara dayanamazsınız çünkü konular sizi “alâkasız” şeyleri düşünmeye iter. Ya da o adamın/kadının yanında rahatsız hissedersiniz çünkü onun belirli davranışlarından akılcı bir neden yokken rahatsız ve tedirgin olursunuz. Simgesel angajmanı çürüten, bozan ya da yok eden şey, bir başka angajman türüdür; ben buna “gerçek angajman” diyorum. Bilinçdışından gelir ve mündemiç olarak olumsuz bir kuvvettir. Gerçek angajman kaygı olarak algılanır. Alâkasızlık kılığına girmiş derin bir alâkadır. Bir psikanalist bu kılığın arkasını görebilir ve yorumlayarak alâkasını açığa çıkarabilir.

O hâlde bilinçli simgesel angajman nedir? Bilinçdışı gerçek angajman karşısında bir savunma mekanizmasıdır. Nesnenin gerçek varoluşundan kişiyi koruyan bir perde olarak olumlu ve olumsuz fetişlerin (iyi ve kötü nesnelerin) elde tutulmasına dayanır. Bu gibi angaje edici fetişler yedekleriyle birlikte düştüğünde tezahür eden şey ise simgesel angajmanın bozulmasıdır, buna semptom denir. Semptom simgesel olarak yetkilendirilmemiştir çünkü fetişler olmadığı zaman simgesel yetkilendirme başarısız olur. Semptom, öznenin irade veya arzusu ile alâkasını yorumlamaya dayanan bir “gerçek yetkilendirme” (kendini-yetkilendirme) gerektirir. [2]

Simgesel bilinçli angajmanı kaybetmek, gerçek bir bilinçdışı angajmana işaret eden basit bir yadsımadır. İmkânsız bir nesnenin kaybını sahneleyerek onu en azından düşlem içinde elde eden melankoliye benzer. [3] Melankolik arzunun bir “anıt” ile yalıtılması olarak simgesel yas, melankolinin gerçek angajmanı karşısında bir simgesel savunmadır. [4] Melankoli “kayboldu” der. Simgesel yas “tamamen kaybolmadı” der.

Gerçek angajmanın kendisini de kaybetmek (kaybın kendisini kaybetmek) mümkündür, bu da yadsınmanın yadsınmasıdır: Bu, arzunun kendi metonimisi olarak gerçek yastır, belirli nesnelere angaje değildir. Gerçek yas “hiç olmadı” der.

(İngilizcesi)

Işık Barış Fidaner doktoralı bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler blogunun Admini, Žižekçi Analiz’in Admin/Editör/Küratörü, ve Facebook’taki “Žižek and the Slovenian School” grubunun adminlerinden birisidir. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Daha önce “çaba”yı “angaje olmuş emek-gücü” diye tanımlamıştım. Bkz “Çaba, angaje emek-gücüdür”

[2] Bkz “Fetişlerin Simgesel Yetkilenmesi ile Semptomların Gerçek Yetkilenmesi”

[3] Bkz “Her arzu melankolik arzudur”

[4] Bkz “Symbolic Mourning and Real Mourning, Paranoia and Cynicism”

Terrabayt’ta yayınlandı.

6 Yorum

Filed under şey